Ana içeriğe geç

NATO’nun Ankara zirvesine karşı işçiler tutum almalı

“Emperyalistler yerli iş birlikçilerle sömürüyü derinleştirirler. İşçiler, düşük ücrete ve savaşa karşı antiemperyalist mücadelede örgütlenmeli, fabrikalarda tutum almalıdır...”

NATO’nun Ankara zirvesine karşı işçiler tutum almalı
Evrensel
16

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara, emperyalizmin temsilcisi olan haydutları ağırlamaya hazırlanıyor. Yollar asfaltlanıyor, spor salonları tesis ediliyor, yemekler, yiyecekler, içecekler… Şaşalı bir toplantı olacağı şimdiden belli. 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi için dünyanın dört bir yanından emperyalist sistemin en üst düzey temsilcileri, askeri yetkilileri, stratejistleri, dünyayı kana bulayanlar yeni saldırı planlarını ülkemizde yapacaklar. Başkentte özel güvenlik önlemleri şimdiden alınmaya başlandı. Türkiye’nin hakim sınıflarının temsilcisi olan saray iktidarı o günlerde kuş uçurtmamaya niyetli. Toplantıyı kazasız, belasız, protestosuz atlatmanın derdinde.

Bu emperyalist güçler başta işçi sınıfı olmak üzere dünyada ezilen ve sömürülen halk kitlelilerinin en büyük düşmanı. Peki, bu zirve hayatını emeğini satarak geçinenlerin, esasında konunun direkt muhataplarının ne kadar gündeminde? Yeteri kadar gündeminde olmadığı açık. Uzun zamandır NATO zirvesi tartışmaları fabrikalara nasıl yansıyor, işçiler bu konuda ne düşüyor, nasıl tartışıyor? Bu konuda iş yerlerinin nabzını tutmaya çalışıyoruz. NATO zirvesine ilişkin tartışmaların zayıf olduğunu ve işçilerin meseleyi kendilerinin dışında sıradan bir dış politik gelişme gibi algıladıklarını söyleyebiliriz.

NATO bir savunma örgütü müdür?

Bu noktada, zirveyi sadece “yabancı devlet başkanlarının ziyareti” olarak okumak, meseleyi anlamamak anlamına gelir. Zira emperyalizm, yalnızca toprak işgali demek değildir. Lenin emperyalizm için; “Kapitalizmin en yüksek ve en saldırgan aşamasıdır” der. Artık serbest rekabetin yerini devasa tekellerin, sanayi sermayesi ile banka sermayesinin kaynaşması ve iç içe geçmesiyle oluşan finans kapitalin olduğu bir evredeyiz. Ez cümle emperyalizm; sermayenin sınır tanımadığı, kâr hırsının dünyayı bir pazar, insanlığın ise ucuz iş gücü ve tüketim nesnesi olarak görüldüğü bir sistemdir. NATO da işte bu insanlık düşmanı sistemin kâr alanlarını korumak için oluşturulan emperyalizmin kara gücünden başka bir şey değildir.

NATO zirvesi, sistemin kendi çelişkilerini önümüzdeki günlerde nasıl yöneteceğine dair kararlar alacağı bir toplantı olacaktır. Savunma kılıfı giydirilerek pazarlanmaya çalışılan bu örgüt, esasında kapitalist dünyanın kendi içsel krizlerini bastırmak, işçi sınıfının örgütlü güçlerini sindirmek ve emperyalist yayılmacılığın önündeki engelleri yıkmak için kurulmuştur. İran’a yapılan saldırılar bu durumun en bariz örneğidir. Türkiye’nin onlarca yıldır bu örgütün bir unsuru olması egemen siyasetin söylediği gibi bir güvenlik teminatı değildir. Öyle ki NATO hiçbir zaman savunma örgütü olmamıştır. Ülkemizdeki misyonu da bu değildir. NATO ülkemizdeki kontrgerilla faaliyetlerini örgütleyen, 1 Mayıs 1977 katliamı başta olmak üzere Maraş, Çorum gibi katliamları tezgahlayan bir komplo örgütüdür aynı zamanda. İncirlik’ten Kürecik’e kadar uzanan üsler zinciri, yalnızca bölge halklarının değil, bizzat Türkiye işçi sınıfının ellerine ayaklarına vurulmuş bir prangadır bu yüzden. İşçi sınıfı ekonomik mücadeleyle yetindiği takdirde dünyayı anlama ve yorumlama konusunda çok fazla geride kalır. O nedenle düşük ücretleri, bu düşük ücretlerin bir emperyalist ekonomik programla ilişkili olduğunu, yabancı sermayenin ülkemizi neden ucuz emek cenneti olarak gördüğünü anlamak, kavramak ve bilince çıkartmak gerekmektedir.

Savaş ile sömürünün ortak iradesi

ABD emperyalizminin savaş aygıtı olan NATO kendi başına hareket etmez. Mutlaka her ülkede kendisine sadık yerli iş birlikçiler bulur. İşte bu noktada emperyalist zirve ile fabrikalardaki sömürü düzeni arasındaki bağı görmek gerekir. Uluslararası sermaye, kendi çıkarlarını korumak için yerel bir bürokrasiye ve iş birlikçi sermaye gruplarına muhtaçtır. Yerli iş birlikçiler, ülkemizin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını, doğasını ve işçi sınıfının emeğini emperyalist güçlere peşkeş çekerek kârlarını katlar ve yeni rant alanları bulurlar. Yani, NATO zirvesi için Ankara’ya gelen haydutlar sürüsü ile yerli ve yabancı sermaye aynı madalyonun iki yüzü olma özelliği taşır. Birisi dünya ölçeğinde baskıyla, savaşla, zorbalıkla halkları boyunduruk altına almaya çalışırken, diğeri ise işçinin daha düşük ücretle, daha uzun saatler çalışması için elinden geleni yapar. İşçi ücretlerinin baskılanmasından, sendikal hakların budanmasına, baskı ve mobbing düzenin iş yerlerinde hakim kılınmasına kadar işçilere dönük her türlü saldırının arkasında bu ortak iradenin olduğunu söyleyebiliriz.

İşçi sınıfının bu emperyalist-kapitalist sisteme karşı neden tutum alması gerektiği sorusunun yanıtı işte bu bütünsellikte yatmaktadır. İlk olarak, emperyalist tahakküm, ekonomik bağımsızlığın yok edilmesi demektir; bu da doğrudan emeğin değersizleşmesi anlamına gelir. Zira yabancı sermaye ülkemizi ucuz emek cenneti olarak görmektedir. Saray iktidarının başındaki Erdoğan da her fırsatta bu sermaye gruplarına çağrılar yapmaktadır. “Gelin benim ülkemde fabrika açın, bakın bizde emek ucuz, işçilerin hakları sadece kağıt üzerinde” demektedir. İçinde bulunduğumuz yaşam ve çalışma koşullarının bu denli ağır olması emperyalizme göbekten bağımlı bir ülke olmamızla doğrudan ilintilidir. İkincisi emperyalist savaşların ilk kurbanları daima yoksul halk kitleleri olmuştur. Cepheye sürülen, sevdiklerinden koparılan, savaşın yarattığı yıkımın altında ezilen hep işçi emekçi olmuştur. Üçüncüsü, NATO ve emperyalizm dünya çapında işçi sınıfının siyasal ve sendikal örgütlenmesine düşmandır. Çünkü örgütlü bir işçi sınıfı ciddi bir güçtür ve emperyalistlerin planların hayata geçmesi noktasında en büyük engeldir.

Emperyalistlerin en büyük korkusu

Emperyalizme karşı tutum almak, “kendi burjuvazine” ve onların iktidarına karşı da tutum almak demektir. NATO’nun ve emperyalistlerin bu ülke topraklarından atılması için verilecek mücadele aslında daha adil, insanca yaşam ve çalışma koşullarını kurma mücadelesinin de ta kendisidir. Emperyalistler kendi zirvelerini yapadursun, gerçek refah ve barış buralarda olmayacaktır. Eşit ve özgür bir dünya örgütlü işçi sınıfının mücadelesiyle kurulacaktır. İşçilerin birliği emperyalistlerin ve onların yerli iş birlikçilerin tek ve en büyük korkusudur.

Eskişehir’deki fabrika ve iş yerlerinde şu an NATO zirvesi işçilerin gündemine girmemiş gözüküyor. Bu tutum böyle sürdüğü müddetçe emperyalistler ülkemizde rahat rahat at koşturmaya devam edecektir. Emeğin değersizleşmesi, ücretlerin yoksulluk sınırının altında kalması sürecektir. Bu yüzden işçi sınıfı ve emekçiler hem yerli iş birlikçilere hem de emperyalizme karşı bir tutum içinde olmalıdır. Fabrikalarda yapılacak küçük protestolar, duvar yazıları, hazırlanacak olan dövizler bile antiemperyalist bir işçi mücadelesi açısından son derece kıymetli olacaktır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler