Skandal fıkranın altından burjuva kibri çıktı: Koç’a kalkan yapılan kitaptaki iğrenç satırlar | Vehbi’den...
Koç Holding Yönetim Kurulu Onursal Başkanı Rahmi Koç, 5 Haziran'da katıldığı İzmir Amerikan Hastanesi açılışında anlattığı bel altı nitelikteki 'Kürt kadın' fıkrasıyla haklı tepkilerin odağına yerleşti. Rahmi Koç, 'Doktor, Kürt kadının derdini dinlemiş... 'Hanımefendi perdenin arkasına gidin, soyunun' deyince kadın demiş ki, 'Doktor Bey, ilk sen soyun.'' ifadelerini kullandı. Rahmi Koç hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Bunun üzerine Koç Holding resmi hesapları üzerinden alelacele özür paylaşımı yapıldı. Rahmi Koç'un Kürt kadınları hedef alan çirkin fıkrasına soruşturma! Bakan Gürlek'ten tepki: 'Adalet terazisi kimseyi statüsüne göre tartmaz' GERÇEK HİKAYE CİLASI Koç'u aklama yarışına giren fondaşlar, söz konusu iğrenç fıkranın bir doktor vakasına dayanan yaşanmış hikaye olduğunu öne sürmeye başladı. Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul Kadıköy'de jinekologlug yapan Mahmut Ata'nın sözde hatıratının aktarıldığı Müfid Ekdal imzalı 'Kapalı Hayat Kutusu Kadıköy Konakları' isimli kitap dolaşıma sokuldu. KİTAP DAHA PİS Fakat sözde doktor tecrübesine dayandırılan hikayenin de bir o kadar çirkin ve iğrenç anlayışı yansıttığı kaydedildi. Kitabın 255'inci sayfasında Mahmut Ata'nın yaşadığı hikaye olarak şunu anlattığı aktarıldı: 'Birgün siyah çarşaflı ve peçeli bir kadın, ayağı poturlu köylü kocasıyla muayene odama girdi. Kadın, kapının yanında ellerini çarşafın altına saklamış, ayakta duruyor, arkasında da kocası... Ben de, daha önce çıkan hastadan sonra ellerimi yıkamış, havlu ile kuruluyordum... Kadına döndüm; 'Donunu çıkar, şu masaya yat!' dedim. Kadında hareket yok. Kapkara bir heykel gibi duruyor. Aynı lafı bir daha tekrarladım. Kadın yine kımıldamıyor. O zaman kocasına döndüm, 'Eşin muayene olmak istiyorsa dışarı çık ve onu ikna et' dedim. Köylü mahcup, çekingen karısını kolundan tutup dışarı çıkardı. Yarı açık kapıdan konuşmalar duyuluyor; (Köylü) – Be kadın, doktorun dediğini niye yapmıyorsun? (Kadın) – Ağam, bana 'soyun!' diyor. (Köylü) – Elbette soyunacaksın! (Kadın) – Bana 'donunu çıkar!' diyor. (Köylü) – Onlar büyük adam. 'Çıkar!' dediyse çıkaracaksın (Kadın) – Gayri ben karışmam. Günah benden gitti. Muayene odasına girip, kapıyı kapattı. Peçesini açtı. Hafifçe kırıtarak karşımda durdu. O utangaç kadın gitmiş, gözlerimin içine bakan bir başka kadın gelmişti. Doğrusu şaşırdım. – Muayeneye hazır mısınız? dedim. Hafifçe gülerek 'evet' dedi. – Tamam öyleyse soyun bakalım! – 'Evvela sen soyun!' demesin mi?' BURJUVANIN KÖYLÜ FANTEZİSİ Sözde hikayede hasta mahremiyeti ayaklar altına alınırken, ısrarla vurgulanan 'köylü kadın', 'köylü kocası', 'onlar büyük adam' gibi ifadelerle sınıfsal toplumsal statü oluşturulduğu ilan edildi. Toplumu 'alt sınıf', 'üst sınıf' diye kategorize eden anlayışın, köylüleri nasıl aşağıladığı dışa vuruldu. Gerçekliği şaibeli mahrem anların elit meclislerde birer 'esprili hikaye' olarak anlatması, 'alt sınıfa' ait köylü insanların yaşadığı zorlukların veya utanç anlarının 'Beyaz Türkler' için nasıl eğlence malzemesine dönüştürüldüğü satırlara dökülüyor. Hikaye ayrıca 'Köylü milletin efendisidir' sözünün paradigmaya dönüştürüldüğü iddia edilen tek partili CHP döneminin burjuvazi anlayışını yansıtıyor. Kadının 'peçesine' özellikle vurgu yapılması köylü insanının muhafazakar giyim tarzını özellikle vurgulanarak klasik Batıcı din karşıtı zihniyet gözler önüne seriliyor. Kendilerini 'Beyaz Türk' olarak adlandıran sakat anlayışın ahlak dışı 'köylü fantezisi' de hikayenin ana odağı olarak öne çıkıyor. YİNE KOÇ İMZASI İğrenç hikayenin aktarıldığı 'Kapalı Hayat Kutusu Kadıköy Konakları' kitabının yayınında yine Koç imzası yer alıyor. Köylülerin itham edildiği, hasta mahremiyetinin ayaklar altına alındığı iğrenç fantezilerin gerçek hikaye gibi elit ortamlarda mizah adı altında anlatıldığı kitabın, Yapı Kredi Yayınları tarafından piyasaya sürüldüğü görüldü. Yapı Kredi Yayınları, Koç Holding'e ait yayıncılık kurumu olarak biliniyor. BU ANLAYIŞ HASTANE YÖNETİYOR Tepki çeken Kürt (köylü) hasta-doktor hikayesini komedi sosuyla anlatan Rahmi Koç'un halihazırda hastane patronu olması karakomedi örneği olarak kayıtlara geçiyor. Amerikan Hastanesi ve Koç Üniversitesi Hastanesi, Koç Holding bünyesinde yer alıyor. Şifanın, empatinin ve insan hayatının söz konusu olduğu sektörde patronaj koltuğunda oturan Koç'un, bel altı nitelikteki 'hasta Kürt kadın' hikayesiyle şuuraltını boşalması manidar karşılanıyor. MİLLETE 'DOĞURMAYIN' DİYEN DE BU KAFA Büyük devletlerin birincil unsurları arasında yer alan 'güçlü nüfus' unsurunu Türkiye'nin elinden alma maksatlı başlatılan Batı destekli 'nüfus planlaması' projesinin öncülüğünü Rockfeller Vakfı ve 'Koçların' yaptığı bu vesileyle bir kez daha gündeme geldi. 1960'lı yıllara doğru Rockefeller Vakfı'nın Türkiye'de düzenlediği 'Nüfus Artışı ve Ekonomik Kalkınma' konferansıyla hin planın düğmesine basıldı. John Davison Rockefeller aynı dönemde 'Nüfus Konseyi' kurarak Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Konferansı'nda boy gösterdi. Türkiye'de nüfus artışını baskılamak için çalışmalar başlatıldı. Dayatmalar neticesinde 1963 yılında Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'na 'nüfus planlaması' dahil edildi. Sağlık Bakanlığı devlet görevlilerine ve halka doğum kontrolü kursları vermeye başladı. DOĞUMU ÖCÜ GİBİ GÖSTERDİLER 1964'te İstanbul Halk Sağlığı Eğitimi Komitesi imamlara bile doğum kontrolü eğitimi verdi. 11 Ekim 1964 tarihli Hürriyet Gazetesi bu skandalı, 'İmamlar doğum kontrol kursunda... Kursu 60 imam büyük alaka ile takip etti. İmamlar kurstan sonra Allah razı olsun dediler. Halka nasihat etmek üzere bu konuda kanun çıkması beklenecek.' ifadeleriyle haberleştirdi. Rockefeller'ın dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'e yazdığı baskı mektupları ve Şubat 1966'daki Türkiye ziyareti netice verdi. 1965 yılında çıkarılan '557 sayılı Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanun' ile Türkiye'nin nüfus politikalarında geri dönülmez yola girildi. Vakıflar, dernekler ve basın aracılığıyla nüfus artışı öcü gibi gösterildi. 1970 yılında İsveç'ten dahi 'aile planlaması' yardımı alındı. KANSIZ SOYKIRIMA 'TAP'ANLAR Tam bu dönemde 'Koçlar' devreye girdi. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi Koç, 1980'li yılların Türkiye'sinde 'Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı'nı (TAP Vakfı) kurarak doğum karşıtı politikaları ülkenin dört bir yanına ulaştırdı. 'Cinsel sağlık', 'aile sağlığı' gibi süslü kelimelerin arkasına üreme karşıtı, doğumu kötü gösterici kampanyalar düzenlendi. TAP Vakfı, doğum kontrol yöntemlerinden kürtajın yaygınlaştırılmasına kadar pek çok uygulamayı 'modernleşme' adı altında topluma empoze etmekle eleştirildi. Nüfus planlaması adı altında zihinlere 'az çocuk' fikri virüs gibi sokuldu. Bu organizasyonlarla hükümet üzerinde baskı kuruldu. 