ABD ile İran arasında yürütülen dolaylı görüşmelerde, savaşın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılması için kritik bir mutabakat taslağının şekillendiği bildirildi.
Arap kaynaklarına göre Washington ile Tahran arasında hazırlanan nihai taslak, mevcut ateşkesin 60 gün daha uzatılmasını ve bu süre boyunca tarafların özellikle yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum meselesi üzerinde müzakere yürütmesini öngörüyor.
Taslağın en dikkat çekici maddelerinden biri, küresel enerji ticaretinin en hassas geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması. Savaş boyunca artan askeri gerilim ve boğaz çevresindeki güvenlik riskleri, petrol fiyatlarını yukarı taşımış; enerji piyasalarında derin dalgalanmalara neden olmuştu.
Anlaşmanın imzalanması halinde Hürmüz’de gemi trafiğinin yeniden normale dönmesi bekleniyor.
Kaynaklara göre Washington, anlaşma kapsamında İran’a yönelik yaptırımları hafifletmeyi ve ekonomik kuşatmayı gevşetmeyi kabul ediyor. Bu madde, Tahran’ın uzun süredir masaya koyduğu temel taleplerden biri olarak öne çıkıyor.
İran tarafı yalnızca askeri gerilimin düşürülmesini değil, aynı zamanda dondurulmuş milyarlarca dolarlık varlıklarının serbest bırakılmasını ve uluslararası yaptırımların gevşetilmesini de istiyor.
Arap kaynakları, Tahran’ın anlaşmaya ilişkin nihai onayını Katar üzerinden ABD’ye ilettiğini öne sürdü. Buna göre Katar, taraflar arasında yalnızca mesaj taşıyan bir arabulucu değil, aynı zamanda sürecin kritik diplomatik kanallarından biri haline geldi. Taslakta ayrıca, anlaşmanın ihlal edilmesi halinde devreye girecek ve ihlalleri denetleyecek bir arabulucu mekanizmasının oluşturulması da yer alıyor.
Trump: “İran’la Savaş İçin Harika Bir Uzlaşıya Vardık”
ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Oval Ofis’te yaptığı açıklamada, ABD ile İran’ın gelecek hafta başında bir barış anlaşması imzalayabileceğini söyledi. Trump, bu anlaşmanın Hürmüz Boğazı’ndan deniz taşımacılığının yeniden başlamasını sağlayacağını belirterek, “İran’la savaş konusunda harika bir uzlaşıya vardık” ifadelerini kullandı.
Trump, anlaşmanın kısa süre içinde, muhtemelen Avrupa’da imzalanabileceğini belirtti. ABD Başkanı, “Boğaz, anlaşmayı imzalar imzalamaz resmen açılacak. Bu çok yakında olabilir, çok yakında; belki de hafta sonunun başında Avrupa’da” diyerek hem diplomatik sürecin hızlandığını hem de Beyaz Saray’ın bu gelişmeyi büyük bir siyasi başarı olarak sunmaya hazırlandığını gösterdi.
Trump, anlaşmayı ABD adına Başkan Yardımcısı JD Vance’in imzalayabileceğini de dile getirdi. Bu açıklama, Washington’daki sürecin yalnızca teknik müzakerelerden ibaret olmadığını; aynı zamanda Trump yönetiminin bu mutabakatı iç politikada da önemli bir zafer olarak kullanmak istediğini ortaya koydu.
ABD Başkanı’na İran’ın dini lideri Ayetullah Mücteba Hamaney’in anlaşmayı onaylayıp onaylamadığı sorulduğunda Trump, “Anladığım kadarıyla cevap evet” dedi. Ancak Trump’ın bu iyimser açıklamasına rağmen, Tahran’dan aynı açıklığı taşıyan resmi bir teyit gelmedi. Bu nedenle mutabakatın gerçekten nihai onay aşamasına gelip gelmediği hâlâ belirsizliğini koruyor.
Tahran Sessiz, Washington Aceleci
Trump’ın açıklamaları, ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırı planlarını iptal ettiği bir dönemde geldi. Başkan, askeri seçeneğin masada olmasına rağmen diplomaside ilerleme sağlandığını belirterek yeni bombardıman planlarından vazgeçtiğini ima etti. Ancak Trump’ın mart ortasından bu yana sık sık “İran’la anlaşma çok yakın” dediği hatırlandığında, bu son açıklamanın da temkinle karşılanması gerektiği yorumları yapılıyor.
