Ekrem İmamoğlu'nun Mart 2025'ten bu yana tutuklu bulunan kampanya direktörü Necati Özkan, Halktv.com.tr yazarı İsmail Saymaz'a gönderdiği "Necati Özkan'dan Hakikat Mektupları" başlıklı yazısında, tutukluluk süreci ve hakkında açılan davalara ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Silivri Cezaevi'nden kaleme aldığı altıncı mektubunda Özkan, "Bizim hukuk sistemimizde tutuksuz yargılama esastır, tutukluluk ise istisnadır. Öyleyse 500 güne ulaşan bu tutukluluk neden devam ediyor? Bu, düşman ceza hukuku uygulaması değil midir?" ifadelerini kullandı.
Hakkındaki suçlamaların hiçbirinin görev ve yetki alanına girmediğini söyleyen Özkan, "Yetkinin olmadığı bir yerde suçun varlığından söz edilemez" dedi.
"59 KİŞİYE NEDEN BU TEMEL PRENSİP UYGULANMIYOR?"
Yargılandığı dosyalarda iddiaları destekleyen somut delil bulunmadığını belirten Özkan, mektubunda şunları kaleme aldı:
"Bizim hukuk sistemimizde tutuksuz yargılama esas, tutukluluk istisnadır, değil mi?
Öyle ise İBB Davasında delilsiz ispatsız 16 aydır özgürlüğünden mahrum bırakılmış olan
59 kişiye neden bu temel prensip uygulanmıyor? Bu ay 500. güne ulaşmış olacak bu uzun
cezalandırma düşman ceza hukuku uygulaması değil midir? Bunca büyük ve keyfi zulmü
uygulayan iradenin adil, haklı ve doğru bir irade olduğu söylenebilir mi?

"HİÇBİR KANIT SUNULMAMIŞTIR, ÇÜNKÜ YOKTUR"
Tarafıma atfedilmiş olan ve mahkeme huzurunda tek tek çürüttüğüm suçlamalar
ne profesyonel ne de kişisel olarak sahip olduğum bir yetki alanına girmektedir.
Kanunlarımıza göre bir kişinin hukuken sorumlu tutulabilmesi için, isnat edilen eylemi
gerçekleştirebilecek bir yetkiye veya pozisyona sahip olması gerekir. Dosya içeriğinde İBB
veya iştirakleri içinde herhangi bir karara, eyleme veya yetkiye sahip olduğumu gösteren
hiçbir kanıt sunulmamıştır, çünkü yoktur. Yetkinin olmadığı bir yerde suçun varlığından
bahsedilemez.
Yine 2014 - 2025 yılları arasındaki eylem ve kararları yargılayan dosyada yer alan hiçbir
belgede, dijital kayıtta veya iletişim süreçlerinde tarafıma ait bir imza, paraf, onay veya
dijital iz bulunmamaktadır. Çünkü hiçbir belediye veya iştirak şirketinin yetkilisi olmadım.
Böyle bir yetkim veya imzamın bulunmayışı, iddiaların dayanaksız olduğunu da sübuta
erdirdi.
"DELİL YOKSA, SUÇ DA YOKTUR"
Ceza hukukunun bir diğer temel ilkesi 'suçun şüpheye yer bırakmayacak şekilde
kanıtlanması ve suçlunun suç işleme iradesinin açık varlığı' ilkesidir. Oysaki
yargılandığım her iki davada da iddiaları destekleyecek nitelikte hiçbir somut ve maddi
delil bulunmamaktadır. Keza dosyadaki hiçbir tanık ifadesinde suç işlemeye yönelik
irademin olduğuna ilişkin iddia dahi yoktur. Hukuk, yorumlarla veya varsayımlarla değil,
delillerle işler. Delil yoksa, suç da yoktur.
"DURUŞMANIN İLK CELSESİNDE TEMELSİZ KALDI"
Keza, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan tarihimizin en absürt 'Casusluk
Davası'nın 11 Mayıs 2026’da yapılan ilk duruşmasında da açıkça görüldü ki, ortada ne
devlet sırrı var, ne devletin veya kamunun gizli kalması gereken sırlarını temin var, ne de
bu bilgilerin verildiği bir devlet veya organizasyon var.
Tam tersine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlerin yetkilendirdiği bir kişi olarak Hüseyin Gün isimli iş adamının mahkemeye sunduğu yetki belgesi, kendisinin casus olmak bir yana hükümet lehine yurt dışında çalıştığını kanıtlıyordu. Özetle, ortada TCK 328/1 maddesi kapsamında bir espiyonaj suçunun işlendiği iddiası duruşmanın ilk celsesinde temelsiz kaldı.
"İBB DIŞI WEB SİTELERİNDEN SIZDIRILDIĞINI KANITLAMIŞTI"
Gerek avukatımın dosyaya ibraz ettiği uzman mütalaası, gerekse mahkemenin re’sen
atadığı bilirkişinin raporu, 'Casusluk Davası'nın açılma nedeni olarak gösterilen 23
Haziran 2019 yerel seçimlerinde İBB’den hiçbir veri sızıntısının olmadığını; Dark web’de
satışa sunulmuş olan ibb.gov.tr uzantılı sadece 17 mailin söz konusu olduğunu, bunların
tamamının 2005-2018 yılları arasında Ukrayna ve Polonya kökenli iki hacker tarafından,
İBB dışı web sitelerinden sızdırıldığını kanıtlamıştı.
"İDDİALARIN HAKİKAT DIŞILIĞI DA ORTAYA ÇIKTI"
Bu 17 e-mailin sadece iki tanesinin gerçek olduğu, söz konusu mail adreslerinin her
birinde kullanılan şifrelerin ise (en az 12 karakter içermedikleri, büyük ve küçük harfleri
bir arada kullanmadıkları, harflerin yanı sıra rakam ve özel karakter içermedikleri
için) İBB sisteminden alınmış olamayacağı, İBB Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’nın 3 Nisan
2026 tarihinde İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazdığı cevabi yazıyla bir kez daha
sabit hale geldi.

Böylelikle 'Casusluk Davası'nın tümüyle hakikat dışı bir kumpas ve masum vatandaşlar
aleyhine kurgulanmış açık bir tertip olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Üstelik e-mailleri
kullandığı anlaşılan eski İBB çalışanlarının 2000-2001-2005-2014-2015 ve 2018 yıllarında
işten ayrılmış oldukları da belli oldu. Bir başka ifadeyle, İBB’den herhangi bir veri sızıntısı
olmadığı gibi, yıllar önce işten ayrılmış İBB çalışanlarının artık aktif olmayan e-mailleri
üzerinden seçim manipülasyonu yapıldığı iddialarının hakikat dışılığı da ortaya çıktı.
"YARGI SİSTEMİ KEYFİ BİR HUKUKSUZLUĞU GÖSTERE GÖSTERE UYGULUYOR"
İster bu hafta yapılacak İBB Davasını izleyin, isterseniz 6 Temmuz Pazartesi günü
yapılacak olan sözüm ona 'Casusluk' Davasını izleyin; aynı şeyi göreceksiniz: Bu ülkede
bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı sistemi keyfi bir hukuksuzluğu göstere göstere
uyguluyor. Devlet vatandaşına hizmet etmek yerine orantısızca zulmediyor. Masum
vatandaşlarının özgürlüğünü siyasi saiklerle elinden alıyor.
"DEVLETİMİZİN BU DURUMA DÜŞÜRÜLMESİNE İZİN VERMEYELİM."
Size hatırlatmak isterim ki; orantısız devlet gücünün masum vatandaşlar üzerine böylesine
keyfi biçimde boca edilmesi sadece zulüm değildir. Aynı zamanda devletin ve milletin
geleceğini, birliğini ve varlığını tehdit eder. Osmanlı Sadrazamı Tunuslu Hayreddin
Paşa’nın yaklaşık iki asır önce uyardığı gibi 'İktidar hukukla sınırlandırılmadıkça ve
mülkiyet devletin keyfiyetinden kurtarılmadıkça ne hürriyet kaim olabilir ne de devlet
payidar kalabilir.'
Hiçbir saikle devletimizin bu duruma düşürülmesine izin vermeyelim. Ne bugün ne de
yarın."