Anayasa Mahkemesi'nin (AYM), yoksulluk nafakasının "süresiz olarak" bağlanabilmesine ilişkin hükmü iptal etmesi, kadınların kazanılmış haklarına dönük saldırıların yeni halkası oldu. Kararın dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi öngörülürken bu süre içinde Meclis'in yeni bir düzenleme hazırlaması bekleniyor.
Nafakanın süreyle sınırlandırılması ya da belirli koşullara bağlanması yönündeki girişimler son yıllarda birçok kez yargı paketleri ve aile hukuku çalışmaları kapsamında gündeme geldi. Kadınlar, nafakanın kamuoyunda yaratılmaya çalışıldığı gibi bir "ömür boyu maaş" değil, boşanmanın yarattığı ekonomik eşitsizlikleri dengelemeye yönelik bir hak olduğunu vurgularken nafaka hakkına sınırlama geldiğinde, boşanma sonrasında kadınların ekonomik güvencesinin nasıl korunacağı büyük bir soru işareti olarak duruyor.
Kararın ardından açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek ise düzenlemenin yargı paketinin temel başlıklarından biri olduğunu söyledi. Gürlek, "Anayasa Mahkemesinin, Türk Medeni Kanunu'nda ki 'süresiz nafaka' düzenlemesine ilişkin verdiği iptal kararını adalet ve hakkaniyet ilkeleri adına son derece kıymetli buluyoruz" dedi.
EŞİTSİZLİK SÜRÜYOR
Medeni Kanun, nafakanın kadına değil boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafa verilmesini öngörüyor. Ancak Türkiye'de yoksullaşan taraf çoğunlukla kadınlar oluyor. Kadınların işgücüne katılımı erkeklerin oldukça gerisinde seyrederken çocuk bakımı, yaşlı bakımı ve ev içi emek büyük ölçüde kadınların üzerinde kalmaya devam ediyor.
Kadın örgütleri, nafaka tartışmasının bu yapısal eşitsizliklerden bağımsız yürütüldüğünü belirtiyor. Sorun yalnızca boşanma anındaki gelir farkı değil; yıllarca ücretsiz bakım emeği nedeniyle eğitim, kariyer ve gelir imkânlarından uzak kalan kadınların yaşam boyu karşı karşıya kaldığı ekonomik kayıplar. Bu nedenle nafaka hakkının sınırlandırılması kadınları boşanma sonrasında daha kırılgan hale getirecek. Kadın örgütlerine göre bu durum, ekonomik güvencesi olmayan kadınların şiddet gördükleri evliliklerden çıkmasını da zorlaştıracak.
Av. Nazan Moroğlu, yoksulluk nafakasına ilişkin tartışmalarda Medeni Kanun'un 175'inci maddesinin 176'ncı maddeyle birlikte okunması gerektiğini vurguladı. Moroğlu, nafakanın eşlerden birinin ölmesi veya nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi halinde kendiliğinden; yoksulluğun ortadan kalkması, fiilen evli gibi yaşama, gelir elde etme ya da ödeme gücünün değişmesi gibi hallerde ise mahkeme kararıyla sona erebildiğini hatırlattı. Moroğlu, bu nedenle kamuoyunda yaratılan algının aksine yoksulluk nafakasının "her koşulda süresiz" olmadığını belirterek, uygulamada nafaka talep eden tarafın çoğunlukla kadın olmasının Türkiye'de kadınların eğitim, istihdam ve karar mekanizmalarında geri bırakılmasıyla doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekti.
TOPYEKÛN SALDIRI
Nafaka meselesi, son yıllarda kadın hakları alanında yaşanan diğer gelişmelerden bağımsız değil. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme, 6284 sayılı Kanun'a yönelik tartışmalar, "Aile Yılı" ve "Aile ve Nüfus 10 Yılı" politikaları, doğurganlığı artırmaya yönelik çağrılar ve kadınları öncelikle aile içindeki rolleri üzerinden tanımlayan söylemler birlikte düşünüldüğünde nafaka tartışması daha geniş bir siyasal çerçeveye oturuyor.
İktidar, yeni rejim inşasında aileyi temel taşı olarak konumlandırırken kadınların kamusal alandaki konumuna, çalışma yaşamına ve bedensel haklarına sık sık müdahale ediyor. Bu nedenle nafaka tartışması kadınların yurttaşlık hakları, laiklik ve toplumsal eşitlik mücadelesinin de bir parçası olarak görülüyor.
∗∗∗
KAZANILMIŞ HAKLARIMIZA SAVAŞ AÇILDI
Avukat Özlem Günel Tekşen / EŞİK Gönüllüsü
Yoksulluk nafakasını "süresiz nafaka" diye lanse ediyorlar ama böyle bir şey yok. Bunun adı yoksulluk nafakası. AYM eşitliğe aykırı bir karar vermiş oldu. Gerekçeli kararı görmedik fakat gerekçesi ne olursa olsun, Türkiye'de kadın istihdamının bu kadar düşük olduğu, eşitsizliğin bu kadar fazla olduğu göz önünde bulundurulursa kadın yoksulluğunun ve çocuk yoksulluğunun daha da derinleşeceğini söylemek yanlış olmayacak. Yargı Paketi'nden sızan bilgilere göre nafakaya 5 yıl sınırı getirilecek. Muhtemelen AYM kararını da gerekçe yapacaklar. Kadınlar evde güvencesiz bir şekilde ev içi emek ve bakım emeği veriyor. Kadınlar erkeklere kıyasla ev işlerine çok uzun saatler harcıyor. Karşılıksız bir emeği yerine getiriyorlar. Nafaka hakkının ortadan kaldırılmasıyla boşanıp hiçbir güvencesi olmadan dışarı atılmış olacaklar. Bu da kadınların "en azından başımı sokacak bir evim var" diyerek şiddet gördükleri evlerden kopamamalarına neden olacak.
Kadın haklarına yönelik topyekûn savaş açıldığını görüyoruz. Bir süre öncesine kadar kadınlar olarak daha fazla hak elde etmeye çalışıyorduk. Sonra savunma pozisyonuna geçtik. Şimdi ise haklarımızı kaybettiğimiz bir döneme girdik. Buna karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. AYM'nin Can Atalay kararının uygulanmadığını, Yargıtay'ın buna direnebildiğini gördük. Aynı şekilde AYM, kadının erkeğin soyadını kullanması zorunluluğunu da iptal etmişti. Fakat birçok AYM kararı gibi bunlar da uygulanmadı. Nafaka kararı ise muhtemelen hızla uygulanacaktır.
∗∗∗
ÇÖZÜM EŞİTSİZLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK
• İstanbul Barosu: Yoksulluk nafakasına ilişkin iptal kararı, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Kadınların yüz yıldan fazla süren mücadelelerle kazandığı hakların, iktidarın siyasi hamleleriyle geri alınmasını kabul etmiyoruz. Nafaka hakkımızdan vazgeçmiyoruz.
• Mor Çatı: AYM'nin nafaka kararının erkeklerin çıkarına hizmet ettiğini biliyoruz. Kanun yapıcıları kadınların maruz kaldıkları sistematik ayrımcılık ve sonuçlarını gidermekle ilgilenmeye davet ediyoruz.
• Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu: Nafaka tartışmasının merkezinde erkeklerin mağduriyeti değil, boşanma sonrası yoksullaşan kadınların yaşam hakkı ve ekonomik güvenliği bulunmaktadır. Kanun değişmeden karar değişiyorsa, tartışılması gereken yalnızca nafaka değil, hukuki güvenliğin, öngörülebilirliğin ve sosyal devlet ilkesinin geleceğidir.
∗∗∗
AYM 14 YIL ÖNCE "SOSYAL DEVLETİN GEREĞİ" DEMİŞTİ
Anayasa Mahkemesi, bugün iptal ettiği yoksulluk nafakası düzenlemesini 2012 yılında Anayasa'ya uygun bularak Medeni Kanun'un 175'inci maddesindeki "süresiz olarak" ibaresinin iptali istemini reddetmişti. Mahkeme o dönem kararında, yoksulluk nafakasının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşi korumayı amaçladığını vurgulamıştı. AYM'nin 2012 tarihli kararında, düzenlemenin "sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği" olduğu ifade edilmişti. O dönem 17 üyeden 16'sı iptal isteminin reddi yönünde oy kullanırken, AYM bu kez aynı düzenlemeyi 3'e karşı 12 oyla iptal etti. Böylece 2012'de sosyal devlet gereği sayılan düzenleme, 14 yıl sonra Anayasa'ya aykırı bulunmuş oldu.
∗∗∗
NAFAKA TARTIŞMASI NASIL BAŞLADI?
Nafaka ilk kez geniş çaplı biçimde 2016 yılında kurulan TBMM Boşanma Komisyonu raporuyla gündeme geldi. Komisyon, özellikle kısa süreli evliliklerde "süresiz nafakanın mağduriyet yarattığını" savunarak nafakaya süre sınırı getirilmesini önerdi. 2019 yılında hazırlanan ilk Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında nafaka yeniden gündeme taşındı. 2020 yılında Cumhurbaşkanlığı bünyesinde hazırlanan "Aile Hukuku Reformu" çalışmaları sırasında nafaka konusu yeniden tartışıldı.
Bu dönemde iktidara yakın bazı medya organlarında "ömür boyu nafaka mağduriyeti" kampanyaları yürütüldü. Özellikle 7., 8., 9. ve 10. Yargı Paketi hazırlıkları sırasında nafaka yeniden gündeme geldi. Ancak kadın hareketinin tepkisi nedeniyle somut bir yasa değişikliği gerçekleşmedi.