Ana içeriğe geç

Kadınlar grev çadırında mücadeleyi sürdürüyor

Bir buçuk yılı aşkın bir süredir grevde olan Digel ve Temel Conta’daki işçilerin çadırlarına konuk oluyoruz. Kadın işçiler hem grev sürecinde yaşadıklarını hem de Türkiye’deki güncel gelişmeleri tartışıyor.

Kadınlar grev çadırında mücadeleyi sürdürüyor
Evrensel
16

İzmir – Temel Conta ve Digel Tekstil’de işçiler, sendikal hakları için yaklaşık iki yıla yakın süredir mücadelelerini sürdürüyor. Her iki grevde de kadınlar en önde yer alıyor; hakları için birbirleriyle ve diğer işçilerle dayanışmaya devam ediyor, grev çadırını çekip çeviriyor, patronlara karşı dik duruyor. Biz de bu mücadeleyi sürdüren kadınların grev çadırlarına misafir oluyoruz.

Patron klimalı odada, işçi güneşin altında

Temel Conta işçisi kadınların grev çadırı Torbalı’daki organize sanayi bölgesinde bulunuyor. OSB’nin içi, yüksek duvarlar ve tellerle çevrili fabrikalarıyla bir hapishaneyi andırıyor; yollarda ise tek tük işçiler ve arabalar dışında pek bir hareket yok.

Grev çadırının buraya taşınmasının sebebi ise patronun, açık biçimde grev kırıcılığı yaparak makineleri ve işçileri Torbalı’daki fabrikaya taşıması. Hatırlarsınız, buna, işçiler ve greve destek veren emek ve demokrasi güçleri karşı koymuştu. Yargının da patronun grev kırıcılığı yaptığı yönünde kararları olsa da patron geri durmamıştı.

Kurabiyelerimizi ve bir karpuzu alıp grev çadırındaki işçilerin yanına gidiyoruz. Bizi beş kadın işçi karşılıyor. Çaylar koyuluyor, hal hatır soruluyor ve sohbet koyulaşmaya başlıyor.

İlk olarak 12 Haziran’da görülen davalarını konuşuyoruz. İşçilerin anlattığına göre patron, “Grev çadırını görmek istemediği için” işçileri mahkemeye vermiş. Esprili bir şekilde, olur da patron grev çadırının kaldırılmasına ilişkin davayı kazanırsa çadırı nereye kurabileceklerini konuşuyorlar. İşçiler, en iyi seçeneğin fabrikanın bahçesi olduğunu kahkahalarla anlatıyor.

İşçilerin anlattığına göre fabrika içindeki işçiler yanlarına gelmekten çekiniyor. Buna dair bir kırgınlık yaşadıklarını ve kızgın olduklarını söylüyorlar ancak öfkeleri daha çok, 500 günü aşkın süredir kendilerini deyim yerindeyse arafta bırakan patrona yöneliyor.

Grev sürecinin uzunluğunu da göz önünde bulundurarak çevrelerinden ve ailelerinden destek alıp alamadıklarını soruyoruz. Kadınlar, ailelerinin bazı zamanlar kendilerinden daha hevesli olduğunu anlatıyor. Aralarından bir işçi kadın, grev çadırına gitmediği zamanlarda ailesinin kendisine “Sen gitmiyor musun çadıra, niye gitmiyorsun?” diye sorduğunu söylüyor. Yoruldukları zamanlar olsa da ailelerinin her zaman “devam” diyerek onları cesaretlendirdiğini anlatıyorlar. Artık vazgeçmek gibi bir seçeneklerinin olmadığını da söylüyorlar. Kadınlardan biri patronu kastederek, “O orada klimalı odasında otururken ben burada güneşin altında oturdukça hırslanıyorum” diyerek hakkını alamamanın ve patrona duyduğu öfkenin kendisine nasıl enerji verdiğini anlatıyor.

‘Biz kiminle savaşıyoruz’

Sohbet ilerledikçe konu Türkiye’deki gidişata geliyor. Kendi aralarında ya da çevrelerinde mutlak butlan kararı ve ardından yaşananları nasıl değerlendirdiklerini soruyoruz. Aralarında en çok söz alan kadın işçi şöyle diyor: “Vallahi gidişat… Biz kendi gidişatımıza bakıyoruz, ne olacağız diye…”

Devamında ise şu değerlendirmeyi yapıyor: “Onlar ne yaparsa yapsın, biz kendimize bakıyoruz.”

Böyle söyleseler de hem kendi mücadele süreçleri hem de ülkede yaşananlar üzerinden ne kanunun ne de adaletin işlediğini düşündüklerini söylüyorlar. Kendi patronlarının yaptığını düşündükleri hukuksuzlukların herhangi bir yaptırımla karşılaşmamasını da buna örnek gösteriyorlar. Kadınlardan biri bunu şu sözlerle ifade ediyor: “Paran varsa adalet var.”

Kadın işçiler bunu yalnızca kendi patronlarıyla sınırlı görmüyor; sistemsel bir soruna da işaret ediyorlar: “Tek kişi liderse ve her şeyi o belirliyorsa hangi siyasi parti iktidara gelirse gelsin aynı olacak.”

Hakları için mücadele ederken patronla karşı karşıya geldiklerini ancak patronu da kollayanların olduğunu belirtiyorlar. Ülkede demokrasi için mücadele etmenin bir yolunun da kendi mücadelelerinden geçtiğini de düşünüyorlar. Kadınlardan biri, “Biz kimle savaşıyoruz?” dedikten sonra parmağıyla fabrikayı işaret ediyor. Ardından patronu kastederek, “Bununla savaşıyoruz. Bunun arkasında kim varsa, onunla da savaşıyoruz aslında.”

Nafaka tartışması yoksullukla iç içe

Konu, Anayasa Mahkemesinin Medeni Kanun’daki yoksulluk nafakasına ilişkin iptal ettiği düzenlemeye geliyor. Onların bu düzenlemeye ve nafaka tartışmalarına ilişkin ne düşündüklerini soruyoruz.

İşçi kadınlardan genç olanı henüz yeni evlendiğini, boşanmayı da düşünmediğini söyleyince hep birlikte gülüşüyoruz. Diğer bir kadın ise boşandıktan sonra erkekle “yüz göz olmamayı” tercih edeceğini söylüyor. Kadınların kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini, erkeğe bağımlı olmamaları gerektiğini ifade ederek düşüncelerini anlatıyor.

Nafakanın bir bağımlılık ilişkisi değil, kadınların boşanma süreçlerinde yoksulluğa düşmesini engellemeye dönük bir destek mekanizması olduğunu konuşuyoruz. Bunun üzerine işçi kadın, yoksulluğa karşı mücadele açısından istihdam olanaklarının artırılması, yaşanabilir ücret sağlanması ve kadınların kamusal hizmetlere erişiminin kolaylaştırılması gibi başka öneriler de dile getiriyor.

Hatta yapılan TOKİ konutlarında boşanmış, yoksul ve çocuk bakım yükünü taşıyan kadınlara öncelik tanınabileceğini; barınma sorununun da bu şekilde hafifletilebileceğini söylüyor.

Kadın işçiler onurları için mücadele veriyor

Temel Conta’nın ardından adresimiz Gaziemir’deki Ege Serbest Bölgesi oluyor. Serbest bölgenin girişinde Digel işçilerinin çadırı bulunuyor. TEKSİF’in örgütlendiği Digel Tekstil’de işten atılan işçiler bizi çadırda karşılıyor. Çaylar içilirken sohbet başlıyor.

Digel işçisi kadınlar, grev sürecinde birbirleriyle kurdukları dayanışmayı; biri yorulduğunda diğerinin onu nasıl ayağa kaldırdığını anlatıyor. Grevlerinin yalnızca maddi bir anlam taşımadığını, aynı zamanda onurları için de bu çadırda olduklarını dile getiriyorlar.

İşçi kadınlar için yürüttükleri grev yalnızca kendileri açısından değil; aynı zamanda serbest bölgede bulunan birçok iş yeri için de anlam ifade ediyor. Burada uzun süredir sendikal mücadele veren iş yerleri olduğunu, eğer Digel işçileri kazanırsa serbest bölgedeki diğer işçilerin de kazanacağını söylüyorlar.

Yabancı sermayeden işçiye ne

Türkiye gündemine ilişkin konuşurken, grev süreçlerinde hem çeşitli siyasilerden hem de Ege Serbest Bölgesi yöneticilerinden gördükleri tepkileri anlatmaya başlıyorlar. Kadın işçilerden biri, kendilerine “Siz yabancı sermayeyi kaçırmak mı istiyorsunuz?” diye tepki gösterildiğini aktarıyor.

Ardından, kendi ülkesinde yabancı sermayenin derdine düşmeyeceğini; kendisinin emeğinin hakkını alabilmek için mücadele ettiğini dile getiriyor.

Şiddet raporundan dayanışmaya

Digel işçisi kadınlara, kadına yönelik şiddete ilişkin hazırladıkları raporun oldukça etkili olduğunu söylediğimizde ise kadınlar, bu raporla birlikte patron üzerindeki baskının arttığını anlatıyor. Hatta başka kadın işçilerin de kendi iş yerlerinde şiddet ve mobbinge karşı ne yapılabileceğini sorarak kendileriyle iletişime geçtiğini söylüyorlar.

Nafaka tartışmasına ilişkin ise kadınlar bu hakkın ortadan kaldırılmaması gerektiğini, nafaka hakkına yönelik anlatılanların gerçeği yansıtmadığını belirtiyor ve tanıdıkları bir kadından örnek veriyorlar. Sözünü ettikleri kadının iki çocuğu olduğunu, yalnızca çocukları için iştirak nafakası alabildiğini; alınan nafakanın ise çocukların temel yaşam masraflarının çok küçük bir kısmını bile karşılamadığını anlatıyorlar.

Digel Tekstil işçisi kadınlar da Temel Conta’daki kadınlar gibi mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini vurguluyorlar.

Kaynağa Git

İlgili Haberler