FAİLİ MEÇHUL DOSYALAR İÇİN ÖZEL BİRİM KURULMUŞTU
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in talimatıyla, faili meçhul soruşturmalarla ilgili zaten bir komisyon ve özel bir birim oluşturulmuştu. Geriye dönük olarak bu zamana kadar çözülemeyen tüm dosyaları tek tek inceleyen bu birimin kurulması, olumlu sonuçları da beraberinde getirmişti. Bilindiği gibi, Gülistan Doku soruşturması ve daha önceki diğer faili meçhul cinayetlerin soruşturulmasında hep bu çalışmaların semeresi alınmıştı.

MUHSİN YAZICIOĞLU DOSYASI: 190 KLASÖR ANKARA'YA GİDİYOR
Şimdi yine Adalet Bakanlığı'nın inisiyatifi ve kararıyla, Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında yeni bir ivme kazanıldı. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı'nda 17 yıldır bir arpa boyu ilerleyemeyen soruşturma dosyası artık Ankara’ya taşınıyor. Soruşturmaya ait çuvallar dolusu tüm belge ve bilgiler burada yer alıyor; tam 190 klasör, 20 çuval ve bir kamyonet dolusu evraktan bahsediyoruz.

Bu dosyaların içinde Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasına dahil tüm evraklar, HTS kayıtları, tanık ifadeleri, gizli tanık beyanları ve ByLock yazışmaları bulunuyor. Olayın başından sonuna kadar süreçle ilgili yapılan bütün çalışmalar bu arşivde mevcut. Bu dosyalar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gidecek; orada olay yeniden büyük bir titizlikle, en başından itibaren ele alınacak ve adım adım ilerleyecek. Kamuoyuna yansıyan bölümlerden de rahatça anlaşıldığı üzere, bu soruşturmada aksayan yönlerin çok olduğu açıkça görülüyor.
YAZICIOĞLU ADIM ADIM ÖLÜME NASIL GİTTİ?



"Bizim tarlayı çoktan sürmüşler"
Süreci daha iyi anlamak için geçmişe bakmak gerekiyor. Muhsin Yazıcıoğlu, özellikle 2007 yılındaki Hrant Dink suikastından sonra büyük bir rahatsızlık duymuştu. Çünkü Hrant Dink suikastı, Alperen Ocakları iltisakı kullanılarak işlenmiş bir FETÖ cinayetiydi. Bu durum Muhsin Yazıcıoğlu'nu çok rahatsız ettiği için, kazadan hemen önce, 2007 yılından sonra gençlere ve partililerine yönelik tarihi bir açıklama yapmıştı. Yazıcıoğlu o dönem, "Bizim tarlayı çoktan sürmüşler. Yani bizim tarlayı bizden önce başkaları ekmiş" demişti. Bu açıklamadan sonraki süreç, adım adım ilerleyen bir seçim çalışmasıyla devam etti.
"UÇAN TABUT" İDDİASI VE SABOTAJ ŞÜPHELERİ
Soruşturmada en başta, helikopterin kiralanma sürecinden itibaren ciddi iddialar bulunuyor. Helikopter kiralanırken bir sorun yaşanıp yaşanmadığı büyük bir soru işareti. İddialara göre, daha iyi teknolojik donanıma sahip bir helikopter kiralanacakken, onun yerine daha eski olan ve "uçan tabut" olarak nitelendirilen başka bir marka ve model helikopter kiralandı. Bunda bir kasıt var mı? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın adım adım araştırması gereken konuların başında bu geliyor.

Çünkü bu helikopterin ELT (Acil Durum Konum Belirleme) cihazının anteni kırıktı ve çalışmıyordu; yani konum belirleme sistemi devre dışı kalmıştı. GPS'in çalışıp çalışmadığı ise belli değil, zaten ortada da yok; belki de vardı ve sonradan çalındı.
SORUŞTURMADAKİ ÇELİŞKİLER

Amasya Merzifon'dan havalanan jetler
Bir diğer önemli iddia ise askeri uçaklarla ilgili. O gün Amasya Merzifon Askeri Üssü'nden havalanan iki adet jet bulunuyordu. Bu iki jetin birbiriyle altlı üstlü, paralel uçuş yaptığı iddia ediliyor ki bu son derece kritik bir konudur. Radarda tek bir uçak gibi görünmek için altlı üstlü uçuş yapan bu uçaklar, Muhsin Yazıcıoğlu'nun bulunduğu Kahramanmaraş'ta, tam da helikopterin düştüğü dağın üzerinde görülüyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın titizlikle teyit etmesi gereken iddiaya göre; Merzifon'dan havalanan ve eş güdümlü uçan bu uçaklardan biri daha sonra diğerinden ayrılarak 9 bin feet'in altına, alçak irtifaya dalış yapıyor. Tam o sırada, zaten havada durmakta zorluk çeken ve "uçan bir hurda" gibi görünen Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin üzerinden alçak uçuş yaparak helikopterin düşmesine neden olduğu ileri sürülüyor. Söz konusu uçağın, bu hamlenin ardından tekrar 9 bin feet'e çıkarak radara girdiği iddia ediliyor.
17 yıl boyunca bu pilotlar alınıp sorgulanmadı; kendilerine "Siz oraya niye gittiniz, sizi kim gönderdi, orada neden paralel uçuş yaptınız?" soruları sorulmadı. Radarlardaki raporların bu durumu teyit edip etmediği, fiziksel delilleriyle birlikte ortaya konulmalıdır.
ARAMA KURTARMADAKİ MANİPÜLASYONLAR VE SABOTE EDİLEN KONUM
Süreç aslında üç safhadan oluşuyor: Birincisi, Hrant Dink suikastıyla başlayıp helikopterin düşmesine kadar giden suikast öncesi evre. İkincisi, helikopterin düşürülmesi ve bu süreçteki usulsüzlükler. Üçüncüsü ise helikopter düştükten sonra başlayan safha.

Helikopter düştüğünde, meslektaşımız Gazeteci İsmail Güneş 112’yi arayarak, "Herkes öldü, bir tek ben yaşıyorum ama bacağım kırık" demişti. Ancak bu görüşmeden sonra süreç büyük bir manipülasyonla, adeta bir "aramama, kurtarmama ve bulamama" organizasyonuna dönüştü. Helikopter ancak 48 saat sonra bulunabildi.
Bu süreçte Muhsin Yazıcıoğlu'nun sağ bulunduğu yalanı ortaya atılarak valiliğe asılsız bir açıklama yaptırıldı ve böylece arama kurtarma çalışmaları engellendi. Daha da ciddi bir iddiaya göre, Jandarma Genel Komutanlığı'ndan bir astsubay, İsmail Güneş’in telefon sinyalinden nokta atışı yaparak olay yerini belirledi ve arama kurtarma ekibine gönderdi. Ancak arama kurtarma ekibi gönderilen bu konuma gitmedi; helikopterin düştüğü dağ yerine tam ters istikametteki başka bir dağa yönlendirildi. Yani süreç tamamen "bulamama" üzerine kurulmuş bir denklem gibi işletildi.
"Olayı tereyağından kıl çeker gibi hallettik"
Geriye dönük incelemelerde çok çarpıcı bir detay daha ortaya çıktı. Kaza kırım ekibi, olay yerine gelen jandarma ekipleri ve bilirkişiler de dahil olmak üzere, bu soruşturmaya katılan yaklaşık 51 kişilik bir isim listesi bulunuyor ve bu kişilerin tamamının FETÖ terör örgütü ile iltisakı olduğu belirtiliyor.
Ayrıca olayla ilgili gizli tanık ifadeleri ve ByLock yazışmaları da mevcut. Elazığ'daki avukatlardan sorumlu mühim bir FETÖ mahrem imamının ByLock yazışmalarında, Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasını kastederek, "Olayı tereyağından kıl çeker gibi hallettik. Büyüğümüz yardım etti, büyüğümüzün talimatıyla bu sorunu çözdük" dediği aktarılıyor. Bu ifadelerle ne kastedildiği, "büyük" denilen kişinin kim olduğu ve "sorunu çözmek" ifadesinin bir suikastı mı işaret ettiği netleştirilmelidir.
Muhsin Yazıcıoğlu olayının aydınlatılacak o kadar çok gizli, gizemli ve karanlık noktası var ki bu durum Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na çok büyük ve tarihi bir iş düştüğünü gösteriyor.