Yüksek enflasyon, yüksek döviz kuru, yüksek faiz karşısında; düşük ücret, tırpanlanan haklar, ağırlaşan çalışma koşulları. Tırlar dolusu ürünün her gün yurt dışına çıkması karşısında; ‘İşler düşük’, ‘Sipariş yok’ denerek işten atmalar ve iş yükü artışı.
Silinen vergiler, affedilen borçlar, yeni teşvikler karşısında; tüketim mallarına gelen zamlar, hayat pahalılığı, ek iş ya da fazla mesai zorunluluğu.
Gasbedilen haklar karşısında; yükselen tepkiler.
Yükselen tepkiler karşısında; ‘Dışarıda iş bekleyenler var’, ‘Kapatırım fabrikayı’, ‘Taşırım makineleri yurt dışına’ tehditleri.
Tepkiler örgütlenip yüksek sesle dile geldiğinde; eylem yasağı, cop, gözaltı.
Bir de sendika varsa işin başında; tutuklama.
Yetmiyor, ülkenin dört bir yanında tepkiler devam ediyor. Kafası ezilsin, en kötüsüne mahkum edilsin, çıt çıkarmasın istenen işçiler yolunu buluyor. Bir daha, bir daha birleşiyor.
Yolunu bulan işçinin karşısında sermaye yolunu kaybeder mi, o da buluyor.
Suriye’de 15 yıllık savaş. Yüz binlerce ölü. Milyonlarca yaralı. 15 milyon göçmen, yarısı yurdunun dışında. Onların da yarısı Türkiye’deydi. 15 yıl çoluk çocuk çalışan aile, başka ailelerle birleşip ancak hayatta kaldı, ancak kirasını ödedi. Senelerce yerli işçilerin ücretlerini de baskılamak için kullanıldı. Senelerce her günahın keçisi ilan edildi. Hayat pahalılığının gerekçesi gösterildi. Gericilik bile ona mal edildi. Evleri basıldı, dükkanları yakıldı, linç edildi. Vatandaş değil, mülteci değil, çalışma izni alamıyor. Patron izin çıkaracak da çalışacak.
Suriyeli işçiler örgütleniyor, örnek oluyor.
Birlikte senelerce çalıştığı Türkiyeli işçi arkadaşlarıyla kaynaştı, anlaştı. Birlikte ayakkabı atölyelerinde, terzilerde, konfeksiyon atölyelerinde, iplik, dokuma, giyim fabrikalarında eylemler yaptı. Grev kırıcılara karşı birlikte mücadele etti. Birlikte kazandı. Zamanında Antepli işçilerin Urfalı işçilere, ‘Geldiler ücretleri düşürdüler’ diye duyduğu öfke, omuz omuza kavga ederek nasıl aşıldıysa, bugün de öyle aşılıyor.
Vatandaş değil, mülteci değil, izin isteme hakkı bile yok. Statüsüz işçi, statüsünü fabrikada, eylem alanında elde ediyor. 500 kişilik fabrikada 25 Suriyeli varsa, tamamı alınan kararlara uyuyor, birlikte hareket ediyor. Temsilcisini seçiyor, Türkiyeli işçilere de örnek hatta önder bile oluyor. Sınıfının parçası haline birlikte hareket ederek geliyor. Sokakta Suriyeli avına çıkan ırkçı gruplara karşı, iş arkadaşları tarafından korunuyor. Servisten indirilmesine izin verilmiyor. Yalnız Suriyeli işçilerin çalıştığı atölyelerde, zam, mesai farkı ya da çalışma şartları konusunda patronla anlaşmayan işçiler, WhatsApp gruplarından haberleşiyor, organize oluyor, işe gitmiyor. Çalıştıkça, yaşadıkça öğreniyor.
Bir kısmı ülkesine geri döndü şimdi. Bir kısmı işinden, çocuğundan, alışkanlıklarından dolayı Türkiye’de kaldı. Kalanlar için patronların aldığı çalışma izni de rafa kaldırılıyor. Patron canı isterse kafasına göre çalıştıracak. Ne vatandaş, ne mülteci, ne çalışan. Gel dendiğinde gelen, git dendiğinde giden “köle.”
Ancak takas edilmiyor, alınıp satılmıyor, pazarlanmıyor henüz. Suriyeli işçi pazarlanmıyor ama Nepalli, Çinli, Hindistanlı işçiler pazarlanabiliyor.
Siparişle ucuz göçmen işçi.
Köleden farkı, patronun istediği zaman öldürememesi. Patron 200 işçi siparişi veriyor, özel istihdam bürosu alıyor ülkesinden, karga tulumba fabrika bahçesinde kurulan kampa getiriyor. Pasaportu elinden alınıyor, fabrikadan çıkmasına izin verilmiyor, çalıştırılıyor aylarca, beğenilmezse iade ediliyor. Maraş’ta şantiyede, Ankara’da metal, Antep’te plastik, İzmir’de gıda fabrikasında; kiminde işten atılan işçinin yerine, kiminde yedekte dursun diye, kiminde grev kırıcı olarak getiriliyor bu işçiler.
Sermayenin yöntemleri bitmiyor. Kullanılan yöntemlerin tamamı ucuza mal etmek, daha fazla kâr etmek için. Ham maddenin, enerjinin, arazinin piyasası belli. Emeği ucuza alırsa ucuza mal edecek. Bazısı emek ucuz diye yurt dışına gidiyor. Bazısı emek ucuz diye yurt dışından getirtiyor.
Yurt dışına gidenlerin riski büyük. Makineleri sök, tak, montajla, kalifiye işçi bul, bulamazsan Türkiye’den götür, işi öğret. Zaten artık Türkiye’den Mısır’a, Tunus’a giden fabrikalarda işçiler kendi topraklarında ve bir arada olmanın öz güveniyle hakkını da arıyor.
Yurt dışından getirtenlerin işi daha garanti. Fabrikayı taşımakla uğraşma. İşçinin kimliği, pasaportu elinde. Ücret ister ver, ister verme. Tanıdığın, güvendiğin, bildiğin müdürü - amiri de başlarına dik. Bedavaya üret. Türkiyeli işçi hakkını mı aradı, hakkını aramak bir yana pahalıya mı çalıştı; “köle” siparişi ver, yerine koy. Eskisini getir, yenisini götür.
Nepal’den, Hindistan’dan, Çin’den, Suriye’den, Türkiye’den işçilerin sorunu ortak. Aralarında çok fark var ama hayatta kalmak için Nepal’den Türkiye’ye gelen ya da baskılardan, enflasyondan kurtulmak için Türkiye’den Kanada’ya, Almanya’ya giden göçmen işçiler için sorun ortak. Gurbette yok pahasına çalış. Patronun sermayesini büyüt. Uluslararası “köle” ticaretinin ürünü haline gel. Sorun, sermayenin tertiplediği uluslararası “kölece çalıştırma” düzeni.
Çözüm ortak sınıf mücadelesinde.
Çözüm de işçi sınıfının uluslararası deneyimlerinde. Fransız maden işçileri grevdeyken, farklı bölgelerden grev kırıcılık için getirilen işçilere karşı madene kendini kilitlemedi mi? İngiliz işçilerin ücretleri yükseldiği için İngiltere dışına çıkan patronlara karşı, komşu ülke işçilerine ‘Çalışıp ekmeğimizle oynamayın’ mektupları yazılmadı mı? Savaştan, yoksulluktan kaçıp gelen işçilerle Türkiyeli işçiler omuz omuza mücadele etmedi mi?
Çözüm belli. Çözüm, sınıfın ileri temsilcilerinin çağrılarına kulak vermek. Her dilden, her renkten, her inançtan işçilerin sınıf kardeşi olduğunu göstermek. Çözüm, tarihin deneyimlerinden faydalanmak. Ücretleri baskıladığından haberi olmayan ya da grev kırıcı olduğunu bile bilmeyen işçiye gerçeği anlatmak. Yerli-göçmen ayrımına düşmeden, birlikte mücadele ettiğin sınıf kardeşine sahip çıkmak. Bile bile sınıfına ihanet edenlerin de karşısına dikilmek.