Ana içeriğe geç

Gemlik’e doğru foseptik denizini göreceksin, sakın şaşırma

Körfez'den geçerken Osmangazi Köprüsü'nü tercih etmemin tek sebebi trafik keşmekeşinden kaçmak değil. Asıl derdim, köprünün üzerinden Marmara'nın açıklarına bakıp eskiyi düşünmek; denizin kıyısındaki iğrenç fabrikaları, çarpık kentleşmeyi ve gri havayı bir an olsun unutmak. Çünkü söylenmeyi hiç sevmiyorum. Orhan Veli'ye 'Gemlik'e doğru denizi göreceksin / Sakın şaşırma' dizelerini yazdıran bu içimizdeki denizin aslında bir cennet olduğunu bilip de isyan etmemek mümkün mü? Bir zamanlar Marmara,...

Gemlik’e doğru foseptik denizini göreceksin, sakın şaşırma
A Haber
16

Körfez'den geçerken Osmangazi Köprüsü'nü tercih etmemin tek sebebi trafik keşmekeşinden kaçmak değil. Asıl derdim, köprünün üzerinden Marmara'nın açıklarına bakıp eskiyi düşünmek; denizin kıyısındaki iğrenç fabrikaları,çarpık kentleşmeyi ve gri havayı bir an olsun unutmak.
Çünkü söylenmeyi hiç sevmiyorum. Orhan Veli'ye "Gemlik'e doğru denizigöreceksin / Sakın şaşırma" dizelerini yazdıran bu içimizdeki denizin aslında bir cennet olduğunu bilip de isyan etmemek mümkün mü?
Bir zamanlar Marmara, Akdeniz'in en sakin, en bereketli, en güzel iç deniziydi. Kıtaların kesişim noktasında, imparatorluklara başkentlik etmiş şehirlerin yanı başında, milli parklarla çevrili, dünyada eşi benzeri olmayan doğal bir hazineydi. Bu arada Marmara, dünya üzerinde tüm kıyıları tekbir devletin egemenliğinde olan tek iç deniz.
Şimdi o cenneti ne hâle getirdik?
Körfez'deki çimento fabrikaları, kimya tesisleri denizin hemen kıyısına değil de biraz daha iç bölgelere yapılsaydı mesela, ne kaybederdi Türkiye? Maliyetler mi artardı, milli servete yazık mı olurdu?
Bugün ortaya çıkan bilanço belli. O fabrikalar kimleri zengin etti bilmiyorum ama bedelini biz ödüyoruz; gelecek kuşakları ise çok daha ağır, çok daha kirli bir tablo bekliyor.
Birkaç yıl önce kıyılara müsilaj kusarak derdini anlatan Marmara gibi kaç tane servetimiz var?
Elbette tek sorun vahşi sanayileşme ve işlevsiz denetim değil. Marmara'ya kıyısı olan yedi şehrin yerel yönetimleri de bu yıkımın ortağı.
Geçmişe dönüp biraz tarama yaptım. Meseleyi dert eden Kocaeli Belediye Başkanı Tahir Büyükakın'ın konuşmaları çıktı karşıma. Marmara'yı temizlemek için başlattığı projeye 150 milyon dolarlık bütçe bulan Büyükakın durumu şöyle tarif ediyor:
"Samimi bir itirafta bulunmak gerekirse biz adeta Marmara'yı bir foseptik çukuru gibi kullanmışız. Marmara Denizi'negünde 4.5 milyon metreküp kanalizasyon,evlerinizdeki tuvaletin suyugeliyor. Bunun % 53'ü ön arıtma ile gidiyor... Yani denizi foseptik olarak kullanıyor, Marmara'nın etrafındaki şehirlerin yönetimleri. Biz burada temizliyoruz. Biz de kirletelim, denizin dibine atalım. Kimse fark etmez, sonra bakarız desek... 150 milyon dolarlıkbir projeyle foseptik çamurunudenizden çıkartıyoruz. Ama delinin pösteki sayması gibi. Bize diyorlar ki; bir taraftan kirletiyorlar, sen niye temizliyorsun? E, bırakalım hepten berbat olsun. Bu da garip. Bir şeyi yaparsanız orası tartışılmaya başlıyor. Yapmazsanız hiç kimse bir şey demiyor."
Büyükakın yerden göğe kadar haklı.
Vatandaşlar olarak iğneyi de kendimize batıralım ve açık konuşalım. Denizlerimiz, şehirlerimiz umurumuzda bile değil. Öyle olsa, Marmara'ya boşaltılan günlük 2 milyon metreküp foseptiğin yüzde 97'sinin geldiği İstanbul'un başına, Silahtarağa İleriBiyolojik Atık Su Arıtma Tesisi projesinidurdurmak için "Temel Atmama"töreni düzenlemeyi akıl eden liyakatsizleri belediye başkanı diye seçmezdik.
Yeri gelmişken, 7 yıldır kaderine terk edilen Boğaz da Haliç de alarm veriyor, farkında mısınız?

Kaynağa Git

İlgili Haberler