
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözünü hiç sakınmadı...İsrail'in kimyasını bozan, ayarlarını sarsan açıklamalar yaptı... Siyonist yönetimin tam anlamıyla bir çıbanbaşı ve fitne fabrikası olarak geniş bir coğrafyada sürekli huzursuzluk ürettiğinin altını çizdi. İsrail'in Suriye ve Lübnan'a saldırılarının artık Türkiye'yi de tehdit boyutuna geldiğini söyledi. Ve hem Netanyahu'ya hem de Rumlara yönelik çok net mesaj verdi...
'İhtirasları cüsselerini fazlasıyla aşan bazı ufak tefek yapılar, İsrail'in fitne kayığına binmişler. Çok açık söylüyorum, kimse macera peşinde koşmasın, kimse Siyonist katliam şebekesinin kuyruğuna takılmasın. Eğer Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ve Kıbrıs Türkü'nün hak ve hukukuna kastedilirse bilinmesini isterim ki cevabımız çok net olur, çok da sert olur' dedi.İşin ilginç yanı Erdoğan'ın konuşması neredeyse anında İsrail'de yankı buldu... Soykırımcı Netanyahu, sosyal medya hesabından Erdoğan'ı hedef aldı. Kendince karalamaya çalıştı.
'İran ve destekçilerine yönelik saldırılarımız sürecek' tehdidinde bulundu. Doğrudan Türkiye'yi hedef almaktansa kaçındı... Zira bugüne kadar Trump'ı Türkiye'ye karşı kışkırtma çabalarından eli boş döndü... Ayrıca İran'a dahi gücü yetmeyen bir İsrail'in doğrudan Türkiye'yi hedef alması hayatının hatası olacaktır elbette. Bu yüzden Netanyahu tayfası en iyi bildiği yola, fitneye başvuracaktır. Fitne deyince benim aklıma ilk olarak FETÖ geliyor. Zira FETÖ elebaşı Fetullah Gülen teröristlerine İsrail'in adını vermeden 'Güneydeki sevdiğimiz ülke' diye tarifte bulunur. 'Haçlılar sizin karınıza kızınıza ilişmez, işgalden korkmayın' diye beyin yıkamaya çalışırdı...FETÖ'yü, PKK/YPG'yi, DEAŞ'ı isimler değişse de her zaman biliyoruz ki bunların iplerinden biri de Tel Aviv'e çıkıyor... Bu yüzden rehavete kapılmadan 'Kardeşlik Kuşağı' ve 'Türkiye Yüzyılı' tahkimatına devam etmemiz gerekiyor... Bunun da yolu siyasi istikrardan geçiyor. Erdoğan'ı karalamaya yönelik uluslararası saldırıların arkasında FETÖ hesaplarının neden ağırlıkta olduğu sorusuna herkesin kendisinin cevap vermesi gerekiyor?Fitne fabrikasını kapatamazsak da çalışmasını sabote edebilir. Çıbanbaşlarını patlatabiliriz.Yeter ki birliğimizi, dirliğimizi muhafaza edelim...
ESKİ GÜZEL GÜNLERHey gidi heyEski güzel günler neydi öyle.'Her şey çok güzel olacak' diye yola çıkılmış.Beyaz gömlekler çekilmiş.Kılıçdaroğlu için '13. Cumhurbaşkanı' deniyor.İmamoğlu ve Yavaş masada Cumhurbaşkanı Yardımcısı pozları kesiyordu.Sonra millet 'Erdoğan' dedi.Eski dostlar kanlı bıçaklı oldu.Şimdi Özgür Özel çıkmış.Meclis seçilmişlerin yeri, Kılıçdaroğlu Meclis'e giremez, CHP Grup Toplantısında konuşamaz diye racon kesiyor. İyi de Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettikten sonra Kılıçdaroğlu yine milletvekili değildi. Ama CHP Genel Başkanı olarak o kürsüye gelip her hafta konuşma yaptı. Hatta kürsüye çağrılırken
