Ana içeriğe geç

Sinema ve gastronomi buluştu

Uluslararası Gastronomi Film Festivali 2’nci kez Çeşme Al¬tın Yunus otelinde düzenlendi.

Sinema ve gastronomi buluştu
Dünya Gazetesi
16

Gülper Ergün Urla’da başlattığı bu eşsiz buluşmayı bu yıl Çeşme’ye ta­şımış ve çok da iyi olmuş. Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli içten bir destek sağlamış ve bizzat katı­larak da festivalin bir parçası oldu. Ben yine ümitlendim hayata, gen­cecik, pırıl pırıl, modern bir kadın belediye başkanı geleceği ne kadar farklı şekillendirebilir güç yeter­se… Yolu açık olsun!

Çok güzel gastronomik belgesel filmler, çok iyi söyleşiler dinledim. Bilim, Gastronomi ve Ekoloji pane­linden çıkmak istemedim. İsmail Ertürk ekoloji alanının uluslarara­sı boyutunu anlattı; gastronominin çağımızın pek çok şeyi bir araya ge­tiren bir unsur olduğunu belirtti. Ekolojinin günümüzdeki önemi­ne vurgu yapan Ertürk, sıcaklık ile birlikte iklimde yaşanan değişim­lere değindi. Zafer Yenal da "Bilim o kadar basit alanlarda bile mut­fağa giriyor ki hatta belki şöyle bir laf söyleyebiliriz; mutfakta en ha­kiki mürşit ilimdir, fendir. Bilimsel olmayan, birçok da işe yaramayan şehir efsaneleri var mutfaklarda. Bunlardan arınmamız lazım’’ dedi. Sonuna kadar katılıyorum.

“Fermente Filmler” oturumun­da Ercan Kesal, sinema ve senar­yo yazım sürecinin tıpkı fermen­tasyon gibi zaman, sabır ve dö­nüşüm gerektirdiğini belirterek, yaşanmışlıkların ancak olgunlaştı­ğında hikâyeye dönüştüğünü söy­ledi. Yazma sürecinde kendisini dış dünyadan soyutladığını ifade eden Kesal, “Senaryo yazmak bir çeşit fermentasyondur. Bozulursu­nuz, beklersiniz, mayalanırsınız. O maya vakti geldiğinde bir senaryo olarak önümüze çıkar” dedi. Sevgi­li Levon Bağış ise yemeklerin yal­nızca birer lezzet deneyimi olma­dığını, aynı zamanda insanın ço­cukluğuna, anılarına ve yaşadığı coğrafyaya uzanan güçlü bir hafıza taşıdığını söyledi. Yemekle kuru­lan bağın çoğu zaman nostaljik bir yolculuk olduğunu belirten Bağış, “Annenizin yemeğinin çok iyi ol­ması sadece yemeğinin iyi olma­sı değil, evde onun yanında yediği­niz anıları da yeniden yaşatmaktır” ifadelerini kullandı. Yemeklerin ve kokuların insanı geçmişe götüren özel bir güce sahip olduğunu vur­gulayan Bağış, bu hafızanın sine­mada anlatılan hikâyelerle de güç­lü bir bağ kurduğunu dile getirdi.

Benim moderasyonunu üstlen­diğim panelde sevgili dostlarım Erkan Can ve Güven Kıraç konuş­macıydı.

Güven Kıraç yemek sahnelerin­de oyuncuların herhangi bir görün­tüde aksama, değişiklik olmaması adına çok dikkatli davrandıklarını söyledi. Erkan Can ise yemeğin bir filmin kilit noktası olduğu anlattı. Filmlerin çoğunda tüm kritik olay­ların yemek sahnelerinde çözüldü­ğüne dikkat çekti, sorunların çö­züme kavuşmasının yanı sıra yeni olayların başlangıcının da yemek sahneleri olduğunu aktardı. “Ge­mide”nin sütlaç, “Duvara Karşı”­nın dolma, “Baba 2”nin Küba pas­tası sahnelerine baktık, üzerine ko­nuştuk, çok güldük.

Festivalin Seçki Kurma­ca Film etkinlikleri kapsamın­da “The Cake Dynasty” filmi katı­lımcıların ilgisini çekti. Lollike fil­min dört yıl önce entegrasyonu anlatmak amacıyla yapıldığını be­lirterek, “Danimarka 5,5 milyon nüfuslu bir ülke ve özgürlük değer­lerine çok odaklanıyor. Bu durum, kimlik değerlerine ilişkin farklı yaklaşımları da beraberinde geti­rebiliyor. Film, entegrasyon süre­cini ve Müslümanlara yönelik ön­yargıları ele alıyor. Dört yıl sonra filmi yeniden izlediğimde ise belki de çok farklı fikirler ortaya koymuş olabileceğini düşünüyorum” dedi.

Bende kalan daha çok şey var Çeşme’den, Uluslararası Gastro­nomi Film Festivali’nden… Emeği geçenlerin eline sağlık.

Samsun’da Türk mutfağı haftası

Türk Mutfağı Haftası kutla­maları kapsamında kadın emeği­ni görünür kılan, başarılı girişim­ci Vennas Akyol’un zarif daveti ile hem Samsun mutfağını tanıma fırsatını buldum, hem de Günse­li Kato’nun sohbetine katıldım, geçtiğimiz haftaların en çok iz bı­rakan buluşmasıydı diyebilirim. Venn Otel’in Samsun mutfağı­nı yansıtan menüsü birçok yerel üreticinin lezzetlerinin seçkisi. Buluşmanın ilk günü düzenlenen çay saatinde nokul, kıvratma, kay­maklı lokum ve su böreği ikram edildi. Akşam yemeğinde ise yerel otlar, mezeler ve deniz ürünleri ile hazırlanmış nefis bir sofra kurul­du, çok iyi pişmiş dışı çıtır, içi su­lu kalkan tavası hepimizi mest et­ti. İkinci gün ise Samsun göçmen mutfağını deneyimledik. Asırlık Mübadil Lezzetler kitabı yazarı Sevda Tanyıldız’ın yönetiminde ile oluşturulan menü 1923 Müba­delesi ile topraklarından ayrılmak zorunda kalan Kavala, Drama, Se­lanik ve Makedonya göçmenleri­nin yanlarında taşıdıkları o en de­ğerli mirasın yansımasıydı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın şehre kazandırdığı Samsun Mü­zesi hem Cumhuriyet tarihimize ışık tutuyor hem de Amisos Tümü­lüsleri kazılarından çıkan o eşsiz hazineleri sergiliyor. Müzeden çı­kıp sahil şeridine doğru ilerlediği­nizde, Bandırma Vapuru sizi kar­şılıyor. Duygulanmamak elde de­ğil, gezen herkesin gözleri dolu. 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a çıkan Mustafa Kemal'in zihninde çoktan filizlenmiş olan Türkiye Cumhuri­yeti ve yaktığı o özgürlük ateşi her birimizin kalbinde ilk günkü gibi parlamaya devam ediyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler