Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, CNBC-e'den Emre Eser'e dezenflasyon programına yönelik değerlendirmelerde bulundu.
Programın reel sektör üzerindeki etkilerinin son bir yılda şiddetlenerek devam ettiğini dile getiren Aran, "Programın devam ettiğini düşünürsek oldukça sıkışık bir ikinci 6 ay bizi bekliyor" ifadelerini kullandı.
Program kapsamında finansal güçlüklere dayanabilen KOBİ’lerin sonraki süreçte daha güçlü çıkacaklarını da sözlerine ekledi. Aran, program uzadıkça sistemde ayakta kalması gereken oyuncuların da etkilenebileceğini ve bu nedenle dikkatli olunması gerektiğini söyledi.
"Odak enflasyonun sürdürülebilir şekilde tek haneli noktalara getirilmesidir"
Aran, batışların sistematik hale dönüşmediği sürece sağlıklı bir eleme olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekerek "Enflasyonla mücadele programında odak, enflasyonun düşürülmesi ve enflasyonun sürdürülebilir şekilde tek haneli noktalara getirilmesidir" dedi. Aran, bunun Türkiye için de ekonomi için de sanayici için de sevimli yanı olmayan, oldukça zorlayıcı bir program olduğunu kaydetti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu programın başarıya ulaşıp ulaşmadığını, yolunda gidip gitmediğini gösteren öncü göstergeler, adeta programın karnesi niteliğindedir. Sanayicinin şikayet ettiği konular; ülke büyümesinin potansiyel büyümenin altında kalması, istihdamda işsizlik oranının artması, ekonomide talebin azalması ve talepte daralma yaşanmasıdır. Aslında bunlar, programın hedefe yaklaştığını ve enflasyonda artık düşüş beklentisinin oluşabileceğini gösteren gelişmelerdir. Bazen ne yaptığımızın, amacımızın ne olduğunun ve sonrasında yaptıklarımızla karşılaştığımız sonuçlar arasındaki bağlantıyı kurmadan, ortaya çıkan sonuçları problem olarak adlandırıyoruz.
Gerçekçi olmak gerekirse, enflasyonla mücadele programı bedeli yüksek olan, bu tarz sonuçları doğuran ve tüm sanayinin şikayet etmesine neden olan bir programdır. Hiç kolay değildir. Programa dair eleştiriler yükselirken ve söylemler sertleşirken, bunun arkasında yatan temel neden; enflasyonun düşürülmesi ve başarıya ulaşıldıktan sonra sürdürülebilir bir büyüme hikayesi yazılabilmesi için çekilmesi, katlanılması gereken sancılı bir dönüşüm sürecinin yaşanıyor olmasıdır.
Bunu biraz dillendiriyor, biraz da görmezden geliyoruz. Programın uzamış olması da önemli bir etkendir. Üç yıllık bir programla başlanmıştı. Enflasyonun üç yılda tek haneye gelmesi hedefleniyordu. Ancak bugün üçüncü yıl dolmuş olmasına rağmen enflasyon hala tek haneye değil, yüzde 30'lar seviyesindedir. Bu durum sanayiciyi, 'Ben buna daha ne kadar katlanacağım? Başka tedbirler olamaz mı?' söylemine yöneltiyor. Sonuç olarak, enflasyonla mücadele programının bir an evvel hedeflerine ulaşması ve sürdürülebilir büyüme döngüsüne geçilmesi gerekiyor. Bu süreç uzadıkça sıkıntılı alanlardaki sohbetlerimiz ve eleştirilerimiz de artacaktır. Programın bir an önce hedeflerine ulaşmasıyla birlikte söylemler arasındaki ayrılığın ve farklılığın da azalacağını düşünüyorum. Bana göre, tartışmalarda çoğu zaman söylenmeyen kısım da tam olarak budur".
Dijitalleşme, verimlilik artışı ve sürdürülebilir büyüme hedefleri
Aran, İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve Türkiye İş Bankası'nın KOBİ’lerin dijitalleşme, verimlilik artışı ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda hayata geçirdiği “Değer Odaklı Dijitalleşme ve Büyüme Programı”na dair de konuştu.
Aran da programın, imalat sanayi ve KOBİ’ler açısından önemli bir dönüşüm niteliği taşıdığını vurguladı. Mevcut ekonomik konjonktürde finansmana erişimin zorlaştığı bir ortamda bu gibi projelerin öneminin daha da arttığını belirten Aran, şöyle konuştu:
“Günümüzde KOBİ’lerin sadece ayakta kalmasından değil uluslararası pazarlara açılmalarını ve küresel rekabette fark yaratacak boyutta iş modellerini dönüştürecek, değiştirecek başarı hikayeleri yazmalarından bahsediyoruz. İSO ile iş birliği yaptığımız bu programda tüm bileşenleri; teknolojinin işletmelerde doğru yerde doğru şekilde kullanıldığında bunun ne kadar yüksek katma değer oluşturabileceğini gösterecek tarzda konumlandırdık. Program; hem veriden değer üretmeyi hem de fiziksel bir ürünü hizmete dönüştürmeyi, insan yetkinliklerini geliştirmeyi ve şirketlerin jeostratejik dayanıklılığını artırmayı hedefliyor. Geleneksel bir şirketin verimlilik artış hikayesine veriyi etkin kullanma ve hizmetleştirme yaklaşımıyla stratejik değer yaratma boyutunu ilave ettiğinizde bu hisse fiyatına, şirket değerine, rekabet gücüne etki edecek kazanımlar ortaya çıkarıyor. Ben bunların çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Yapay zekanın gücünden sanayimizin sonuna kadar yararlanma imkanı sunacak programın Türkiye'nin üretim kapasitesinin ve rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlayacağına; projeden faydalanan KOBİ ve sanayi işletmeleri arttıkça büyük başarı hikayeleri yazılacağına inanıyorum“.
Aran, İş Bankası’nın programın danışmanlık sürecindeki ilk fazına destek vereceğini, ayrıca sonrasında geri dönüşü olacak yatırımların hayata geçirilmesi sırasında finansman desteği sağlayacağını da söyledi.