Ana içeriğe geç

Sanayici Adnan Demirci: 'Paslanmaz çelik savunma sanayimiz için beka konusudur'

Paslanmaz çeliğin yalnızca günlük yaşamda kullanılan bir malzeme olmadığını vurgulayan makine mühendisi ve sanayici Adnan Demirci, bu alaşımın savunma sanayisinden sağlık sektörüne kadar birçok stratejik alanda kritik öneme sahip olduğunu belirtti.

Sanayici Adnan Demirci: 'Paslanmaz çelik savunma sanayimiz için beka konusudur'
Aydınlık
16

Makine mühendisi ve sanayici Adnan Demirci, Ulusal Kanal'da katıldığı programda paslanmaz çeliğin teknik özelliklerini ve kullanım alanlarını anlattı. Paslanmaz çeliğin krom katkısıyla korozyona karşı direnç kazandığını belirten Demirci, farklı alaşım elementleriyle çok çeşitli özelliklere sahip ürünler elde edilebildiğini söyledi.

Savunma sanayisi başta olmak üzere otomotiv, tıbbi ekipman, petrokimya ve havacılık gibi stratejik sektörlerde yaygın olarak kullanılan paslanmaz çeliğin Türkiye açısından kritik bir üretim alanı olduğuna dikkat çekti.

PASLANMAZ ÇELİK NEDİR, NEDEN PASLANMAZ?

Malzemenin kamuoyunda az bilindiğine ve genellikle çaydanlık, tencere gibi eşyalar üzerinden tanındığına dikkat çeken Kantekin, konunun çerçevesini genişletmek amacıyla sözü Demirci'ye bıraktı. Adnan Demirci "Paslanmaz çelik dediğimiz, klasik anlamda bildiğimiz çelik alaşımlarının içerisinde baskın oranda bulunan demir elementinin atmosferik koşullarda oksijenle kolayca birleşmesinden ötürü üzerinde bir faz tabakası oluşur; işte buna demir oksit denir. Eğer bu çelik alaşımının içerisine minimum %10,5 gibi krom elementini ilave edebilirsek, bu önce krom oksijenle bileşik oluşturur. Dış yüzeyde oluşan krom oksit tabakası, çeliğin içerisindeki demirin oksijenle birleşmesine engel olur. Bu şekilde, sonrasında da bu krom oksit tabakası kazınsa bile kendisini yenileyebilme özelliğinden ötürü yüzeyde tekrar oluşur." ifadelerini kullandı.

Demirci, paslanmaz çeliğin sıradan alaşımlardan ayrışarak nasıl daha değerli bir ürün sınıfına girdiğini ve farklı sektörel ihtiyaçlara göre nasıl şekillendirildiğini ise şu ifadelerle anlattı: Bu şekilde elde ettiğimiz çelik, paslanan karbon alaşımlı çeliklerden sonra katma değeri yüksek bir ürün sınıfına girer. İşte paslanmaz çelik alaşımına giren bu ürüne, kullanacağımız yerde elde edeceğimiz çeliğe istediğimiz diğer teknik özellikleri de kazandırmak amacıyla bir miktar daha krom, nikel, molibden, selenyum, karbon, silisyum, bakır vesaire ilaveleri ile de birbirinden farklı özellikte birçok farklı paslanmaz çelik türü elde edilebilir. Bu şekilde elde edilen paslanmaz çeliklerin başlıca kullanım alanı şudur: Hijyen, dayanıklılık ve estetik özelliği sayesinde mutfak evyesi, çatal bıçak, ev gereçlerinin yanı sıra makine imalat sanayisi, otomotiv, beyaz eşya, halk sağlığı ve kamusal alanlar, sıhhi tesisat, depolama, tıbbi ekipmanlar, tıbbi araç gereçler, petrokimya tesisleri, hava ve deniz taşıtları, uçak iniş takımları, savunma sanayisi ve silah araç gereçleri gibi birçok alanı sayabiliriz."

