ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’nun geleceğine ilişkin çıkışları ve Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini oluşturma arayışları sürerken, Ankara son aylarda Türkiye’nin “yeni Avrupa Güvenlik Mimarisi’nin vazgeçilmez aktörü” olduğunu savunuyor. Ancak Avrupa Parlamentosu (AP)’nun 381 oyla kabul ettiği 2025 Türkiye Raporu, Brüksel’in Türkiye’ye bakışında farklı bir tablo ortaya koydu. Türkiye Raporu’nda, Ankara’nın temel egemenlik tezlerine karşı çıkan ifadeler metinde yer aldı.
MAVİ VATAN’A KINAMA
Raporda Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikaları ve Mavi Vatan Yasası doğrudan hedef alındı: “AP, Türkiye’nin, ‘Mavi Vatan’ doktrinini teşvik etmek de dahil olmak üzere, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti gibi AB üye devletlerinin egemenliğini ve egemenlik haklarını ihlal etmeye devam etmesini kınamaktadır.”
‘YUNANİSTAN’IN 12 MİL’İ HAKTIR’
Raporda Yunanistan’ın Ege Denizi’nde karasularını 12 mile çıkarma tezine destek verildi, TBMM’nin ‘casus belli’ kararı eleştirildi: “AP, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde karasularını 12 deniz miline kadar genişletme konusundaki yasal hakkını kullanması halinde Türkiye’nin, Yunanistan’a karşı resmi savaş tehdidini (casus belli) sürdürmeye devam etmesinden derin endişe duyduğunu ifade eder.”
Parlamento, Türkiye’nin yıllardır ulusal güvenlik meselesi olarak gördüğü bu konudaki tutumunu “akılalmaz bir durum” olarak nitelendirdi.
‘KIBRIS’TA İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM ÇOK ZARARLI’
Kıbrıs konusunda da Ankara’nın tezleriyle Avrupa Parlamentosu’nun yaklaşımı arasındaki uçurum dikkat çekti. Rapor, iki devletli çözüm modelini reddederek federasyon tezine destek verdi. Avrupa Parlamentosu ayrıca Türkiye’nin Kıbrıs politikasına yönelik eleştirilerini sürdürdü.
Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor ise rapor sonrasında yaptığı açıklamada daha sert ifadeler kullandı. “Kıbrıs’ta egemen bir toprağın işgali var.” diyen Amor, Türkiye’nin iki devletli çözüm tezini de “çok zararlı” olarak nitelendirdi.
BAKANLARA YAPTIRIM ÇAĞRISI
Raporda, insan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ihlallerinden sorumlu görülen Türk yetkililere karşı AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi’nin işletilmesi çağrısı yapıldı.
Belgede, “Bu yetkililer arasında, kayyum rolünü üstlenenler ve onları atayanlar veya devletin baskıcı mekanizmasında kilit rol oynayanlar, örneğin eski İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek gibi isimler yer almaktadır.” ifadeleri kullanıldı. Böylece Avrupa Parlamentosu ilk kez bir Türkiye Raporu’nda doğrudan isim vererek yaptırım çağrısında bulunmuş oldu.
‘AVRUPA’YA GİDEN YOL SİLİVRİ’DEN GEÇİYOR’
Raporun önemli bölümlerinden biri de iç siyasete ayrıldı. Belgede, “AP, CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel ile parti yönetiminin siyasi kurgularla görevden alınmasını şiddetle kınamaktadır.” ifadelerine yer verildi. Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu da raporda eleştirilen başlıklar arasında yer aldı.
Raporu sunan Amor, üyelik ve ortaklık ilişkilerini birbirinden ayırarak, “Üyelik demokrasi ile ilgilidir. Ortaklık ise çıkar ile. Bir oyunun kurallarını diğer oyunda kullanmaya çalışmayın.” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin savunma sanayii iş birlikleri üzerinden değerlendirilemeyeceğini söyleyen Amor, “Avrupa’ya giden yol drone fabrikalarında başlamıyor. Silivri Cezaevi’nde, İmamoğlu ve diğerlerinin tutulduğu yerde başlıyor.” ifadelerini kullandı.
‘GÖÇTE ÖVGÜ GÜVENLİKTE ORTAKLIK’
Tüm bu eleştirilerin yanı sıra Avrupa Parlamentosu, uluslararası güvenlik, enerji güvenliği, göç yönetimi ve terörle mücadele alanlarında Ankara’nın rolüne atıf yaptı. Türkiye’nin yaklaşık 2,7 milyon mülteciye ev sahipliği yapması da takdir edildi.
Belgede ayrıca Türkiye ile güvenlik ve savunma alanlarında “karşılıklı stratejik çıkarlara yarar sağlayan durumlarda pragmatik işbirliğinin güçlendirilebileceği” belirtildi.
ANKARA’NIN ‘AVRUPA GÜVENLİĞİ’ TEZİ KARŞILIK BULMADI
Rapor, Ankara’nın son dönemde dillendirdiği “Türkiye’siz Avrupa güvenliği olmaz.” tezinin Brüksel’de karşılık bulmadığını gösterdi. Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin askeri kapasitesi, NATO içindeki ağırlığı, savunma sanayii ve göç yönetimindeki rolünü stratejik bir ihtiyaç olarak görürken; aynı zamanda Mavi Vatan’ı kınayan, Yunanistan’ın 12 mil tezine destek veren, Kıbrıs’ta Türklerin egemenlik haklarını reddeden ve Türk yetkililere yaptırım çağrısında bulunan bir siyasi çerçeve ortaya koydu.
