Ana içeriğe geç

'Şule' oyuncularına linç... AK Parti Grup Başkanvekili Dr. Leyla Şahin Usta: Hala 50'lerin zihniyeti kenarda duruyor

24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'nün sorularını yanıtlayan AK Parti Grup Başkanvekili Dr. Leyla Şahin Usta, "Dizi yayınlandığı andan itibaren, aslında ilk çekilmeye başlandığına dair duyurular yapıldığında da oyuncularla ilgili birtakım linç kampanyaları başladı. Sonrasında gala gecesi, galanın ardından, tabii de yayınlanmaya başlamasıyla bu linç kampanyası daha da büyüdü. Şunu gördük; hâlâ 50'lerin, 60'ların Türkiye'sindeki zihniyetin bir kenarda durduğunu gördük. Fırsat bulunca hemen saldırmaya başlıyorlar" dedi.

Akşam
16

AK Parti Grup Başkanvekili Dr. Leyla Şahin Usta, 24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'nün sorularını cevapladı.

'Dizi yayınlandığı andan itibaren, aslında ilk çekilmeye başlandığına dair duyurular yapıldığında da oyuncularla ilgili birtakım linç kampanyaları başladı. Sonrasında gala gecesi, gala'nın ardından, tabii de yayınlanmaya başlamasıyla bu linç kampanyası daha da büyüdü. Şunu gördük; hâlâ 50'lerin, 60'ların Türkiye'sindeki zihniyetin bir kenarda durduğunu gördük. Fırsat bulunca hemen saldırmaya başlıyorlar..'

'Şule, senin hikâyen aslında uzun zamandır üzerinde tartıştığımız bir mesele. Özellikle bir dizi ya da film yapılması konusu yıllardır gündemimizdeydi.Biz, Şule Yüksel Şenler Vakfı olarak Şule ablanın mirasını yaşatmak ve yeni nesillere aktarmak için büyük bir gayret içerisindeyiz. Bu doğrultuda sadece dizi değil, Şule ablayla ilgili pek çok faaliyet yürütüyoruz. Ancak dizi fikri, hem Şule ablayı hem de onun mücadelesini, aynı zamanda 1950'lerin ve 1960'ların Türkiye'sini anlatabilmek açısından bize çok kıymetli geldi. Çağın şartlarına uygun bir anlatım diliyle yeni nesillere ulaşmak için önemli bir fırsat olarak gördük.Böyle bir dizinin hayata geçirilmesi yönünde çalışmalar başladığında biz de doğal olarak sürecin bir tarafı ve ortağı olduk. Çünkü Şule ablanın mirasının en doğru şekilde anlatılmasını bir sorumluluk olarak gördük.Daha çekim aşamasında, dizinin yapılacağı ve oyuncuların belli olduğu duyurulduğunda bazı linç kampanyaları başladı. "Böyle bir dizide nasıl oynarlar?" şeklinde tepkiler ortaya çıktı. Ardından gala gecesi yapıldı, oldukça güzel ve ihtişamlı bir organizasyon gerçekleşti. Ancak fragmanların yayınlanması ve dizinin ekrana gelmesiyle birlikte bu linç kampanyaları daha da büyüdü.Bu süreçte şunu gördük: 1950'lerin ve 1960'ların Türkiye'sindeki o zihniyet tamamen ortadan kalkmış değil. Belki bir köşede bekliyor, fakat fırsat bulduğunda yeniden ortaya çıkıyor ve saldırmaya başlıyor. Adeta dişlerini göstermeye hazır şekilde bekleyen bir anlayışla karşı karşıyayız.Dizideki Özge karakteri de aslında günümüzü temsil ediyor. Dizi içinde bir dizi çekildiği için, Özge karakteri bu projede yer alma teklifi aldığında benzer baskılarla karşılaşıyor. Kendisine, "Bu projede oynarsan bir daha sektörde iş yapamazsın, bizimle bütün ilişkilerin kesilir" gibi sözler söyleniyor.İlginç olan şu ki, dizide anlatılan bu durum sadece kurgu değil. Biz bunu gerçek hayatta da yaşadık. Oyuncularımız benzer baskılarla karşı karşıya kaldılar ve sonrasında aynı linç kampanyalarının hedefi oldular.Ben bunun sebebini hâlâ fosilleşmiş bir zihniyetin varlığına bağlıyorum. Birilerine saldırarak kendi varlığını ortaya koymaya çalışan bir anlayıştan söz ediyoruz. Kendileri ortaya somut bir şey koymuyorlar. Söyledikleri şeylerin çoğunun doğru olmadığını da biliyoruz. Ancak bu linç kültürü üzerinden kendilerini görünür kılmaya çalışan bir kitlenin varlığı maalesef hâlâ devam ediyor..'

'Toplum için bir şey yapıyorsanız, toplumun önündeyseniz eleştirilere açık olmanız lazım. Ama iş eleştiriden çıkıp hakarete, iftiraya varıyorsa eğer o noktada elbette ki doğruyu söylemekle yükümlüyüz.'

Tam tersine, insanın kendi haliyle olması ve bunu yansıtması aslında en doğru ve en doğal olanı.Ama siyasette farklı bir durum da var. Çünkü toplumun önündesiniz. Aslında bu sadece siyasetle ilgili bir şey de değil. Siz de tanınan bir isimsiniz; program yapıyorsunuz, yazıyorsunuz ve özellikle sosyal medyada yorumlarınızla, yazılarınızla biliniyorsunuz.Dolayısıyla insan, kendi evindeki ya da en yakın çevresindeki haliyle kamusal alanda birebir aynı şekilde davranamaz. Bu herkes için geçerli. Bir edep ölçüsü, bir nizam vardır. Siyasetin özünde de biraz bu bulunuyor.Elbette toplum için bir şey yapıyorsanız, toplumun önündeyseniz eleştirilere açık olmanız gerekir. Bu son derece normal ve doğru bir durumdur. Ancak iş eleştirinin ötesine geçip hakarete ve iftiraya dönüşüyorsa, o noktada doğruyu söylemekle yükümlüyüz.Eğer ortada bir yanlış, bir iftira ya da bir hakaret varsa, sonuna kadar doğrunun söylenmesinden yanayım. Belki bu yüzden insanlar beni biraz daha cesur görüyorlar. Ama açıkçası bu benim karakterimde de olan bir şey. Üniversiteden atıldığım dönemde de aynı tavrı gösteriyordum.

'CHP'yi görüyorsunuz, kendi içinde de büyük bir kavga var. Kendi içlerindeki bu kavganın da üstünü örtmek, kendi hatalarını ve ayıplarını gizlemek için insanlar bağırıp çağırıp birilerine saldırma ihtiyacı duyabiliyor'

Maalesef toplumun beklentilerinin farklı olduğunun da farkındayız. Bir taraftan insanlar, bu kadar bağrışmanın, çağrışmanın ve tartışmanın hoş olmadığını söylüyorlar. Haklılar da; gerçekten hoş değil. Çünkü siyaset aslında bu değil.

Ama mesele sadece karşı tarafla kavga etmek de değil. Şu an CHP'yi görüyorsunuz, kendi içinde de büyük bir kavga var. İşte bazen kendi içlerindeki bu kavganın, hataların ya da ayıpların üstünü örtmek için insanlar bağırıp çağırmaya, birilerine saldırmaya ihtiyaç duyabiliyorlar.

Kaynağa Git

İlgili Haberler