Ana içeriğe geç

Hücrelerimiz Antroposen’de yaşıyor

Bugün size yalnızca kanserden söz etmek istemiyorum.

Hücrelerimiz Antroposen’de yaşıyor
Hürriyet
16

Kanserin içinde büyüdüğü dünyadan söz etmek istiyorum.
Çünkü insan sağlığı, soluduğumuz havadan, sudan, gıdadan, şehirden ve toprağın kimyasından ayrı düşünülemez.
Bilim insanları içinde yaşadığımız çağı “Antroposen” diye adlandırıyor.
Yani insanın, artık yalnızca doğanın bir parçası değil, doğayı değiştiren, dönüştüren, hatta gezegenin hafızasına iz bırakan bir güç hâline geldiği çağ.
Ama Antroposen yalnızca iklim krizi demek değil.
Aynı zamanda görünmez bir toksisite çağı. Havanın, suyun, toprağın ve gıda zincirinin kimyasallarla yüklendiği bir dönemden geçiyoruz.
Endüstriyel üretim, fosil yakıtlar, egzoz gazları, pestisitler, ağır metaller, plastik türevleri, mikroplastikler, sentetik kimyasallar...
Bunların bir kısmını görüyoruz. Çoğunu görmüyoruz.
Ama bedenimiz görüyor.
Hücrelerimiz görüyor.
DNA’mız görüyor.
Kanser sıklığındaki artışı uzun yıllar boyunca çoğunlukla tek cümleyle açıkladık: “İnsanlar daha uzun yaşıyor.”
Bu doğru. Ama artık yeterli değil. Yaşlanma elbette önemli bir risk faktörü.
Genetik yatkınlık önemli.
Tanı yöntemlerinin gelişmesi de bazı kanserleri daha fazla saptamamızı sağlıyor.
Ama özellikle genç yaşta başlayan bazı kanserlerdeki artış, bize daha büyük bir soruyu sorduruyor:
Acaba kanser yükünü artıran şey, yalnızca bedenin içi değil, bedenin yaşadığı dünya da olabilir mi?
Bazı cevapları biliyoruz.
Asbestin mezotelyoma ile ilişkisini biliyoruz.
Hava kirliliğinin özellikle akciğer kanseriyle bağını biliyoruz. Bazı endüstriyel kimyasalların, radyasyonun, ağır metallerin kanser riskini artırabileceğini biliyoruz.
Partikül maddeler, yani kirli havadaki mikroskobik parçacıklar, yalnızca akciğerleri değil; damarları, bağışıklık sistemini ve hücresel dengeyi de etkileyebiliyor.
Yani kirli hava, sadece nefes darlığı değildir. Bazen yıllar sonra gelen sessiz bir biyolojik faturadır.
Pestisitler de benzer bir hikâye anlatıyor.
Tarımda verimi artırmak için kullanılan bu maddeler, kontrolsüz ve yoğun maruziyet olduğunda, özellikle bazı lenfoma ve lösemi türleri açısından bilim dünyasının yakından izlediği başlıklardan biri.
Endokrin bozucu kimyasallar ise ayrı bir parantezi hak ediyor.
Çünkü bu maddeler hormon sistemimize müdahale edebiliyor.
Meme, prostat, tiroit ve üreme sistemiyle ilişkili tümörlerde bu alan giderek daha fazla araştırılıyor.

MİKROPLASTİK GERÇEĞİ

Şimdi yeni bir gerçekle karşı karşıyayız: Mikroplastikler. İnsan kanında saptandı.
Akciğer dokusunda saptandı. Plasentada saptandı. Anne sütünde bile saptandı.
Uzun vadeli etkilerini henüz tam bilmiyoruz.
Ama şu soruyu sormadan geçemeyiz...
Doğaya bıraktığımız plastik, yıllar sonra bedenimizin içine geri dönüyorsa, bu yalnızca çevre sorunu mudur?
Yoksa doğrudan insan sağlığı sorunu mudur?
Ben bir onkolog olarak kanseri yalnızca tümör hücresinden ibaret görmüyorum.
Kanser bazen hücrenin içinde başlayan bir bozulmadır.
Ama çoğu zaman, o bozulmayı hazırlayan dünya, hücrenin dışındadır.
Kirli hava, sağlıksız gıda, kimyasal yükü artmış tarım ürünleri, ağır metaller, kronik stres, hareketsizlik, uyku bozukluğu, kentleşmenin bedene yüklediği görünmez baskı... Bütün bunlar, insan bedeninde sessiz bir arka plan oluşturur.
Bu yüzden kanserle mücadele yalnızca hastanede başlamaz.
Ameliyathanede başlamaz.
Kemoterapi ünitesinde başlamaz. Radyoterapi cihazında bitmez. Kanserle gerçek mücadele, temiz hava politikalarında başlar.
Güvenli tarımda başlar. Sağlıklı gıdaya erişimde başlar. Suyun korunmasında başlar.
Sanayi atıklarının denetlenmesinde başlar. Toksik kimyasallara karşı toplum bilincinde başlar.

SADECE TEDAVİ DEĞİL EKOSİSTEM DE KONUŞULMALI

Antroposen bize çok sert bir cümle söylüyor: “İnsan doğaya ne yaparsa, bir süre sonra doğa bunu insan bedenine geri yazar.”
Toprağı kirletirsek, soframız değişir. Suyu kirletirsek, hücrelerimiz etkilenir. Havayı kirletirsek, akciğerlerimiz bedel öder. Gıdayı kimyasallarla yüklersek, metabolizmamız, hormonlarımız ve bağışıklık sistemimiz sessizce zorlanır.
Bu yüzden bugün kanseri konuşurken yalnızca tedaviyi değil, yaşamın bütün ekosistemini konuşmak zorundayız.
Sağlıklı insan, sağlıklı çevreden bağımsız değildir. Sağlıklı çocuk, temiz gıdadan bağımsız değildir.
Sağlıklı gelecek, toksik yükü azaltılmış bir dünyadan bağımsız değildir.
Elbette yeni ilaçlara ihtiyacımız var. İmmünoterapiye, genetik testlere, erken tanıya, akıllı tedavilere ama aynı zamanda temiz havaya, temiz suya, temiz toprağa ve güvenli gıdaya da ihtiyacımız var.
Çünkü kanserle mücadele, yalnızca kanseri tedavi etmek değildir. Bazen kanseri hazırlayan dünyayı değiştirmektir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler