Ana içeriğe geç

Türkiye'deki "Doğu Türkistan" yalanları ve gerçek Xinjiang

Türkiye'de bazı çevrelerin son dönemde sıklıkla gündeme getirdiği "Doğu Türkistan" meselesi, bölgeye yapılan yeni ziyaretlerle yeniden tartışma konusu oldu. Bölgede yürütülen ekonomik dönüşüm, yeni altyapı projeleri ve günlük yaşamın akışı, Türkiye'de anlatılanlarla sahada görülenler arasındaki farklılıkları net bir şekilde ortaya koyuyor.

Türkiye'deki "Doğu Türkistan" yalanları ve gerçek Xinjiang
CGTN Türk
16

Türkiye'de çeşitli dernekler, yayımlanan kitaplar ve sosyal medyadaki kampanyalar aracılığıyla canlı tutulmaya çalışılan "Doğu Türkistan" anlatısı, bölgeye yapılan ziyaretlerle farklı bir perspektif kazanıyor.

Gazeteci-yazar Taha Kılınç'ın "Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi" ve Tahir Hamut İzgil'in "Gece Yarısı Tutuklanmayı Beklemek" gibi kitaplar bu söylemin parçaları olarak görülürken, mesele "Doğu Türkistan Türkleri Tarihi" gibi akademik yayınlarla da desteklenmeye çalışılıyor.

Söylemin aktörleri ve sosyal medyanın rolü

"Doğu Türkistan" kampanyalarının aktörleri arasında siyasi partiler, diaspora örgütleri, sosyal medya fenomenleri, gazeteciler ve çeşitli medya kuruluşları bulunuyor.

İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi çevrelerin yanı sıra, Dünya Uygur Kurultayı'nın CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile kurduğu temaslar da dikkat çekiyor.

Dünya Uygur Kurultayı'nın yöneticilerinden Dolkun İsa, Batılı medya kuruluşlarıyla yürüttüğü faaliyetlerle Çin karşıtı kampanyaların önemli yüzlerinden biri haline gelmiş durumda.

Sosyal medya ise bu kampanyanın en etkili araçlarından. X, YouTube ve Instagram gibi platformlarda "Camiler kapatıldı!", "Allah demek yasaklandı!", "Uygurlar toplama kamplarında tutuluyor!" gibi söylemler farklı hesaplar tarafından sürekli olarak paylaşılıyor.

Yazar Yusuf Kaplan ve Mahfil Dijital gibi platformlar da bu anlatıyı destekleyen içerikler üreterek konuyu dini ve duygusal bir zemine taşımaya çalışıyor.

Bazı sosyal medya fenomenleri ve gezginler ise bölgedeki rutin güvenlik uygulamalarını "açık hava hapishanesi" veya "sürekli takip edildim" başlıklarıyla servis ederek durumu gerçeklere uygun olmayan ve abartılı bir biçimde yansıtıyor.

Sahadaki gerçeklik: Hareketlilik ve ekonomik dönüşüm

Ancak Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'ni ziyaret eden gözlemciler, bu anlatılanlarla sahada karşılaştıkları manzaranın örtüşmediğini belirtiyor.

Aydınlık Gazetesi'nden Ali Erdem Köz, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'ne yaptığı ziyaretten izlenimlerini aktardığı yazısında bu farkları net bir şekilde ortaya koyuyor.

Köz, Turfan'dan Urumçi'ye uzanan gezisinde, Türkiye'de sıkça dile getirilen "kapalı bölge" veya "açık hava hapishanesi" tasvirlerinin aksine yoğun bir ekonomik faaliyetin göze çarptığını belirtiyor. Şehirlerde restoranlar, alışveriş alanları, turistik noktalar ve ulaşım ağları gibi günlük yaşamın unsurlarının normal akışında devam ettiğine vurgu yapıyor.

Özellikle Turfan, tarihî izlerle modern yatırımların yan yana yaşadığı bir tablo sunuyor. Tarım, enerji ve turizm alanındaki yatırımlar bölgenin ekonomik dönüşümünün önemli parçaları haline gelmiş durumda. Urumçi de sadece Xinjiang'ın idari merkezi olmakla kalmıyor, aynı zamanda Kuşak ve Yol Girişimi'nin kritik duraklarından biri olarak ticari merkezleri, sanayi bölgeleri ve uluslararası bağlantılarıyla öne çıkıyor.

Bölgeyi ziyaret edenler, camilerin açık olduğunu, dini hayatın izlerine rastlandığını ve insanların ibadetlerini sürdürdüğünü gözlemlediklerini aktarıyor.

"Yasaklar" ve "baskılar" üzerinden kurulan söylemin aksine, Xinjiang'ın Çin'in Batı'ya açılan önemli bir ticaret koridoru haline geldiği belirtiliyor.

"Üretilen Xinjiang" ve "Gerçek Xinjiang" arasındaki fark

Gözlemler, Türkiye kamuoyuna sunulan "Doğu Türkistan" anlatısının büyük ölçüde Batılı merkezlerde üretildiği ve bunun bir "yalan kampanya" olduğu iddialarını güçlendiriyor.

Bir tarafta siyasi açıklamalar, sosyal medya kampanyaları ve aktivist ağlarıyla üretilen bir söylem bulunurken, diğer tarafta milyonlarca Uygur'un refah içinde yaşadığı, üretimin devam ettiği, kültürel gelişimin korunduğu ve önemli dönüşümlerin yaşandığı gerçek bir coğrafya olduğu vurgulanıyor.

Uzmanlar, Türkiye'nin bu meseleye yalanlar veya sloganlar yerine, günümüzdeki gerçeklerle bakması gerektiğinin altını çiziyor. Aksi takdirde, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'nin yaşadığı "gelişim mucizesi" ile tarihî iş birliği fırsatlarının kaçırılabileceği belirtiliyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler