Ana içeriğe geç

Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Soner Yalçın... Reha nereye gitti

İlahiyatçı-yazar Ali Rıza Demircan, hayatını kaybeden gazeteci Reha Muhtar hakkında kaleme aldığı yazıda, ölüm, ahiret ve inanç konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Soner Yalçın... Reha nereye gitti
Odatv
16

İlahiyatçı-yazar Ali Rıza Demircan imtiyaz sahibi olduğu Mirat Haber sitesinde, dün hayatını kaybeden gazeteci Reha Muhtar hakkında "Uğur Dündar’a Emin Çolaşan’a ve Soner Yalçın’a mı soralım! Reha Muhtar öldü de nereye gitti" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Demircan yazısında, "Ölen bu insanların bedenleri toprağa veriliyor tamam da, “Ruhları/Nefisleri nereye gidiyor ve onları nasıl bir yaşam bekliyor” diye soran yok gibi." ifadelerini kullandı.

Demircan, yazısında Reha Muhtar ile farklı tarihlerde televizyon programlarında bir araya geldiğini belirterek, özellikle dönemin tartışmalı gündem başlıklarının ele alındığı yayınlardan bazı anılarını paylaştı.

ATEŞ HATTI PROGRAMLARINI HATIRLATTI

Geçmişte Reha Muhtar'ın sunduğu "Ateş Hattı" programlarına katıldığını belirten Demircan, tarikatlar ve cemaatlerin tartışıldığı bir yayında yaptığı konuşmaları aktardı.

Demircan, söz konusu programda cemaat ve tarikatların demokratik sistem içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine yönelik görüşlerini dile getirdiğini ifade ederek, aradan geçen yıllara rağmen benzer düşünceleri koruduğunu belirtti.

Demircan'ın söz konusu yazısının tamamı ise şöyle:

Her insan gibi hayata gelişi, yaşam süresi ve ölümü “İlahî Kader Programı”na bağlı olan Reha Muhtar da aramızdan ayrıldı. Ayrıldı da nereye gitti. Başlıkta anılan çok bilmiş medyacılara mı sorsak? Bilirler mi ki?

Ben bildiklerimi GÜZEL KUL OLMA MÜCADELE İsimli hatırat kitabımdan nakledeyim:

{ Reha Muhtarla da birçok programa çıktım. İnternete girip hafızama yardımcı olmaya çalıştığımda Reha ile yaptığım 9 Şubat 1997 , 20 Ekim 2001 ve 17 Aralık 2002 tarihli üç program tespit edebildim. Ama daha fazla programa çıktığımı zannediyorum. Ama ben iki tanesini hatırlıyorum.

9 Şubat tarihi bize, 28 Şubatı hatırlatır. Zaman zaman gündemimize gelen tarikatler ve cemaatler konusu, o günler de gündeme gelmiş olacak ki Reha Muhtar konuyu Ateş Hattına taşımıştı.

ATEŞ HATTI/TARİKATLER-CEMAATLER

Tek tek hatırlamamakla birlikte katılımcılar olarak dört- beş kişi vardık. Bazı arkadaşlarımızın ifadesine o gece beklenmedik konuşmayı ben yapmış, söyle demiştim:

– Bizler İslâm adına haklı olarak şahıs güdümlü tarikatleri ve cemaatleri eleştirebiliriz. Eleştiriyoruz da. Ancak bu gruplar demokratik laiklik adına eleştirilemezler. Çünkü bunlar bir tür sivil örgütlerdir. Üyeleri özgür iradeleriyle bağlılık göstermektedirler. Siyasete ağırlık koymak istemeleri ve kendilerini savunmak ve menfaatlerini korumak üzere bazı bağlılarını parti kontenjanlarından millet vekili seçtirmek istemeleri doğaldır. Demokrasi hiçbir grubun tekeline bırakılamaz.

Bu konuşmamız ilgi çekti. Aradan 23 yıl geçti. Bugün de aynı konuşmayı yapabilirim. Kaldı ki ben dolaylı da olsa tarikatların ve cemaatlerin devletin denetiminin dışında olduklarını düşünmüyorum. Onların jakoben laiklikle bile çatışacak bilgileri, bilinçleri ve talepleri olduğuna da inanmıyorum. Bunun içindir ki tarikatlar ve cemaatlerin birçoğu İslâm’ın değil, demokratik laikliğin vaz geçemeyeceği kurumlardır.