Nitekim taraflar son günlerde karşılıklı saldırılar düzenlemiş, bu gelişmeler nisan ayında ilan edilen ateşkesi ciddi biçimde tehdit etmişti. Trump ise mevcut taslağı “çok güçlü ama biraz ön nitelikte bir mutabakat zaptı” olarak tanımladı. Bu ifade, siyasi düzeyde bir anlayış oluştuğunu; ancak teknik ve hukuki ayrıntıların henüz tamamen kapanmadığını gösteriyor.
Trump, herhangi bir barış anlaşmasının temel şartının İran’ın nükleer silah üretmesini engellemek olduğunu bir kez daha vurguladı. ABD Başkanı, “İran’ın asla nükleer silaha sahip olmayacağını öngören bir anlaşmamız var. Bu, bu anlaşmayı sağlamak için yapmak zorunda kaldığımız şeylerin temel hedefiydi. Bu yüzden son derece önemliydi” dedi.
İran’ın talepleri ise yalnızca nükleer dosyayla sınırlı değil. Tahran; uluslararası yaptırımların kaldırılmasını, dondurulmuş milyarlarca dolarlık varlıklarının serbest bırakılmasını ve Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik iddialarının tanınmasını istiyor. Bu nedenle taslak anlaşma, sadece askeri çatışmayı durdurmaya değil, İran’ın bölgesel ve ekonomik pozisyonunu yeniden tanımlamaya yönelik bir pazarlık niteliği taşıyor.
Cumhuriyetçiler Rahatsız, 2015 Gölgesi Masada
İranlı kaynaklar ve Batılı yetkililer, ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmelerin ivme kazandığını belirtiyor. Üç İranlı kaynak, taraflar arasında siyasi bir anlayışa varıldığını; ancak bazı başlıkların hâlâ ayrıntılı biçimde müzakere edilmesi gerektiğini aktardı. Bu başlıkların başında dondurulmuş İran varlıkları, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve nükleer programın geleceği geliyor.
Trump’ın kendi partisi içindeki İran karşıtı sertlik yanlıları ise olası mutabakata kuşkuyla yaklaşııyor. Cumhuriyetçi Parti içindeki bazı eleştirmenler, yapılacak herhangi bir anlaşmanın Tahran’ın nükleer silah üretme kapasitesini kesin biçimde ortadan kaldırması gerektiğini savunuyor. Daha önce Hürmüz Boğazı’nın açılmasını hedefleyen bir diplomatik girişimin de parti içindeki sertlik yanlılarının itirazları nedeniyle sekteye uğradığı belirtiliyor.
Analistler, Trump’ın bu süreçte 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayla kıyaslanmaktan çekindiğini ifade ediyor. Trump, ilk başkanlık döneminde 2018 yılında ABD’yi söz konusu anlaşmadan çekmiş ve bu mutabakatı İran’a karşı fazla yumuşak bulduğunu defalarca dile getirmişti. Bu nedenle bugünkü olası anlaşmanın, Trump açısından yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda siyasi bir sınav anlamına geldiği değerlendiriliyor.
Netanyahu Şaşırdı, İsrail Taraf Değil
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda anlaşmanın İran liderliğinin “en üst düzeyi” tarafından ve bölgedeki Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail gibi ülkelerce desteklendiğini yazdı. Aynı gün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de telefonda görüştü. İsrail Başbakanlık Ofisi ise yaptığı açıklamada İsrail’in mutabakat zaptının tarafı olmadığını özellikle vurguladı.
İsrail açıklamasında Netanyahu’nun, Trump’ın nihai anlaşmanın zenginleştirilmiş nükleer materyal sorununu çözme taahhüdünden memnuniyet duyduğu belirtildi. Daha sonra yapılan değerlendirmelerde, nihai anlaşmanın yalnızca zenginleştirilmiş uranyumun ortadan kaldırılmasını değil, İran’ın zenginleştirme altyapısının sökülmesini, füze üretimine sınırlamalar getirilmesini ve İran’ın bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteğin sonlandırılmasını da içermesi gerektiği ifade edildi.
ABD medyasına göre Trump’ın açıklaması, Netanyahu’yu da hazırlıksız yakaladı. İsrail Başbakanı’nın o sırada İran’a karşı savaşın seyrini değerlendirmek üzere üst düzey güvenlik yetkilileriyle toplantı halinde olduğu bildirildi. Trump’ın sürpriz açıklamasından sonra iki lider arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirildi.
