Ana içeriğe geç

CHP’li Namık Tan S-400 tedarikini hedef aldı! NATO’ya ‘hata’ yapılmış

CHP Milletvekili Namık Tan’ın S-400 tedarikini hedef alan açıklamaları, Türkiye'nin bağımsız güvenlik mimarisine tamamen Atlantik eksenli bir çerçeveden yaklaşması yönüyle dikkat çekti. Tan, milli güvenlikteki bağımsızlık hamlesini “hata” olarak tanımladı.

CHP’li Namık Tan S-400 tedarikini hedef aldı! NATO’ya ‘hata’ yapılmış
Aydınlık
16

Eski Büyükelçi ve CHP 28. Dönem Milletvekili Namık Tan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Türkiye'nin egemen iradesiyle hayata geçirdiği S-400 hava savunma sistemi tedarikini hedef aldı. Türkiye’nin hava ve füze savunma mimarisini çok kutuplu dünyanın gerçeklerine göre şekillendirmesi ve ulusal güvenliğini Brüksel’in sınırlarına hapsetmemesi yönündeki genel siyasi iradeye karşın, Tan’ın paylaştığı değerlendirmede savunma vizyonunun tamamen NATO entegrasyonu sınırları içerisinde tutulması savunuldu. Türkiye’nin stratejik özerkliğini ve askeri caydırıcılığını artırma hamlelerini "hata" olarak nitelendiren bu yaklaşım, ülkeyi müttefiklik ilişkileri adına tek taraflı Atlantik bağımlılığa iten diplomatik bir perspektif olarak kayıtlara geçti.

‘S-400 TEDARİK SÜRECİ HATALI STRATEJİK KARARDIR’

Tan, Türkiye'nin ulusal egemenlik sınırları kapsamında gerçekleştirdiği askeri tedariki ve ortaya çıkan yaptırımları tamamen İttifak içi dengeler üzerinden eleştirdiği açıklamasının ilk bölümünde şu ifadeleri kullandı:

“S-400 tedarik süreci, Türkiye Cumhuriyet dış politika ve güvenlik tarihinde en yüksek maliyet üreten hatalı stratejik kararlardan biridir. Aradan geçen yıllar, bu kararın siyasi, diplomatik, askerî ve ekonomik sonuçlarını bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması, CAATSA yaptırımlarına maruz kalması ve NATO içindeki savunma iş birliğinin zarar görmesi, bu sürecin en somut sonuçları olmuştur. Bu nedenle, bugün gelinen noktada geçmişte alınan bu kararın çeşitli gerekçelerle yeniden savunulmaya çalışılması veya ortaya çıkan maliyetlerin göz ardı edilmesi, kamuoyunun sağlıklı bir değerlendirme yapmasına katkı sağlamamaktadır. Daha doğru olan yaklaşım, yaşanan sürecin bütün yönleriyle objektif biçimde değerlendirilmesi ve benzer hataların tekrarını önleyecek kurumsal derslerin çıkarılmasıdır.”

DİKKAT ÇEKEN NATO GÜZELLEMESİ

Bölgesel krizlerde ulusal sınır güvenliğinin yerli ve bağımsız unsurlarla kurulması ihtiyacına değinmek yerine savunma sistemlerinin Batı komuta kontrol ağıyla tam uyumunu öncelikleyen Tan, şu iddiaları sıraladı:

“Türkiye’nin jeostratejik konumu nedeniyle güçlü ve çok katmanlı bir hava savunma sistemine ihtiyaç duyduğu tartışmasızdır. Ancak aynı ölçüde açık olan bir diğer gerçek de, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip bir müttefik olarak Türkiye’nin hava savunma mimarisinin İttifak’ın ortak komuta, kontrol ve savunma sistemleriyle tam uyum içinde olması gerektiğidir. Bu nedenle Rusya veya Çin menşeli sistemlerin uzun vadede sürdürülebilir bir çözüm oluşturamayacağı başından itibaren öngörülebilecek stratejik bir gerçeklikti. Nitekim son bölgesel krizler, NATO’nun entegre hava ve füze savunma mimarisinin önemini bir kez daha göstermiştir. İran’dan ateşlenen bazı balistik füzelerin Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO unsurlarınca SM-3 önleyici füzeleriyle etkisiz hale getirilmesi ve geçmiş yıllarda Türkiye’nin hava savunmasının müttefikler tarafından Patriot ve SAMP/T bataryalarıyla desteklenmiş olması, kolektif savunma mekanizmalarının pratik değerini ortaya koymaktadır.”

S-400 TEDARİKİ İÇİN HESAP İSTEDİ

Türkiye'nin milli savunma hamlelerinin ancak İttifak sınırları dahilinde kalması durumunda "doğal hedef" olabileceğini ileri sürenTan, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:

“Bugün için en gerçekçi seçenekler, NATO ile tam uyumlu Patriot veya Avrupa ortak üretimi SAMP/T sistemlerinin tedarik edilmesi ve bunların yerli sistemlerle bütünleştirilmesidir. Orta ve uzun vadede ise HİSAR, SİPER ve geliştirilecek yeni millî sistemler üzerine inşa edilecek çok katmanlı ve entegre bir ulusal hava savunma mimarisi oluşturulması Türkiye açısından doğal ve stratejik bir hedeftir. Bununla birlikte, böylesine önemli bir stratejik kararın sonuçlarına ilişkin sağlıklı bir kamuoyu muhasebesi yapılabilmesi için sorumluluğun kurumsal ve siyasi düzeyde açık biçimde değerlendirilmesi gerekir. Türkiye’de dış politika ve güvenlik alanındaki temel stratejik kararların hangi mekanizmalar tarafından alındığı bilinmektedir. Dolayısıyla, S-400 sürecinin siyasi ve stratejik sorumluluğunun da bu çerçevede ele alınması demokratik hesap verebilirliğin gereğidir. Bu nedenle, geçmişte alınan kararları sonradan gerekçelendirmek amacıyla kariyer diplomasi mensuplarının kamuoyu önünde savunma pozisyonuna itilmesi, hem devlet kurumlarının tarafsızlığı hem de diplomasi mesleğinin kurumsal itibarı açısından son derece yanlıştır. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, geçmişi yeniden yorumlamaya çalışmak değil; yaşanan tecrübelerden ders çıkararak geleceğe yönelik daha sağlam, öngörülebilir ve müttefikleriyle uyumlu bir güvenlik stratejisi geliştirmektir.”

Kaynağa Git

İlgili Haberler