Eski Hazine Müsteşarı Dr. Mahfi Eğilmez, kişisel blogunda yayımladığı “TL Mevduatı mı Dolar mı?” başlıklı yazısında, yüksek faiz dönemlerinde tasarruf sahiplerinin karşı karşıya kaldığı yatırım tercihini somut bir örnek üzerinden değerlendirdi.
Şimşek: Türk lirası mevduatın payı 11 yılın en yüksek seviyelerine ulaştı
Eğilmez, TL mevduatı ile dolar arasında karşılaştırma yapılırken yalnızca mevduat faizine bakılmasının yeterli olmadığını belirterek, asıl önemli noktanın faiz gelirinin döviz kurundaki artışı karşılayıp karşılamadığı olduğunu vurguladı.
500 BİN TL’LİK ÖRNEK HESAP
Eğilmez’in örneğinde, bir yıl önce 500 bin TL’si bulunan bir yatırımcının parasını yüzde 36 net faizle bir yıl vadeli TL mevduata yatırdığı varsayıldı.
Başlangıçta dolar kurunun 40 TL olduğu kabul edildiğinde, 500 bin TL’nin karşılığı 12 bin 500 dolar oluyor.
Yatırımcının parası yüzde 36 net faizle bir yılın sonunda 680 bin TL’ye yükseliyor. Dolar kurunun aynı dönemde 47 TL’ye çıktığı varsayıldığında ise bu tutarın karşılığı yaklaşık 14 bin 468 dolara ulaşıyor.
Böylece yatırımcı, parasını başlangıçta dolara çevirmek yerine TL mevduatta tutarak dolar bazında yaklaşık yüzde 15,7 oranında getiri elde etmiş oluyor.
BAŞA BAŞ KUR SEVİYESİ 54,40 TL
Eğilmez’in hesabına göre, yüzde 36 net faiz getirisi sağlayan bir TL mevduatının dolar karşısındaki başa baş noktası, işlem maliyetleri dikkate alınmadığında kurun aynı oranda yükselmesine karşılık geliyor.
Bu durumda dolar kurunun bir yıl içinde 40 TL’den 54,40 TL’ye çıkması halinde yatırımcı, başlangıçtaki 12 bin 500 dolarlık varlığını yaklaşık olarak korumuş oluyor.
Ancak döviz alım-satım makası, komisyonlar ve diğer işlem maliyetleri hesaba katıldığında pratikteki başa baş eşiğinin yaklaşık yüzde 34’e gerileyebileceğini belirten Eğilmez, sonucu şöyle özetledi:
Kur artışı yüzde 34’ün altında kalırsa TL mevduatı dolar bazında avantaj sağlıyor. Kur artışı yüzde 34 civarında gerçekleşirse yatırımcı yaklaşık olarak aynı dolar miktarını koruyor. Kur artışının yüzde 34’ü aşması halinde ise dolar bazında kayıp ortaya çıkmaya başlıyor.
“YATIRIMCI AYNI ZAMANDA KUR RİSKİ ALIYOR”
Eğilmez, TL mevduatına para yatıran tasarruf sahibinin yalnızca faiz geliri elde etmediğine, aynı zamanda kur riski üstlendiğine dikkat çekti.
Yatırımcının yanıtlaması gereken temel sorunun, TL faizinin mi yoksa dolar kurundaki yükselişin mi daha yüksek olacağı olduğunu belirten Eğilmez’e göre, yüksek faiz dönemlerindeki gerçek kazanç faiz getirisiyle kur artışı arasındaki farktan oluşuyor.
Faiz getirisi kur artışının üzerinde kaldığı sürece TL mevduatı dolar bazında avantaj sağlayabiliyor. Kurun faizden daha hızlı yükselmesi halinde ise bu avantaj ortadan kalkıyor.
Eğilmez, daha önceki değerlendirmelerinde de yüksek faiz ve düşük kur politikasının TL mevduatını döviz karşısında avantajlı hale getirebildiğini benzer örneklerle ele almıştı.
