Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu belgesi kabul edilen Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasının üzerinden 103 yıl geçti.
24 Temmuz 1923'te imzalanan ve adını İsviçre'de barış konferasının yapıldığı kentten alan anlaşma ile Türkiye'nin siyasi ve iktisadi bağımsızlığı tescillendi.
Ankara hükümeti ve o dönem "Düvel-i Muazzama" olarak bilinen büyük devletler arasında yapılan müzakerelerde Boğazlar üzerinde egemenlik ve Musul'un durumu gibi neticelendirilemeyen meseleler de oldu.
Lozan Antlaşması'nı en çok tartışılan soruları üzerinden inceledik.
Ankara hükümetinin önceliği neydi?
Gazi Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Ankara hükümeti, Yunan işgal güçlerini yendikten sonra İngiltere ve Fransa ile 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi'ni imzaladı.
Ateşkesin ardından Ankara hükümeti ve İstanbul'daki saltanat yönetimi İsviçre'de düzenlenecek barış konferansına davet edildi.
Bunun üzerine 1 Kasım 1922'de TBMM kararıyla saltanat kaldırıldı. Böylece Lozan'da Türkleri sadece Ankara hükümeti temsil etti.
Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü Öğretim Üyesi Profesör Doktor Sevtap Demirci, Lozan'daki temel amacın "iktisadi ve siyasi bağımsızlığı almak" olduğunu söylüyor.
BBC Türkçe'ye konuşan Demirci, Ankara hükümetinin "Sahada kazanılanları diplomasi masasında tescil ettirmek için Lozan'da bulunduğunu" vurguluyor.
Türkiye'den İsviçre'ye gönderilen heyete Atatürk'ün silah arkadaşı ve dönemin Dışişleri Bakanı İsmet Paşa başkanlık ediyordu.
Kendisi, Mudanya'da da Ankara hükümetini temsilen masaya oturmuştu.
Konferansa İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan ve Romanya'nın yanı sıra daha sonra Yugoslavya adını alacak Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı da katıldı.
Ayrıca ABD gözlemci, Sovyetler Birliği ise Boğazlar meselesi özelinde katılımcı olarak davet edilmişti.
Hollanda'daki Utretch Üniversitesi'nden tarihçi Doktor Ozan Özavcı, Türk heyetinin en önemli önceliklerinden birinin "Ermeni yurdu sorunu" olduğunu söylüyor.
Lozan Barış Antlaşması hakkında uluslararası akademik araştırma ve bilgi paylaşımı girişimi The Lausanne Project'in kurucusu Özavcı, ülkenin doğusunda bir Ermeni ülkesi kurulması planlarının Ankara hükümeti için "kesinlikle kabul edilemez" olduğunu vurguluyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Osmanlı borçlarının halledilmesi de çok önemli bir süreçti ve o dönem en uzun tartışılan konulardan bir tanesiydi."
Ankara hükümeti, Lozan'da Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan borçların imparatorluk dağıldıktan sonra kurulan ülkeler arasında taksim edilmesi gerektiğini savundu.
Bu yaklaşım Lozan'da kabul edildi. En büyük payı üstlenen Türkiye, ödemelerini 1954'te tamamladı.
Ankara hükümeti ayrıca Türkiye ile Avrupa devletleri arasındaki Batı Trakya, Ege adaları ve nüfus mübadelesi gibi konuları da çözüme kavuşturmayı hedefliyordu.
Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doktor Murat Arslan, Lozan'ın Ankara hükümetinin ulus devlet olarak tescil edilmesi anlamına geldiğini savunuyor.
Arslan, Lozan'ın sonuçları hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Göreceli olarak belirli hedeflerle masaya oturulmuş, aslında müzakereler Türkiye tarafından en olumlu şekilde sonuçlanmıştır. Tabii eksikler de var."
Lozan'da hangi meseleler çözülemedi?
1922'de başlayan ve Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasıyla sonuçlanan müzakere sürecinde Ankara hükümeti kritik başarılara imza attı.
Hatay hariç modern Türkiye sınırı bu antlaşma sayesinde uluslararası olarak tanındı.
Osmanlı döneminden kalma kapitülasyonlar kaldırıldı, böylece milli egemenliğin önemli şartlarından biri olan iktisadi bağımsızlık sağlandı.
Batı Trakya'daki Türklere ve Türkiye'deki gayrimüslimlere azınlık hakları tanındı.
Ege Denizi ve buradaki adaların aidiyeti ile ilgili de düzenlemeler yapıldı.
Müzakereler sonucu Ankara hükümeti, Boğazlar konusundaki tam egemenlik talebinden taviz verdi.
Antlaşma çerçevesinde boğazların silahsızlandırılması ve Milletler Cemiyeti'ne bağlı Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun himayesinde sınırsız sivil ve askeri trafiğe açılması yönünde geçici bir çözüme gidildi.
Türkiye'nin boğazlar üzerindeki egemenliği ancak 1936'da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tesis edilebilecekti.
Dr. Murat Arslan, Ankara hükümetinin Lozan'da "kurucu meselelere öncelik verdiğini" söylüyor ve Boğazlar ve Hatay meselesi gibi konuları "zamana yayarak çözmeyi" hedeflediğini anlatıyor.
Arslan, "Türkiye Cumhuriyeti sabretti ve eninde sonunda sabır Ankara'yı haklı çıkarttı. Montrö de Hatay da bir anlamda o sabrın sonucu" diyor.
Ege Adaları ve Musul'la ilgili görüşmelerde neler yaşandı?
Lozan'da Ege Adaları'na yönelik mutabakat ve Musul meselesinin ertelenmesi zaman zaman eleştirilen konular arasında.
Misak-ı Milli sınırları içinde kalan Musul, Ankara hükümetinin kırmızı çizgilerindendi.
Misak-ı Milli, son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920'de kabul edilen altı maddelik bir ulusal ant.
Bu antta, "Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada düşman işgaline uğramamış olan Türk ve İslam çoğunluğun bulunduğu topraklar bir bütündür, parçalanamaz" deniliyor.
Misak-ı Milli içinde yer alıp bugün Türkiye sınırları dışında kalan yerlerin başında Musul-Kerkük, Batı Trakya ve Batum geliyor.
Prof. Dr. Sevtap Demirci, müzakerelerin ilk yarısının İsmet İnönü'nün Musul konusunda taviz vermemesi sebebiyle kesintiye uğradığını aktarıyor.
Demirci, bunun üzerine konunun Lozan Konferansı kapsamından çıkarıldığını ve Türkiye ile İngiltere'nin ikili olarak ele almak üzere anlaştığını söylüyor.
Lozan sonrası Milletler Cemiyeti'nin de dahil olduğu süreçte Türkiye, 1926'da imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük'ü dönemin İngiliz mandası olan Irak'a devretti.
Karşılığında bu vilayetlerin petrol gelirinin %10'u 25 yıllığına Türkiye'ye verildi.
Dr. Ozan Özavcı, Lozan gibi çok taraflı barış müzakerelerinde bazı konularda taviz verilmesinin "normal bir süreç" olduğunu anlatıyor.
Özavcı, Ankara hükümetinin zafer kazanmış olmasına rağmen büyük güçler karşısında mutlak bir askeri üstünlüğü olmadığını hatırlatıyor ve savaşın sürme riskinin müzakere sürecindeki etkisine değiniyor:
"Savaş devam edebilir ve bunu kimse istemiyor. İngilizler ordularını geri getirmek istemiyorlar.
"Fransızlar, İtalyanlar hiçbiri savaşın devam etmesini istemiyor o noktada."
Türkiye, Lozan Antlaşması çerçevesinde aralarında Midilli, Sakız ve Sisam'ın da olduğu bazı adaları Yunanistan'a veren antlaşmaları tanıdı, 12 ada üzerindeki haklarından feragat etti.
Bununla birlikte Çanakkale Boğazları girişindeki Bozcaada, Gökçeada ile Tavşan Adaları silahsızlandırıldı ve bu adaların kontrolü Türkiye'ye bırakıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül 2016'da "İşte şu an Ege'yi görüyorsunuz değil mi? Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan'da verdik. Zafer bu mu?" demişti.
Prof. Dr. Sevtap Demirci ise 12 adanın 1911'de İtalya'ya karşı kaybedilen Trablusgarp Savaşı'ndan sonra yitirildiğini, Ege Adaları'nın ise 1912-13'teki Balkan Savaşları'ndan sonra Yunanistan kontrolüne geçtiğini hatırlatıyor.
Dr. Murat Arslan da Ege'deki adaların kontrolünün Lozan'dan çok önce kaybedildiğini vurguluyor.
Arslan, Ankara hükümetinin bu adalardan feragat etmesi hakkında ise "Lozan, 1912-13'ten beri [Ege'de] olan fiili durumu hukuka geçiriyor" diyor.
Lozan'ın gizli maddeleri var mı?
Lozan'da Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan gizli maddeler olduğu iddiası belirli aralıklarla gündeme geliyor.
Özellikle bor ve doğal gaz gibi yeraltı kaynaklarının bu sebeple kullanılamadığı, Türkiye'nin egemenlik haklarının 1923'ten bu yana kısıtlandığı söyleniyor.
Uzun yıllar İngiliz arşivlerinde çalışan ve konuyla ilgili gizli belgeler olmak üzere birçok kaynağı inceleyen Prof. Dr. Sevtap Demirci, Lozan'ın gizli maddeleri olduğuna dair hiçbir bulguya rastlamadığını söylüyor.
Dr. Murat Arslan da gizli madde tevatürlerini "komplo teorisi" olarak yorumluyor ve şunları söylüyor:
"Gizli anlaşmalar olmuş olabilir ama açıklanmış bir anlaşmanın gizli maddeleri yoktur."
Dönemin TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Nisan 2023'te basın mensuplarına yaptığı bir değerlendirmede şunları söylemişti:
"Bir anlaşma yapıldığı zaman bu anlaşma, imzalayan ülkelerin parlamentolarına gelir, orada onaylanır.
"Gizli olan bir hüküm nasıl parlamentoda onaylanacak? Kim bakacak, değerlendirecek de onay verilecek? Uluslararası anlaşmalarda gizli bir hüküm olamaz."
Tarihçi Ozan Özavcı, "Neden gizli maddelerin olduğunu düşünüyoruz? Asıl sorulması gereken bu" diyor ve ekliyor:
"Balkanların ve Ortadoğu'nun o dönemki Avrupa'nın büyük devletleri arasında bir oyun sahası haline gelmiş olmasına bakmak gerekiyor. Bunlar 100, 150 yıllık siyasi ve tarihsel bir travma oluşturuyor.
"Türkiye ve Osmanlı İmparatorluğu'nda bu tip komplo teorilerine inanmaya çok yatkın olunmasının bir sebebi de bu uzun süreli travma."
Lozan'ın geçerlilik süresi var mı?
Lozan Antlaşması'nın geçerlilik süresi olduğu, hatta imzalanmasının 100. yılı olan 2023'te süresinin biteceğine dair iddialar da bir dönem gündeme geldi.
Türkiye'nin yanı sıra birçok ülkenin imzası bulunan antlaşmanın TBMM tarafından onaylanan nüshasında zaman sınırı ya da geçerlilik süresine dair herhangi bir madde yok.
Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017'de Yunan basınına verdiği bir röportajda Lozan'ın "güncellenmesi" fikrini ortaya atmıştı.
Erdoğan, "Bu güncelleme sadece Türkiye için değil, aynı zamanda Yunanistan için, iki taraf için de yararlı olabilir" diye konuşmuştu.
Yunanistan'dan tepki çeken bu öneri sonrasında bir girişimde bulunulmadı.
Dr. Murat Arslan, geçerlilik süresi ile ilgili "Sınır ve statü belirleyen antlaşmalar süresizdir, yoksa dünyada istikrar olmazdı" diyor.
Prof. Dr. Sevtap Demirci de Lozan'ın süre sınır olmadığını vurguluyor ve "Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu belgesidir, tapusudur" diyor.