HER YIL 3,5 MİLYAR DOLARLIK İTHALAT FATURASI

Türkiye'nin üretim yapamadığı için sektörde tamamen dışa bağımlı olduğunu belirten Adnan Demirci, ithalatın maliyet tablosunu şu sözlerle aktardı: “Türkiye'nin yıllık paslanmaz çelik ihtiyacı, paslanmaz çelik kullandığımız miktar yıllık 800-850.000 ton seviyesindedir. Maalesef bu konuda tamamen dışa bağımlıyız; yani tamamını ithal ediyoruz. Bu ithalatın da ülkemiz ekonomisine maalesef her yıl 3-3,5 milyar dolar seviyesinde bir cari açık payı bulunmaktadır."

Sunucu Kantekin'in bu rakamın genel ekonomi ve cari açık içindeki yerinin ciddi boyutta olduğunu belirtmesi üzerine Demirci, yerli üretim olmamasının getirdiği tabloyu dünya örnekleriyle karşılaştırdı.

SIVI ÇELİKTE DÜNYA YEDİNCİSİYİZ ANCAK ÜRETİM LİSTESİNDE YOKUZ

Türkiye'nin mevcut sıvı çelik üretim kapasitesi ile paslanmaz çelik üretimi arasındaki tezat duruma dikkat çeken Demirci, hammadde zenginliğine rağmen yatırım yapılmamasını eleştirerek “Ülkemiz sahip olduğu yıllık sıvı çelik üretim kapasitesi bakımından dünyanın en büyük 7. ülkesidir. Avrupa'da Almanya ile birlikte başa başız. Fakat dünyada paslanmaz çelik üretimi yapabilen 30 ülke arasında maalesef Türkiye bulunmamaktadır. Yani yakın coğrafyamızda bir Arnavutluk'ta, bir Bulgaristan'da ve de bir Türkiye'de böyle bir üretim yok. Aslında zengin ve kaliteli krom rezervlerimiz var, ferrokrom üretiyoruz fakat tamamını satıyoruz. Küba'da bile ihracat yapabilen yıllık 200.000 ton kapasiteli entegre bir paslanmaz çelik tesisi olmasına rağmen, maalesef bu konuda Türkiye'de henüz tamamlanmış bir yatırım tesisi bulunmamaktadır." dedi.

Dünya krom rezervlerinin yüzde 80'inin Güney Afrika, Kazakistan, Türkiye ve Hindistan olmak üzere dört ülkede bulunduğunu hatırlatan Demirci, Türkiye'nin elindeki hammadde potansiyelini kullanamadığını vurgulayarak "Geçtiğimiz yıllarda Kazakistan'da entegre bir paslanmaz çelik yatırım kararı alındı ve bu karardan sonra paslanmaz çelik satışına kısıtlama getirildi. Ardından birkaç yıl sonra başardılar; paslanmaz çelik üretim tesisini kurduktan sonra da ferrokrom ihracatını tamamen durdurdular. Biz ise kullandığımız paslanmaz çeliğin hurdasını bile satıyoruz. Başta Amerika olmak üzere Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerin hiçbirinde krom üretimi yapılmamaktadır. Türkiye'den çıkan krom cevheri maalesef limana inmeden yolda alıcı buluyor. Yılda 40 milyon tonluk sıvı çelik üretme kapasitesine sahip ülkemizde entegre bir paslanmaz çelik üretim tesisinin olmaması kabul edilemez." ifadelerini kullandı.