'PIRT PIRT DOĞURMAK OLMAZ!' 1983 yılında çıkarılan kanunla kürtaj devlet gözetiminde serbest bırakıldı. Malum odakların desteğiyle Sağlık Bakanlığına getirilen Mehmet Aydın, 1984 yılında Meksika'daki konferanstan döndükten sonra, 'Doğurganlık hem anaya hem topluma zararlıdır. Öyle pırt pırt doğurmak olmaz.' diyerek nüfus artışını hedef aldı. 1990 yılında Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol, 'Doğurmayın, okul yetiştiremiyoruz.' sözleriyle bu kervana katıldı. KİRLİ AJANDAYA HİZMETİN ÖDÜLÜ TAP Vakfı; Rockefeller Vakfı, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ve çeşitli Batılı ülkelerin elçiliklerinden destek aldı. Küresel sistemin kendi ajandasına hizmet eden figürleri ödüllendirmesi olarak yorumlanan durum bu hususta da kendisini gösterdi. Vehbi Koç'a nüfus kontrolü çalışmaları nedeniyle 1994 yılında Birleşmiş Milletler tarafından 'Dünya Nüfus Planlaması Ödülü' verildi. EKONOMİYİ NÜFUS KÜÇÜLTÜYOR ALGISI Koçlar ayrıca ekonomik büyümeyi nüfus büyüklüğünün 'yuttuğu' argümanını üretti. Vehbi Koç, 1992 yılındaki bir tebliğinde, ekonomik büyümenin yarısının nüfus artışı tarafından emildiğini öne sürerek, daha az nüfusu teşvik edici politikaların uygulanması gerektiğini savundu. Koç, 4-7 Haziran 1992 yılında toplanan 3. İzmir İktisat Kongresi tebliğinde, 'Memleketimizin hızlı kalkınmasını engelleyen en önemli mesele hızlı nüfus artışıdır. Son senelerde Türk ekonomisi yılda ortalama %5-6 büyümektedir. Bu oran Batı ülkelerinin çok üzerindedir. Ancak bir türlü batı ülkelerinin gelişmişlik seviyesine yaklaşamıyoruz. Çünkü her sene bu büyümenin yarısını nüfus artışı alıp götürmektedir. Gerekirse daha az nüfusu teşvik edici politikalar da uygulamalıyız.' dedi. 'NÜFUSUMUZ AZALSIN DAHA ZENGİN OLALIM' Vehbi Koç'un oğlu Rahmi Koç da aynı izi takip etti. Rahmi Koç, Türkiye'nin 80 milyona giden nüfusunu 'büyük bir ayak bağı' olarak nitelendirdi. Koç, nüfusun 50-60 milyonda kalması durumunda 'ülkenin çok daha zengin olacağını' iddia etti. Rahmi Koç, 'Bir defa nüfusu kontrol etmemiz lazım. Başımıza ne geliyorsa nüfus artışından geliyor. Okul yetmiyor, gıda yetmiyor, hastane yetmiyor, hiçbir şey yetmiyor. Bu kadar nüfusla hareket etmek ve ekonomiyi sağlamlaştırmak zor. Çünkü kendi yarattığımız kaynak kendimize yetmiyor' diye konuştu. Rahmi Koç, 'Devlette 5,5 milyon kişi çalışıyor. Dolayısıyla 2 milyon kişiyle bu devlet rahatlıkla döner. Bu kadar nüfusla hareket etmek ve ekonomiyi sağlamlaştırmak zor. Çünkü kendi yarattığımız kaynak kendimize yetmiyor.' sözlerini sarf etti. Oysa Türkiye, nüfusa oranla yüzde 13,4 ile kamuda istihdam konusunda OECD ülkeleri arasında ortalamanın altında yer alıyor. Bu veri, Koç'un ekonomi-nüfus algısını tek başına çökertiyor. Rahmi Koç'un 'nüfusla ekonomiyi sağlamlaştırmak zor' iddiası çürüdü! İşte OECD rakamlarıyla gerçekler: Fena hale yanılıyor BU TABLO SİZİN ESERİNİZ Bu yıkıcı çalışmalar neticesinde Türkiye'nin demografik yapısı, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki büyüme vizyonundan koparılarak küresel güçlerin dayattığı nüfus planlaması projeleriyle zayıflatıldı. 1980'lerden bu yana doğum oranları adım adım azaldı. Günümüzde Türkiye, nüfus yenileme hızı yani bir neslin kendi yerine yeni bir nesil bırakabilmesi için gereken ortalama çocuk sayısı kabul edilen 2.10 sınırının aşağısına düştü. TÜİK'in son verilerine göre Türkiye'de toplam doğurganlık hızı 1,42 çocuk seviyesine geriledi.
Takvim