Eski SHGM Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, kamu kaynaklarıyla kurulan VatanJet'i sert sorularla masaya yatırdı. HEAŞ'ın görevinin iş jeti işletmek mi yoksa meydan otoritesi olarak kamu hizmeti sunmak mı olduğunu sorgulayan Erdağı, "525 milyon TL'lik yatırım hangi kamu yararına dayanıyor, bu kaynak başka alanlarda değerlendirilemez miydi?" sorularına yanıt istedi.
İşte Erdağı'nın yazısı:
Savunma Sanayii Başkanlığı'nın, dolayısıyla HEAŞ'ın görevi iş jeti işletmek mi; yoksa Sabiha Gökçen Havalimanı'nı emniyetli, güvenli ve etkin şekilde yönetmek mi?
Türkiye sivil havacılığı uzun yıllardır ağır yapısal sorunlarla mücadele ediyor. ICAO denetimlerinde tartışılan sonuçlar, EASA ile yaşanan uyum problemleri, yetişmiş insan kaynağındaki erozyon, işsiz pilotlar ordusu, havacılık tıbbındaki eksiklikler, denetim kapasitesindeki zafiyetler ve yerli sivil havacılık projelerindeki yetersizlik ortadayken, kamu kaynaklarının VIP iş jeti işletmeciliğine yönlendirilmesi, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda vicdani ve yönetsel olarak da sorgulanması gereken bir tercihtir.
Çünkü burada tartışılan konu birkaç lüks Gulfstream uçağı değildir.
Tartışılan konu, devletin önceliklerini kaybetmiş olmasıdır.
Devlet, düzenleyici ve denetleyici olmak yerine neden özel sektörün faaliyet gösterdiği ticari bir pazarda oyuncu hâline gelmektedir?
Daha da önemlisi; bu tercih hangi kamu yararına dayanmaktadır?
Bu sorular artık cevapsız bırakılamaz.
525 Milyon TL: Bir Şirketin Sermayesi mi, Kaçırılmış Bir Havacılık Fırsatı mı?
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre VatanJet, 525 milyon TL sermayeyle kuruldu.
Şimdi herkesin vicdanına sesleniyorum.
Aynı kaynak;
Kaç genç pilotun eğitimini karşılayabilirdi?
Kaç bin havacılık öğrencisine burs sağlayabilirdi?
Kaç modern eğitim merkezi kurulabilirdi?
Kaç hava trafik kontrolörü yetiştirilebilirdi?
Kaç havacılık doktoru istihdam edilebilirdi?
Kaç yangın söndürme uçağı alınmasına başlangıç oluşturabilirdi?
Kaç yerli sivil havacılık projesine can suyu olabilirdi?
Türkiye'nin gerçekten en acil ihtiyacı bunlar değil de VIP jet işletmeciliği miydi?
İşte cevap bekleyen asıl soru budur.
HEAŞ Meydan Otoritesi mi, Ticari Holding mi?
HEAŞ'ın görevi; pist güvenliğini sağlamak, meydan operasyonlarını yönetmek, emniyet kültürünü geliştirmek ve Sabiha Gökçen Havalimanı'nın kapasitesini artırmaktır.
Peki bütün bu ağır sorumluluklar ortadayken, bir meydan otoritesinin iş jeti işletmeciliğine yönelmesi hangi yönetim anlayışının ürünüdür?
Devlet hem oyunun hakemi hem de oyuncusu olabilir mi?
Bir tarafta meydanı yönetecek...
Diğer tarafta aynı sektörde ticari faaliyet gösterecek...
Bu durum yönetişim açısından ciddi soru işaretleri doğurmuyor mu?
Özel Sektörle Gerçekten Aynı Şartlarda mı Yarışıyor?
Bugün Türkiye'de SHGM'den işletme ruhsatı almış onlarca hava taksi şirketi faaliyet göstermektedir.
Bu şirketler;
kendi sermayesini riske atıyor...
uçak satın alıyor...
kiralıyor...
pilot çalıştırıyor...
sigorta ödüyor...
bakım yaptırıyor...
müşteri buluyor...
zarar ederse de bunun bedelini kendileri ödüyor.
Peki kamu bağlantılı bir şirket aynı pazara girdiğinde gerçekten aynı koşullarda rekabet edildiğini kim söyleyebilir?
Finansmana erişim aynı mı?
Kurumsal imkânlar aynı mı?
Marka gücü aynı mı?
Altyapıya erişim aynı mı?
Kamu desteğinden tamamen bağımsız bir rekabet ortamı bulunduğunu kim iddia edebilir?
İşte cevap bekleyen sorular bunlardır.
Sayıştay Ne Diyor?
Kamu sermayesinin bulunduğu her yapıda en temel ilke hesap verebilirliktir.
Bu nedenle kamuoyu şu soruların cevaplarını bilmek istemektedir:
525 milyon TL sermayenin fizibilite raporu hazırlandı mı?
Yatırım hangi ekonomik analizlere dayanılarak yapıldı?
Şirket bugüne kadar kâr mı etti, zarar mı etti?
Uçakların yıllık kullanım oranları nedir?
Kamuya sağlanan ekonomik katkı nedir?
Sayıştay tarafından bu yatırımın etkinliği ve verimliliği incelendi mi?
Kamu kaynağının kullanımına ilişkin denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılacak mı?
Bunlar muhalefet soruları değildir.
Bunlar, vergisini ödeyen vatandaşın sorularıdır.
Devletin Jeti Değil, Devletin Aklı Eksik
Türkiye'nin bugün daha fazla VIP jete değil;
daha güçlü bir SHGM'ye,
uluslararası itibarı yüksek bir sivil havacılık otoritesine,
EASA ile tam uyuma,
ICAO standartlarında güçlü denetim sistemine,
tecrübeli uzmanlara,
havacılık doktorlarına,
hava trafik kontrolörlerine,
yerli sivil uçak projelerine,
yangın söndürme filosuna,
genç pilotlara istihdam sağlayacak politikalara ihtiyacı vardır.
Asıl mesele birkaç Gulfstream uçağı değildir.
Asıl mesele, kamu kaynaklarının hangi önceliklere göre kullanıldığıdır.
Son sözüm şudur:
Devletin görevi VIP yolcu taşımak değil; Türk sivil havacılığını geleceğe taşımaktır.
VatanJet gerçekten başarılı bir yatırım ise bunu kanıtlamanın yolu bellidir.
Faaliyet raporlarını açıklayın.
Mali tabloları yayımlayın.
Kullanım oranlarını paylaşın.
Kamuya sağladığı ekonomik değeri ortaya koyun.
Şeffaf olun.
Çünkü kamu adına kullanılan her kuruşun hesabı millete verilmek zorundadır.
Ve unutulmamalıdır ki; gökyüzünde güveni sağlayan şey lüks deri koltuklar değil, hesap verebilirlik, şeffaflık ve doğru kamu yönetimidir.
VATANJET: KAMUNUN JETİ Mİ, KAMU KAYNAKLARININ YANLIŞ ÖNCELİĞİ Mİ?
Eski SHGM Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, kamu kaynaklarıyla kurulan VatanJet'i sert sorularla masaya yatırdı.
Airport Haber
16