Sunucunun, Türkiye'nin kendi cevherini dışarı satarken yerli üretim yapmamasının yarattığı tedarik sürecini sorması üzerine Demirci, piyasadaki vergi uçurumunu ve firmalar arası gruplaşmayı tüm detaylarıyla anlattı. Sektördeki tedarik zincirinin 2011 yılında kurulan yabancı ortaklı bir yapıyla şekillendiğine dikkat çeken Adnan Demirci, "Ülkemizde, yerli bir firmamızın Güney Kore menşeili bir paslanmaz çelik üreticisi firmayla ortaklık ilişkisinde olduğu bir soğuk haddeleme tesisi, bir çelik servis merkezi bulunuyor. 2011 yılında kurulan bu firma, özel bir imtiyazla, sıfır gümrük vergisiyle yurt dışından ithal ettiği paslanmaz çeliği ülkemizde soğuk haddeleme yaparak kullanıcılara sunuyor. Fakat yılda 800-850.000 ton paslanmaz çelik kullanan sanayi kuruluşlarımızın sadece üçte biri bu firmadan ihtiyaçlarını tedarik etmekte olup diğer üçte iki çoğunluğu oluşturan sanayi kuruluşları ise kendi çabalarıyla başta Çin, Endonezya, Malezya gibi ülkelerden, diğer firma gibi imtiyazlı değil, üzerine %12 gümrük vergisi ödeyerek ithalat yoluyla ihtiyaçlarını temin etmektedirler. Bunun sebebi, başta bahsettiğim Türk-Kore ortaklığındaki firmanın uyguladığı yüksek fiyat politikası olduğunu söylemektedirler." dedi.

YÜZDE 20 EK VERGİ TALEBİ

Pazardaki bu bölünmenin ardından imtiyazlı şirketin diğer üreticilere karşı harekete geçtiğini vurgulayan Demirci, sıfır vergi ile ithalat yapan grubun, yüzde 12 vergi ödeyen çoğunluğu hedef aldığını belirterek süreci şu ifadelerle açıkladı: "Bu firma, bu sefer de kendilerinden malzeme almayan, Türkiye'nin üçte iki çoğunluğunu oluşturan diğer paslanmaz çelik kullanıcısı yüzlerce firmayı 'dumping yaparak ülkeye mal sokuyorlar' diye suçlamaktadır. Halbuki kendileri sıfır gümrük vergisiyle ithalat yaparken diğer firmalar %12 ek vergi vermektedirler. Buna rağmen satış koşullarını iyileştirmek yerine bu firmaları Ticaret Bakanlığı'na şikayet ederek bu %12'nin üzerine ek bir %20 de anti-dumping vergisi konulmasını talep etmişlerdir."

500 YERLİ FİRMA HAREKETE GEÇTİ: PASDER VE PASİAD KURULDU

Talep edilen ek anti-dumping vergisine karşı yüzlerce yerli sanayicinin organize olduğunu duyuran Demirci, "Şimdi Türkiye'de makine imalat sanayisi, otomotiv, beyaz eşya, sıhhi ekipmanlar, tıbbi ekipmanlar, petrokimya tesisleri, savunma sanayisi, endüstriyel mutfak ekipmanları gibi sektörlerde faaliyet gösteren irili ufaklı 400-500 firma da kendilerine uygulanan bu %12 ithalat vergisinin üzerine %20 daha anti-dumping vergisi konulmasını isteyen o Türk-Kore bileşenli yapıyla mücadele etmek üzere kendi aralarında birleşerek bazı dernekler kurmuşlar; işte PASDER, PASİAD gibi dernekler kurmuşlar." ifadelerini kaydetti.