Kaynaklara göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, müzakerelerin ayrıntıları konusunda büyük ölçüde bilgilendirilmedi. Netanyahu’nun gelişmeler hakkında bilgi almak için Washington’daki temaslarını yoğunlaştırdığı, anlaşmanın içeriğini ve Trump yönetiminin İran’la hangi başlıklarda uzlaştığını öğrenmek üzere başkentteki diplomatik ve siyasi kanalları devreye soktuğu belirtildi.
ABD’li Siyasi ve Diplomatik Kaynaklar: Üç Başlıkta Kritik İlerleme Sağlandı
ABD’li siyasi ve diplomatik kaynaklara göre, İranlı yetkililer ile Katarlı arabulucular arasında gerçekleştirilen son görüşmelerde taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklarda önemli ölçüde mesafe kat edildi. Kaynaklar, özellikle üç kritik başlıkta ilerleme sağlandığını belirtiyor.
Bunların başında İran’ın yurt dışında dondurulan mali varlıklarının serbest bırakılmasına ilişkin mekanizma geliyor. İran tarafının müzakerelerde en fazla önem verdiği başlığın bu konu olduğu ifade edilirken, ikinci önemli başlığın ise 60 günlük ateşkes süresince Hürmüz Boğazı’nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılması olduğu belirtiliyor.
Üçüncü başlığın ise ateşkes döneminde İran’ın nükleer programına ilişkin yürütülecek müzakerelerin yöntemi ve kapsamı olduğu aktarılıyor. Kaynaklara göre taraflar, kapsamlı bir nihai anlaşmaya ulaşılabilmesi için öncelikle siyasi çerçeve üzerinde mutabakat sağlamaya çalışıyor. Buna rağmen son kararın hâlâ Tahran’da verileceği belirtiliyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ülkesinin henüz nihai bir karara ulaşmadığını ve anlaşmaya ilişkin haberlerin spekülasyon niteliği taşıdığını söyledi. Bekayi, Katar ve Pakistan’ın aktif arabuluculuk rolü oynadığını doğrularken, Washington’un süreç boyunca değişen tutumunun müzakereleri zorlaştırdığını savundu.
Uranyum Dosyasında Trump’tan Yumuşama
Trump, zenginleştirilmiş uranyum krizinin çözümüne yönelik seçeneklerden biri olarak, mevcut uranyum stokunun İran içinde, Birleşmiş Milletler müfettişlerinin gözetiminde yeniden düşük seviyede zenginleştirilmiş hale getirilmesini, yani “down-blending” formülünü kabul etti. Bu yaklaşım, Trump’ın daha önce kamuoyu önünde dile getirdiği “uranyumun tamamen imha edilmesi” ya da “ABD’ye teslim edilmesi” yönündeki taleplerine kıyasla önemli bir yumuşama olarak değerlendiriliyor.
Nükleer programa ilişkin somut adımların tamamı ise ileride müzakere edilecek daha kapsamlı ve ayrıntılı ikinci bir anlaşma kapsamında ele alınacak. Şu anda üzerinde uzlaşılan mutabakat zaptı, yani MOU, yalnızca genel çerçeveyi ve temel ilkeleri belirliyor.
Taraflar arasında üzerinde anlaşmaya varılan metin; Hürmüz Boğazı’nın herhangi bir geçiş ücreti uygulanmaksızın derhal yeniden açılmasını, savaş öncesindeki deniz taşımacılığı düzeninin 30 gün içinde yeniden tesis edilmesini, ABD’nin uyguladığı ablukayı kaldırmasını ve Lübnan cephesini de kapsayacak şekilde ateşkesin 60 gün uzatılmasını öngörüyor.
Katar ve Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen sürecin sonunda ortaya çıkacak anlaşmanın “İslamabad Anlaşması” olarak adlandırılması planlanıyor. Anlaşmanın imza töreninin İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmesi ve ABD adına Başkan Yardımcısı JD Vance’in imza atması ihtimaller arasında bulunuyor.
Sürecin önündeki son kritik aşamanın, İran liderliği adına Mücteba Hamaney’in nihai onayı olduğu belirtiliyor. Petrol fiyatları anlaşma beklentisinin güçlenmesiyle sert şekilde gerilerken, küresel borsalarda yükseliş gözlendi.
Ancak yaklaşık üç aydır devam eden ve binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan savaşın gerçekten sona erip ermeyeceği sorusu henüz yanıt bulmuş değil. Gözler şimdi, Tahran’dan gelecek nihai onaya ve tarafların kırılgan ateşkesi kalıcı bir siyasi anlaşmaya dönüştürüp dönüştüremeyeceğine çevrilmiş durumda.