ATEŞ HATTI VE ELEŞTİRİ HASTALIĞI

Reha Muhtar’la yaptığımız ve benim de hatırladığım bir programda konuk olarak benim dışımda Zekeriya Beyaz ve Atatürkçü bir dernek adına konuşan bir avukat hanım vardı.

Programın konusu o günlerde şeyhlik iddiasıyla ortaya çıkarak maddî ve mânevî çıkar sağladığı için tutuklanan Yaşar Yılmaz idi.

Başta Reha Muhtar olmak üzere diğer konuklar, Yaşar’ı yerden yere vurdular. Akıllarına gelen bütün olumsuz vasıflarla nitelediler. Bana söz verildiğinde şöyle dedim:

– Söylediklerinizde doğru olabilirsiniz. Ama konuşmalarımız ahlâkî değildir. Bu kişi tutuklanmıştır. Yargısı sonucunda beraat edebilir. Aramızda olmadığı için, kendisini savunabilecek durumda da değil. Medya etiği ile çatıştığımızı bilmeliyiz.

KÖR DÖĞÜŞÜ

Beklenmedik çıkışım üzerine, Reha Muhtar’ın ve avukat hanımın söyleyecek bir söz bulamadıklarını çok iyi hatırlıyorum.

Radikal yazarı Hakkı Devrim’in ifadesiyle, benim de istemeyerek katkı verdiğim kör döğüşüne dönüşen Reha Muhtar’ın programlarına katıldığım için pişmanlık duyduğumu belirtmek isterim.

İnanınız, katıldığım Ateş Hattı programlarında izlediğim öfkeli görüntülerim, beni ziyadesiyle rahatsız etmiştir. Ne diyelim, insan tecrübelerden geçerek olgunlaşabiliyor. }

YORUM MAKAMINDA BİR KAÇ SÖZ

Yüce Rabbimizin Kurân’daki açıklamasına göre “İnsanları çoğu Allah’a ancak Ona ortak koşar oldukları halde inanırlar.”(Yusuf 106)

Seküler medyamızda İslam’a göre mümin bulamazsınız. Çoğunluk, ortak koşarak Allah’a inanan ama Peygamberlik kurumuna ve ölüm ötesi âhiret hayatı ve sorgulamasına inanmayan deist tiplerdir. Her deist de kâfirdir. Yaşamına bakılırsa Reha Muhtar da bu tiplerdendi. Bilemediğimiz iç dünyasında İslamî imanı var idiyse, Allah Rahmet eylesin. Yok idiyse ona dua da bir fayda sağlamaz.

Medya mensuplarına hayret ediyorum. Her ay, her yıl aralarından bir kaçı vefat ediyor. Üç beş bilindik laf ediyorlar.

Ölen bu insanların bedenleri toprağa veriliyor tamam da, “Ruhları/Nefisleri nereye gidiyor ve onları nasıl bir yaşam bekliyor” diye soran yok gibi. Bunun için de hakikat arayışı içine girmiyorlar. Toprakta yokluğa karışmayı kader görmek ne çıldırtıcı bir durumdur. Oysaki inkâr, sorgulamayı ve Cehennem’i yok etmiyor.

“Evet, hakikati inkâr edip de tövbe etmeden kâfir olarak ölenler var ya, bunlar Cehennem azabından kurtulmak için fidye olarak yeryüzü dolusunca altın verseler bile, asla kabul edilmeyecektir.
Onların hakkı can yakıcı bir azaptır ve hiç kimse onlara yardım edemeyecektir.” (Al-i İmran 91)

İslam’ın amentüsü ile nereden gelip nereye gideceğimizi biliyoruz. Bizi Kurân ile karanlıklardan aydınlığa çıkarıp ebediyetle kucaklaştıran ve Cennet’e talip kılan Allah’a hamd olsun.

“Allah’a ve âhiret gününe yürekten inanan ve bu imana yaraşır güzel ve yararlı davranışlar ortaya koyan kimselere gelince, onlar için nimetlerle dolu cennetler vardır. Orada ebediyen kalacaklardır. Bu, Allah’ın va’didir. O, karşı konulamaz güç sahibidir. Herşeyi yerli yerinde yapandır. (Lukman 8-9)

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler