Merhaba Evrensel okurları. Bu yazdıklarımla size NATO zirvesinin çalıştığım yerdeki yansımalarını aktarmak istiyorum. Zirve öncesinde başkentte hummalı bir “temizlik” ve güvenlik hazırlığı sürerken, madalyonun öteki yüzünde yine üretim çarklarını döndüren işçiler var. Zirve bahanesiyle ilan edilen zorunlu duruşlar, işçilere “tatil” olarak sunulsa da arka planda ücret kesintileri ve pazar mesaileri dayatılıyor.
‘İsteseler yolu bir günde yaparlarmış’
Zirvenin yapılacağı bölgelere yakın fabrikalarda ve sanayi sitelerinde hareketlilik gün geçtikçe artıyor. Aylardır bozuk olan, yapılmayan yolların bir gün içinde asfaltlanması, billboardların ve reklam afişlerinin göz boyayan görsellerle donatılması, biz işçiler arasında bir farkındalık yarattı: “Demek ki isteseler, yolu bir günde yapabiliyorlarmış.”
Ancak yapılan hazırlıklar sadece çevre düzenlemesiyle sınırlı değil; adeta sansür de var. ABD Başkanı Donald Trump dahil dünya liderlerinin geçiş güzergahında bulunan bazı fabrikaların, “içerideki işçiler ve üretim alanları liderler tarafından görülmesin” diye paravanlarla, dev afişlerle kapatıldığı belirtiliyor. İşçiler, uluslararası egemenlerin rahatı için kendi çalıştıkları mekanlarda adeta görünmez kılınmak isteniyor. Sadece bunlar da değil, yoksul evler ve mahaller de örtülüyor…
Sendika müjde gibi sundu, ücretin 4’te 1’i kesildi
İş yerlerinde haftalar öncesinden başlayan “NATO tatili” fısıltıları, geçtiğimiz günlerde resmi bir duyuruya dönüştü. NATO’nun geleceği tarihlerde üretime 3 gün ara verileceği açıklandı. Ancak bu zorunlu duruşun faturası doğrudan işçinin cebine kesildi. 3 günlük duruşun cebimizdeki maliyeti günlük ücretimizin 4’te 1’inin kesilmesi olacak. Pazar gününe kadar kaybolacak olan üretimin devam etmesi için de iş yoğunluğu ve fazla mesai baskısı artacak. Üstelik sendika yöneticileri her zamanki gibi sanki çok büyük bir iş başarmış havası estiriyorlar. Yoğun çabalarımız sonucunda 3 gün biraz kesintili oldu diyorlar. Trump denilen adam Filistin halkının katliamcısı değil mi? Epstein dosyalarında boy boy fotoğrafları geçmiyor mu? Biz bunlar için mi elimizi taşına altına koyuyoruz? Lafa gelince herkes zalimlerin karşısında ama gerçek işte ortada duruyor.
İşçilerin tepkileri, “Madem uluslararası bir zirve var, madem güvenlik gerekçesiyle bizi eve gönderiyorsunuz; o halde neden ücretli izin verilmiyor? Neden her krizde, her büyük organizasyonda elini taşın altına koyan hep biz oluyoruz?” şeklinde oluyor.
Ankara’yı kırmızı alan ilan edip kapatanlar, fabrikaların üstünü örtenler aslında korkuyorlar. Kendi iş birlikçilikleri ortaya çıkacak diye korkuyorlar. Koç Holding mesela. Yabancı sermayeyle büyümüş. Bizim fabrikanın yarısı İtalyanların. Bu halkın emperyalizme karşı verdiği mücadeleden, kendi dalkavukluklarının hesabını soracağımızdan korkuyorlar. Korkuları boşuna değil. Herkes aslında olanları görüyor ve rahatsız. Bu rahatsızlığı mücadeleye dönüştürelim. Emeğimizi de ülkemizi de bunlara teslim etmeyelim.