YALNIZCA BUGÜNKÜ FAİZE BAKMAK YETERLİ DEĞİL
Eğilmez, yatırım kararında yalnızca mevcut mevduat faizinin dikkate alınmaması gerektiğini belirtti.
Enflasyon beklentileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının para politikası, döviz talebi, rezervlerin durumu, faizlerin gelecekteki seyri ve ekonomiye duyulan güvenin de değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Finansal piyasalardaki sonuçların tek bir gösterge tarafından değil, bütün bu değişkenler arasındaki denge tarafından belirlendiğini ifade etti.
“DOLAR BAZINDA CİDDİ GETİRİ FIRSATI OLUŞTU”
Son yıllarda parasını TL mevduatta değerlendirenlerin kur riski üstlenerek dolar bazında önemli kazançlar elde etme fırsatı yakaladığını belirten Eğilmez, bu durumun her zaman devam edeceğinin varsayılmaması gerektiği uyarısında bulundu.
Geçmişte kur riskini doğru yönetemeyen bankaların finansal sorunlar yaşadığını ve bazı yatırımcıların önemli varlık kayıplarına uğradığını hatırlatan Eğilmez, mevcut hesabın belirli faiz ve kur varsayımlarına dayandığını vurguladı.
YÜKSEK FAİZ, DÖVİZ TALEBİNİ SINIRLIYOR
Eğilmez, yüksek enflasyon dönemlerinde politika faizinin artırılmasının, tasarruf sahiplerini döviz yerine TL cinsinden varlıklarda tutmayı amaçladığını ifade etti.
Bu politika aracılığıyla döviz talebinin azaltılması, Türk lirasının çekiciliğinin artırılması ve kur üzerinden gelen enflasyon baskısının sınırlandırılması hedefleniyor.
Ancak Eğilmez’e göre yüksek faiz ve kontrollü kur dengesi, doğrudan yabancı yatırım yerine kısa vadeli sermaye girişlerini, diğer bir ifadeyle “sıcak parayı” teşvik edebiliyor.
KKM'de erime hız kesmiyor: Toplam hacim 236 milyon TL'ye kadar geriledi
“EKONOMİ YÜKSEK REEL FAİZİN MALİYETİNE KATLANIYOR”
Yüksek faiz politikasının kısa vadede fiyat istikrarına katkı sağlayabileceğini belirten Eğilmez, uzun vadeli sürdürülebilirliğine ilişkin iktisatçılar arasında farklı görüşler bulunduğunu aktardı.
Eğilmez’e göre söz konusu politika, kısa vadeli yabancı sermaye girişini artırırken ekonominin yüksek reel faiz maliyetine katlanmasına ve dış finansmana bağımlılığın güçlenmesine neden olabiliyor.
Tasarruf sahipleri açısından kısa vadeli avantaj sağlayan bu denge, üretim, yatırım ve ekonomik büyüme üzerindeki etkileri bakımından tartışmalı sonuçlar doğurabiliyor.
YÜKSEK FAİZ–KONTROLLÜ KUR DENGESİ SÜREKLİ DEĞİL
Yüksek faiz ve görece istikrarlı kur dengesinin bazı dönemlerde uzun süre devam edebileceğini belirten Eğilmez, tarihsel deneyimlerin bu yapının kalıcı olmadığını gösterdiğini ifade etti.
Uzun vadede enflasyonun düşerek faizlerin normalleşmesi ya da döviz kuru üzerindeki baskının artmasıyla kurun daha hızlı yükselmesi bekleniyor.
Eğilmez, TL mevduatı ile dolar arasındaki tercihte temel belirleyicinin faiz oranı değil, faiz getirisinin kur artışını ne ölçüde telafi ettiği ve yatırımcının üstlenmeye hazır olduğu kur riski olduğunu vurguladı.