Sektördeki imtiyazlı ithalatçıların yarattığı haksız rekabet ortamına dikkat çeken Demirci, pazarın dinamiklerini ve sanayicinin maliyetini artıran yeni vergilerin arka planını şu sözlerle ifade etti: "Türkiye paslanmaz çelik satış piyasasına hakim olan Türk-Kore menşeili yapı, Ticaret Bakanlığı'na başvurarak kendileri dışında ithalat yapan firmalara uygulanan %12 gümrük vergisinin üzerinde %20 daha anti-dumping vergisi talep etmişti. Çok uzun yıllardan beri adeta müstemleke valisi gibi ülke kaynaklarının yurt dışına transferine aracılık eden, yani her yıl 3-3,5 milyar dolar döviz kaybına yol açan bu duruma, bu Türk-Kore menşeili yapı, kendileri dışındaki firmalara uygulanan %12 verginin üzerine yaptıkları şikayetin sonunda %4 gibi bir ek anti-dumping vergisi konulmasını sağlamışlardır. Türkiye'de üretim olmamasını fırsata çeviren, 14-15 yıldır tek başına özel imtiyazlı ithalatları yoluyla milyarlarca doların ülke dışına aktarılmasında başrol oynayan bu kuruluş, ortak oldukları Koreli firmayı Türkiye içinde entegre bir üretim tesisi kurmaya teşvik etmek yerine, her yıl milyarlarca dolar ülke dışına aktarılırken selden kütük kapmaktadırlar."

500 İŞÇİ ÇIKARILDI

Demirci, basına yansıyan toplu işten çıkarmaların temelinde bu haksız rekabet sürecinin yattığını belirterek açıklamalarına şöyle devam etti: "Geçenlerde mutfak eşyası sektöründe, endüstriyel mutfak ekipmanları sektöründe ciddi oranda kapasitesi olan bir firmanın 300-500 tane işçi çıkardığı haberlerini bir ekonomi gazetesinde okumuştuk. İşte bu Türk-Kore bileşenli yapı yüzünden, yaptıkları ihracatlarla bu ülkeye döviz kazandıran o gerçek kahraman sanayi kuruluşları, maruz kaldıkları toplam %16'lık vergi yüzünden ihracat yapacakları piyasalardaki rekabet güçlerini kaybetmişlerdir. Sözü geçen züccaciye ve endüstriyel mutfak ekipmanları sektörü de bu sektörlerden birisidir. Bu veya diğer birçok sanayi sektöründe yaşanan istihdam kayıpları, işçi çıkartmaları, uygulanan bu haksız rekabet sebebiyle oluşmuştur. Aslında Türkiye'de entegre bir tesis kurulabilseydi, bu tesis kurulduktan sonra bu sorun ortadan kalkacaktı. Paslanmaz çelik kullanan imalatçı firmalar artık bu malzemelere daha ucuz ve daha kolay ulaşabilecek olmaları sayesinde daha rekabetçi fiyatlarla pazardaki kullanım kapasitelerini artıracaklardı. Sanayileşme tarihimizde yeni bir sayfa açacak olan bu paslanmaz çelik üretimine geçmemiz hayati önemdedir; bunu başarmalıyız. Stratejik bir önem taşıyan bu paslanmaz çelik teknolojisine sahip olunması ile halihazırda %100'ünü ithal ettiğimiz paslanmaz çeliğin cari açıktaki payı tamamen ortadan kalkacak; ayrıca aynı tesiste üretilerek ihraç edilecek olan ek kapasite ile de ülke ekonomisine ciddi oranda bir katkı sağlanabilecektir. Bunun zamanı gelmiştir, bunu başarmalıyız."

300 ila 500 civarındaki işçinin işten çıkarılması sürecine açıklık getiren Adnan Demirci, "Bu firma, %16'lık ek vergi sebebiyle getirdikleri paslanmaz çelik saclar yerine dışarıdan hazır çatal bıçak almaya mecbur kaldı. Dolayısıyla Türkiye iç piyasasında da üretim yapamayacaklarından dolayı bazı işçilerin işlerine son vermek zorunda kalmışlardır. Aslında bu gibi bizim çok değerli firmalarımız daha ucuz yolla, burada üretim olsaydı, paslanmaz çelik ham maddesine daha kolay ulaşabilselerdi uluslararası alanda rekabet etme şansları artacaktı. Şu an sahip olduklarını kaybetmek yerine ilave iş alanlarını kendilerine yaratabileceklerdi. İnşallah bunu sağlayacağız. Paslanmaz çelik üretimi olduktan sonra yerli üreticiler de rahatlayacaktır." dedi.

SAVUNMA SANAYİSİNİN YÜZDE 25'İ PASLANMAZ ÇELİĞE BAĞIMLI

İstihdam krizinin ardından konunun stratejik boyutuna geçen Demirci, yıllık 3,5 milyar dolarlık cari açığın ötesinde çok daha dikkate değer bir tehlikenin kapıda olduğunu vurguladı. Malzeme tedariğinde yaşanacak bir kesintinin askeri sonuçlarını şu çarpıcı sözlerle aktardı: "Savunma sanayisinde paslanmaz çeliğin dışa bağımlılığı ne demektir? Bu çok önemli. İnanın paslanmaz çelik ülkemiz için tam anlamıyla bir beka konusudur. Savunma sanayimizin üretimde kullandığı 100 birim malzemenin %25'i, yani 100 birimin 25'i paslanmaz çelik sınıfı malzemelerdir. Çıkacak yaygın bir savaşta ülkemize olan paslanmaz çelik akışının durdurulması, en başta, üzülerek söylüyorum, savunma sanayimizin çökmesi anlamını taşıyacaktır."

Paslanmaz çeliğin kamuoyunda sadece mutfak eşyası olarak algılanmaması gerektiğinin altını çizen Demirci, "Denizaltılarda, mayın avlama gemilerinde, radar sistemlerinde, uçak iniş takımlarında, füze ve roket parçalarında, deniz platformlarında, zırhlı araç sistemlerinde, jet motorlarında, roket sistemlerinde, top namlularında... Bakın, yüksek hassasiyetli mekanik parçalar hep paslanmaz çelik sınıfı malzemelerdir. Şimdi paslanmaz çelik denince aklımıza sadece çatal, bıçak, tencere, tava gelmesin. Dediğim gibi, savunma sanayisinde en kritik, en stratejik malzemelerden biridir. Askeri sistemler, özellikle silah sistemleri, hareketli mekanik parçalar için paslanmaz çelikler hayati önemdedir." diyerek kullanım alanlarını listeledi.

Demirci, ulusal askeri projelere de değinerek malzemenin kritik rolünü, "MİLGEM projesi gibi ulusal projelerimizde korozyona dayanıklı, yani pasa dayanıklı, az önce anlattığım özel çelikler, uzun ömürlü yapısal çelikler çok önemli, çok kritik malzemelerdir. Şimdi devletimizin önderliğinde gelişen ve büyüyen Türk sanayisinin yanı sıra Deniz Kuvvetlerimizin, Kara Kuvvetlerimizin, özellikle de Hava Kuvvetlerimizin geldiği bu müthiş seviyeyi daha da ileri boyutlara taşıyabilmeleri için bu kuruluşların, bu değerli kuruluşlarımızın malzeme tedariğinde dışa bağımlılıktan kurtulmaları şarttır." sözleriyle dile getirdi.

Türkiye'nin teknoloji ve savunma devlerinin malzeme tedariği konusunda büyük bir risk altında olduğunu belirten Demirci, geçmişte yaşanan sorunların gelecekte daha büyük krizlere yol açabileceği uyarısında bulunarak "Baykar, ASELSAN, TUSAŞ, KALE, ROKETSAN gibi değerli firmalarımızın kullandıkları ve ürettikleri tüm sistemler malzemeye bağımlıdır. Şimdi üretim zincirinde birçok farklı çelik türü bulunmaktadır. Bakın buradan uyarıyorum: Bu değerli firmalarımızın, bu göz bebeği firmalarımızın hepsinin geleceği risk altındadır. Bugün parasını ödeyerek satın alabildiğimiz yüksek alaşım özellikli vasıflı çelikleri, martensitik paslanmaz çelikleri, birçok malzemeyi yarın bize vermeyebilirler. Dışa bağımlılık, ambargo riskidir. Savunma sanayisinde en büyük risk tedarik zincirinin kesilmesidir. Geçmişte bunu yaşadık, halen de yaşıyoruz." ifadelerini kaydetti.

