Ana içeriğe geç

Tarık Çelenk: Türkiye 300 yıllık bir medeniyet krizinin içinde

Tarık Çelenk, yeni kitabı “Kimlik Kapanında Ülkem – Hata Neredeydi?” üzerine verdiği röportajda Türkiye’nin modernleşme, kimlik siyaseti ve toplumsal hafıza sorunlarını değerlendirdi. Çelenk, kimliklerin güven ve aidiyet üretmek yerine düşünceyi sınırlayan yapılara dönüştüğünü belirterek, “Asıl sorun, toplumun ortak aklı besleyen geçirgen alanları kaybetmesi” dedi.

Tarık Çelenk: Türkiye 300 yıllık bir medeniyet krizinin içinde
Karar
16

KARAR yazarı Tarık Çelenk, Vagon Kitap etiketiyle yayımlanan yeni eseri “Kimlik Kapanında Ülkem – Hata Neredeydi?” üzerinden Türkiye’nin yaklaşık üç asırdır devam eden medeniyet ve modernleşme krizini anlattı.

Perspektif Online’da Cihat Arpacık’ın sorularını yanıtlayan Çelenk; İslam dünyasının düşünsel sorunlarından kimlik siyasetine, muhafazakâr ve seküler kesimlerin ortak açmazlarından genç kuşakların anlam arayışına kadar geniş bir değerlendirmede bulundu.

“HATA NEREDEYDİ SORUSUNU BATI 300 YILDIR SORUYOR”

Çelenk, İslam dünyasında genellikle “geri kalmışlık” olarak tanımlanan sorunun gerçekte yaklaşık 300 yıllık bir medeniyet krizi olduğunu söyledi.

Krizin nedenlerinin rasyonel ve kurumsal bir zeminde yeterince tartışılmadığını savunan Çelenk, meselenin hamaset ve popülizmle örtüldüğünü belirtti.

Koçi Bey ve Kâtip Çelebi’nin sınırlı da olsa soruna ciddi biçimde yaklaştığını ifade eden Çelenk, Tanzimat ve Meşrutiyet aydınlarının meseleyi daha çok siyasi, duygusal ve askerî arayışlar etrafında değerlendirdiğini söyledi.

Cumhuriyet döneminde de tartışmanın istenen düşünsel derinliğe ulaşamadığını savunan Çelenk, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Batı, bizim için ‘Hata neredeydi?’ sorusunu 300 yıldır soruyor. Oryantalist gezginlerden diplomatlara, akademisyenlerden din adamlarına kadar uzanan bir zincir var. Biz ise bu soruyu soranlara ya ilgi göstermemişiz ya da onları kötü niyetli olmakla suçlamışız.”

Çelenk, kitabının alt başlığını Bernard Lewis’in aynı adlı eserine gönderme yaparak seçtiğini de ifade etti.

“KİMLİK, DÜŞÜNMEYİ SINIRLAYAN BİR KAFESE DÖNÜŞÜYOR”

Kitabının merkezine yerleştirdiği “kimlik kapanı” kavramını açıklayan Çelenk, kimliğin yalnızca kişinin kendisini nasıl tanımladığıyla oluşmadığını; aile, tarih, coğrafya, kültür ve ortak hafızanın da bu sürecin parçaları olduğunu söyledi.

Kimliğin dengeli biçimde kurulması hâlinde bireye güven duygusu verdiğini belirten Çelenk, kişinin kendisini değerli hissetme ihtiyacının tehdit altında kalması durumunda kimliğin savunmacı ve kapalı bir yapıya dönüşebildiğini anlattı.

Sosyal medya ve dijital görünürlük ekonomisinin bu süreci hızlandırdığını savunan Çelenk, beğeni, takipçi sayısı ve sürekli onaylanma arzusunun kimliği “değerlilik ihtiyacının taşıyıcısı” hâline getirdiğini belirtti.

Çelenk’e göre bireyler kendilerini yalnızca etnik, dinî, mezhepsel veya ideolojik kimlikler üzerinden tanımlamaya başladığında ortak yurttaşlık düşüncesi zayıflıyor.

“Kimlik, insanı koruyan bir aidiyet olmaktan çıkıp düşünmeyi sınırlayan bir kafese dönüşüyor” diyen Çelenk, farklı toplumsal kesimler arasındaki iletişim ve empati alanlarının giderek daraldığını söyledi.

“KURTARICI LİDER ARAYIŞI YALNIZCA İKTİDARA ÖZGÜ DEĞİL”

Kimlik kapanının yalnızca iktidarı destekleyen kesimlerde görülmediğini belirten Çelenk, muhalefetin sürekli yeni bir “kurtarıcı lider” aramasının da benzer bir psikolojik mekanizmayla açıklanabileceğini söyledi.

Çelenk, güçlü lider arayışının arttığı dönemlerde hukuk, adalet ve evrensel değerlerin geri plana itilebildiğine dikkat çekerek, sorunun yalnızca siyasi liderlerden kaynaklanmadığını kaydetti.

Toplumun kimlikler üzerinden düşünmeye başlamasının ortak aklı besleyen alanları ortadan kaldırdığını ifade eden Çelenk, gerçeklerin yerini algıların aldığını ve sosyal medyanın kapalı kimlik gruplarını daha da güçlendirdiğini savundu.

MODERNLEŞMEDE “RIZA” ELEŞTİRİSİ

Türkiye’deki modernleşme tartışmalarını da değerlendiren Çelenk, sorunun yalnızca Batılılaşma ile gelenek arasında yapılan tercihten kaynaklanmadığını söyledi.

Modernleşmenin yeni bir kimlik oluştururken geçmişle ve gelenekle uyumlu bir bağ kuramadığını savunan Çelenk, yaklaşık 200 yıldır reformlar içinde sürekli yenilenen ancak yerleşemeyen kimlikler ortaya çıktığını belirtti.