'Milyonların umudu Kemal Kılıçdaroğlu'nu kürsüye davet ediyorum...' diye anons yapılıyordu. O sırada Grup Başkanı sıfatıyla Özgür Özel'in itiraz etmek aklının ucundan bile geçmedi...Özel'in çarpık siyaset anlayışıyla ilgili size bir örnek daha vereyim... Bir yandan CHP Grup Başkanı sıfatını kullanıyor. Bir yandan 'Seçilmiş' CHP Genel Başkanı diye bir sıfat uydurdu. Bunu da YSK'dan aldığı mazbataya dayandırıyor. Sanki ona mazbatan yok diyen olmuş gibi bir de belgeyle pozlar paylaşıyor. Gelin meseleyi Özel'in kankası İmamoğlu'nun diploması üstünden anlamaya çalışalım. Zira o da çıkıp çıkıp diplomasını gösteriyordu. Baktığınızda evet İmamoğlu'nun bir diploması var. İstanbul Üniversitesi'nden almış. Ancak o diplomayı almak için evrakta sahtecilik, üç kağıt yaptığı ortaya çıktığı için artık o diploma yok hükmünde... Aynı durum Özel'in elindeki mazbata için de geçerli... Zira CHP'nin 38'inci olağan kurultayının şaibeli olması gibi bir yargı kararı var ortada. Bu arada dikkatinizi çekmiştir.Hedefe giden her yol mübah anlayışının tam anlamıyla yansımasını görüyoruz Özel ve İmamoğlu'nun hamlelerinden...Kılıçdaroğlu'nun Meclis'e girememesiyle ilgili bir başka çarpıcı örnek vereyim.Düşünün bir şirketiniz var.Tüm karar alma, talimat verme yetkisi sizde mühür elinizde... Ama sizin daha önce atamasını yaptığınız Genel Müdür, müdür yardımcısı, sekreter bir araya gelmiş. Barikat kuruyor. Sizi buraya sokmam diyor. İyi de burası kabile devleti mi, hukuk diye bir şey var. Zaten CHP Genel Merkezi'ne de Kılıçdaroğlu hukuki hakkını kullanarak girdi... Elbette aynı hukuki haklarını kullanıp Meclis'teki barikatı da yarıp girebilirdi. Ama ortaya gerçekten CHP adına utandıran görüntüler çıkardı. Kılıçdaroğlu sağ duyulu davrandı. Gerilimi artırmak yerine barikatçıları disiplin kuruluna sevk etmek yönünde bir strateji geliştirdi. Bakalım ne olacak?
GÜNEY KORE DİZİSİBugünlerde dijital platformda bir Güney Kore dizisi izliyorum. Okullardaki yozlaşma, çeteleşme, akran zorbalığı ve şiddete çözüm arayışını anlatıyor. Anladığım kadarıyla orada da üniversiteye kadar eğitim zorunlu... Mesele öyle bir boyuta gelmiş ki okul basıp öğretmen öldürenler, zorbalık sebebiyle intihar eden öğrenciler, haraç toplayan, alkol, uyuşturucu bataklığına saplanmış öğrenci çeteleri vs var. Öğretmenler ders vermek yerine zaman öldürüyor. Öğrenim çöp olmuş eğitim hak getire... Bu yüzden Milli Eğitim Bakanlığı özel bir birim kuruyor ve zorbaların anladığı dilden konuşmaya başlıyor. Akran zorbalığı yapanları, çeteleri, şantajcıları perişan ediyor. Elbette bu bir dizi ama orada dikkatimi çeken bir ifade vardı. Onu paylaşmak istiyorum.
'Öğretmen öğretmenliğini yapacak, öğrenci öğrenciliğini bilecek.'Zira
Güney Kore Milli Eğitim Bakanı, öğrencilerin özgürlüğü meselesi artık eğitim öğretimin önüne geçti. Zorbalık gerçek anlamda yaygınlaştı. Mağdur öğrenci ve öğretmenleri korumamız gerekiyor anlayışı ile sert disiplin önlemleri alıyor. Filmde tabii çok abartılı şiddet sahneleri de var. Ama izlerken bir bizim öğretmenlerimizi, öğrencilik yıllarımızı düşündüm bir de sosyal medyada paylaşılan şimdiki öğrenci videolarını, elbette hepsini aynı kefeye koyamayız ama bu meseleye daha çok kafa yormalıyız.
'Akran nezaketi' gibi Milli Eğitim Bakanlığımızın programlarını büyütmeli, aileleri de bu konuda eğitmeliyiz.Zira son yıllarda zorba insanların sayısı ciddi anlamda arttı. Üstelik de bunu bir üstünlük, güç gösterisi olarak görüyorlar. Kırıp dökmekten çekinmiyor, trafikte dikleniyor, otoparkın girişini kapatıp gidiyor. Yiyor içiyor, çöpünü geride bırakıyor. Tahrip ediyor. Umursamıyor...Toplumsal çürüme konusu da bana en az milli güvenlik meseleleri kadar önemli geliyor.Takdir büyüklerimizin elbette...