Makine imalat sanayisinin 2024 yılında ülke ekonomisine sağladığı 30 milyar dolarlık ihracat katkısına değinen Demirci, sektörün kritik parçalardaki dışa bağımlılığının yol açtığı sorunları somut bir olay üzerinden anlattı. Makinenin yüzde 80'lik kısmının yerli imkanlarla üretilmesine rağmen geri kalan yüzde 20'lik bölümün özel vasıflı çelik gerektirdiğini belirten Demirci, süreci ve yaşananları şu sözlerle aktardı: "Bir İran firması, bizim bir Türk firmasına, yani makine imalat sektöründen bir firmamıza —ki burada onu da söyleyeyim, makine imalat sanayi sektörümüzle gurur duyuyoruz, 2024 yılında yanlış bilmiyorsam 30 milyar dolarlık bir ihracat katkısı bulunmuştur Türk ekonomisine— plastik bardak makinesi siparişi veriyor. Bu makinenin üretim kapasitesi, kullanılacak plastiğin cinsi, üretilecek bardakların şekli şemali, büyüklüğü, saatte üretilecek adedi vesaire tüm teknik detaylar görüşülmüş; fiyat, ödeme ve teslim koşullarında anlaşılmış. Firmamız oturmuş, projelendirmiş. Bu, büyük entegre bir makine; imalata başlamış. Bu makineyi oluşturan aksamlara ait gereksinimlerin %80'i —imalat çelikleri, ıslah çelikleri, sementasyon çeliklerinin bazıları, bağlantı elemanları— çok şükür ülkemizde üretilebilmekte. Fakat diğer kritik parçalar var, yani %20'yi oluşturan kritik parçalar var; bunların çeliği de yüksek alaşımlı özel çelikler. Hep konuştuğumuz gibi, paslanmaz çeliklerin yanında bir de bu tür vasıflı çelikler de maalesef ülkemizde eksik."

"BİR DAHA SİZE MALZEME SATMAYACAĞIZ" DİYEREK LİSTEYE EKLEDİLER

Makinede bardağın nihai halini oluşturan kalıp kısmında kullanılan bu yüksek alaşımlı çeliğin 1870 yılından beri üretim yapan bir Avusturya firmasından alındığını söyleyen Demirci, makinenin teslim edilmesinin ardından uygulanan yaptırımı şu ifadelerle açıkladı:"Şimdi bu çelik yurt dışından ithal ediliyor. Makinede bardağın nihai halini oluşturan kalıp kısmı bu tür bir çelik ve bir Avusturya firmasından ithal ediliyor. Yanlış bilmiyorsam bu Avusturya firması 1870 yılından beri bu tür malzeme üretebilen bir firma. Çelik alındı, bizim yerli firmamız o Avusturya firmasından çeliği aldı geldi, işlendi, imalatı yapıldı. Isıl işlemi, taşlaması vesaire bitirildi. Makine üzerine montajı yapıldı, deneme üretimi vesaire bitti. Her şey tamam, İranlı firmaya makine teslim edildi. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bakın burası çok önemli. Bizim firma, kendi iç kayıtlarında bu makine işinin dosyasına 'İran Projesi' adını vermiş. İran'dan gelen siparişe 'İran Projesi' adını vermiş. Avusturya firmasıyla da bu malzeme alımı konusunda ve sonrasında yaptıkları tüm yazışmaların birinde 'İran Projesi' adı geçince, Avusturya firması sattıkları çeliğin İran'a giden bir makinede kullanıldığını öğrenmiş ve bizim Türk firmasını kara listeye almışlar. Bakın doğrusunu söylüyorum; yani İran'a giden makinede kullanıldı diye Türk firmasını kara listeye almışlar, 'Bir daha size malzeme satmayacağız,' demişler. Hatta o makinenin muhtelif aksamlarının yapımına katkı sağlayan diğer yan sanayi firmarını bile kara listeye almışlar."

Kovan yapımında kullanılan ana malzemenin yerli olduğunu ancak bunu şekillendiren kalıpların ithal edildiğini vurgulayan Demirci, uyarılarını şöyle sıraladı:"Bakın, savunma sanayimizin en temel öğesi askerimizin, polisimizin kullandığı silahlardır malumunuz. Tabii bu silahların da en başta ihtiyacı, kullandığı mühimmattır. Çok şükür ki başta Makine ve Kimya Endüstrisi olmak üzere çok değerli birkaç yerli firmamız, ihtiyacımız olan hemen hemen tüm mühimmat çeşitlerini Türkiye içinde üretebilmektedir. Mühimmat ihtiyacımız biz var olduğumuz sürece hep olacağına göre bu üretimin de sürekli olarak yapılması bir zorunluluktur. Şimdi mühimmatın üç bileşeni var; en önemli bileşenlerinden biri de kovandır. Kovan, mermi kovanı malzemesi işte bakır-çinko alaşımı bir pirinç malzemedir. Şimdi bu malzemenin tedariğinde çok şükür ki bir sıkıntımız, bir bağımlılığımız yok; hepsi bizim topraklarımızda bulunabilen, işlenebilen malzememiz. Fakat bu kovanların imalatında kullanılan kalıp zımbaları var, işte az önce İran'a giden makinelerde kullanılan çelik türü gibi. Bu kalıp zımbalarının malzemesi çok özel alaşımlı çelik türüdür; bu çeliklerde de dışa bağımlıyız. Avrupa ülkelerinin birinden alınıyor muhtemelen ve bu malzemeye ihtiyacımız mühimmat üretimimiz olduğu sürece hiç bitmeyecek. Çünkü mühimmatın cinsine bağlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte, belirli sayıdaki üretimden sonra kullanım ömrünü tamamlayan bu çelik zımbaların mütemadiyen yenisiyle değiştirilmesi gerekmektedir. Yarın bir gün bir bahaneyle veya açık açık bir ambargo kararıyla bu çelik sınıflarını bize vermeme kararı alırlarsa kovan üretimimiz aksar, ihtiyacımızı karşılayamaz hale geliriz, Silahlı Kuvvetlerimizin gücünü yitiririz."

Türk mühendis ve sanayicilerine çağrıda bulunan Demirci, savunma kuruluşlarının yaşayabileceği tedarik tehlikelerine karşı alınması gereken sorumluluğu, "Bakın, biz Türk demir çelik mühendis ve sanayicileri olarak ülkemizin savunma sanayisine bunu yaşatmamak için var gücümüzle çalışmalıyız. Göz bebeğimiz bu kuruluşları dışa bağımlılıktan biz kurtarmalıyız, bu malzemeleri kendi topraklarımızda üretebilmeliyiz." sözleriyle dile getirdi.

5 MİLYAR DOLARLIK TESİS ANCAK DEVLET ÖNDERLİĞİNDE KURULABİLİR

Türkiye'nin otomotiv, beyaz eşya, savunma sanayisi ve petrokimya gibi stratejik sektörlerinin paslanmaz çelik ihtiyacını karşılayacak ölçekte bir tesisin kurulması, yüksek maliyet ve ileri teknoloji gerektiriyor. Adnan Demirci, yaklaşık 5 milyar dolarlık bir yatırım bütçesine ihtiyaç duyulduğunu ve bu ölçekteki bir projenin yalnızca devletin öncülüğünde hayata geçebileceğini belirtti. Tesisin kurulmasından sonra 100’e yakın farklı çelik alaşımında istenen kalite seviyesine ulaşmanın ve üretim rejimine girmenin 10 ila 20 yıl sürebileceğine dikkat çeken Demirci, mevcut jeopolitik konjonktürün bu süreci beklemeye müsait olmadığını ifade etti. Türkiye'nin geçmişteki sanayileşme süreçlerinde yaşanan ray üretimi ve zırh çeliği ithalatı gibi örnekleri hatırlatan Demirci, yerli sanayinin kendi kendine yetebilmesi için gereken zamanın daraldığını vurguladı.

STRATEJİK ORTAKLIK ÇAĞRISI

Bölgesel güvenlik riskleri ve olası ambargo tehditleri karşısında Türkiye'nin 5 yıllık bir güvenlik marjının bile kalmadığını belirten Demirci, çözüm yolunu şu şekilde özetledi: "Ümitsizliğe kapılmadan, olabilecek en kısa sürede bu yatırımı ülkeye kazandırmalıyız. Mevcut şartlarda yerli üretimi sıfırdan geliştirmek yerine, bu teknolojiyi kısa zamanda hayata geçirebileceğine inandığımız bir ülkeyle stratejik partnerlik kurmalıyız. Hazır teknoloji transferi, dışa bağımlılığı bitirmek ve savunma sanayimizin tedarik zincirini güvence altına almak için tek rasyonel seçenektir."

Savunma sanayisi ve temel sanayi kuruluşlarının malzeme tedarikinde yaşadığı dışa bağımlılığı değerlendiren Makine Mühendisi Adnan Demirci, bu alanda stratejik bir çözüm yolu sundu. Demirci, savunma sanayisi şirketlerinin asıl görevinin ham madde üretmek değil, araştırma ve geliştirme (AR-GE) yaparak yüksek teknolojili ürünler ortaya koymak olduğunu vurguladı.

ÇİN İLE STRATEJİK ORTAKLIK VE LOJİSTİK AVANTAJLAR

Adnan Demirci, Türkiye’nin sahip olduğu üretim kapasitesini en üst seviyeye taşımak adına Çin Halk Cumhuriyeti’ni en ideal partner olarak tanımladı. Türkiye'nin lojistik merkez konumunun, devlet tarafından sağlanacak yatırım teşvikleri ve gümrük muafiyetleriyle birleştiğinde büyük bir ekonomik değer yaratacağını ifade eden Demirci, iş birliğinin avantajlarını şu şekilde açıkladı: “Paslanmaz çelik gibi ağır ve hacimli ürünlerde navlun taşımacılığı ve liman masrafı çok ciddi bir kalemdir. Çin firmaları açısından nihai ürünün Çin'den Türkiye'ye ve Avrupa'ya taşınmasında yüksek navlun maliyeti ve çok uzun teslim süreleri söz konusudur. Türkiye'de üretim yapıldığında navlun maliyeti olmayacaktır, teslim süreleri önemli ölçüde azalacak, bu sayede Türkiye iç pazarı, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika gibi diğer önemli hedef pazarlara fiyat avantajı sağlanacaktır. Çin menşeili çelik ürünlerine Avrupa Birliği ve bazı ülkeler —bu da çok önemli bir konu— anti dumping vergisi uyguluyor. "Türkiye'de üretilmiştir" etiketi bu vergiden muafiyet sağlayacaktır; bu da Avrupa Birliği pazarına satış rakamlarını çok artıracaktır. Kurulacak bu tesis bünyesinde, savunma sanayimiz için elzem niteliğinde olan vasıflı çelikleri de üretecek olan bu Türk-Çin firması, aynı zamanda Türk savunma sanayisine bir partner olacaktır. Türk savunma sanayisinin kendi öz ülke kaynaklarına dayanmasında eksik olan kısımları tamamlayacak olan bu tesis, Türk savunma sanayisini dışa bağımlılıktan tam anlamıyla kurtaracaktır. Malzeme tedariğinde bütünüyle önü açılmış olacak, savunma sanayimizin değerli kuruluşları mevcut teknolojik seviyesini daha da ileri götürecek AR-GE çalışmalarını rahatlıkla yapabileceklerdir.”

Kaynağa Git

İlgili Haberler