Hem Batılılaşma hamlelerinin hem de Demokrat Parti ve AK Parti dönemlerinde ortaya çıkan karşı tepkilerin geniş bir toplumsal rıza üretmediğini ileri süren Çelenk, değişimin çoğu zaman farklı kesimlere dayatma biçiminde uygulandığını söyledi.

Bu durumun muhafazakâr ve seküler “mahalleleri” kendi kimlik alanlarına kapanmaya ittiğini ifade etti.

“MAHALLE, POLİTİKLEŞMİŞ KABİLENİN ÇADIRINA DÖNÜŞTÜ”

Çelenk, Türkiye’de “mahalle” kavramının zamanla dayanışma alanı olmaktan çıkıp farklı olanı dışlayan bir kimlik sığınağına dönüştüğünü savundu.

Geçmişin bir kesim tarafından reddedildiğini, diğer taraftan tarihsel travma ve zaferlerin günlük siyaset için sürekli yeniden üretildiğini belirten Çelenk, bu durumun toplumsal gruplarda değersizlik ve güvensizlik duygusu yarattığını söyledi.

Çelenk, mahalleyi “politikleşmiş kabilenin çadırı” olarak nitelendirerek, farklı kesimlerin ortak bir toplumsal hafıza geliştirmek yerine kendi kapalı güven alanlarına çekildiğini ifade etti.

“KAPALI KÖYLÜLÜK EĞİTİMLİ VE ŞEHİRLİ KESİMLERDE DE VAR”

Çelenk, çalışmalarında kullandığı “açık köylülük” ve “kapalı köylülük” kavramlarının ekonomik veya coğrafi bir sınıflandırma olmadığını belirtti.

“Kapalı köylülük” ile ötekini merak etmeyen, iletişime ve eleştiriye kapalı, statüyü otorite aracı olarak kullanan zihniyet biçimini kastettiğini söyleyen Çelenk, bu yaklaşımın eğitimli, şehirli ve modern görünen kesimlerde de bulunabildiğini kaydetti.

Bilimi değişmez bir dogma olarak kabul eden, metafizik ve estetik düşünceye kapalı, anlamaya değil dayatmaya odaklanan tutumun da farklı bir “kapalı zihin yapısı” ürettiğini savundu.

MUHAFAZAKÂR VE SEKÜLER KESİMLERDE ORTAK KİMLİK KRİZİ

Türkiye’nin gelenekle uyumlu bir modern kimlik kuramadığını söyleyen Çelenk, Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve sonraki siyasi dönemlerde geleneğin tutarlı biçimde yeniden üretilemediğini belirtti.

Toplumun geçmişiyle bağının zayıfladığını savunan Çelenk, “Ortak geçmiş ve kolektif kimlik yaralandı. Artık doğrularımızı savunamaz, yanlışlarımızla yüzleşemez hâle geldik. Toplumsal bilinçdışı özgüvenini kaybetti” dedi.

Çelenk’e göre hem muhafazakâr hem de seküler kesimlerin yaşadığı kimlik krizinin temelinde, gelenekle kurulan sorunlu ilişki bulunuyor.

KÜLTÜREL İKTİDAR TARTIŞMASI

Türkiye’de uzun süredir devam eden “kültürel iktidar” tartışmalarına da değinen Çelenk, sağ siyasetin öncelikle devlet kadrolarını, ekonomik gücü ve iktidarı ele geçirmeye odaklandığını savundu.

Entelektüel ve kültürel üretimin sonraya bırakıldığını belirten Çelenk, bu yaklaşımın ne kalıcı bir kültürel hegemonya ne de bilimsel ilerleme sağlayabildiğini söyledi.

Kimliğin özgüven ve medeniyet anlayışı üzerinden değil, güç ve iktidar üzerinden tanımlanmasının temel sorun olduğunu kaydetti.

“İSLAM DÜNYASINDA METİN VE YÖNTEM KRİZİ VAR”

Çelenk, İslam toplumlarının yaşadığı temel sorunun inançtan uzaklaşmak değil, inancı düşünsel ve ahlaki üretim alanına taşıyamamak olduğunu belirtti.

Kutsal metnin nasıl anlaşılacağına ilişkin yöntem ve farklılık alanının hem siyasetçiler hem de din adamları tarafından sınırlandırıldığını savunan Çelenk, İslam düşüncesinin insanlığın ortak bilgi ve yöntem mirasıyla yeniden ilişki kurması gerektiğini söyledi.

Çelenk, İslam dünyasındaki düşünsel krizin yalnızca dinî değil, aynı zamanda ahlaki ve medeniyet temelli bir sorun olduğunu ifade etti.

GENÇLERİN YENİ ANLAM ARAYIŞI

Genç kuşakların yaşadığı kimlik bunalımını da değerlendiren Çelenk, gençlerin hem ailelerinden hem de din adına konuşan kurumlardan tutarlı örnekler göremediğini savundu.

Bu durumun gençleri doğrudan inançtan değil, kurumsal din anlayışından uzaklaştırdığını söyleyen Çelenk, yeni kuşakların dini ve kimliği bireysel perspektifleri üzerinden yeniden tanımladığını belirtti.

Eski mahallelerin tamamen ortadan kalkmadığını ancak bütün mahallelerde çözülme ve güvensizlik yaşandığını ifade eden Çelenk, gençlerin anlam arayışının radikalizm, otoriterlik ve teknoloji merkezli yeni değer sistemlerine açık hâle gelebileceği uyarısında bulundu.

Tarık Çelenk’in röportajı, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal sorunlarını günlük tartışmaların ötesine taşıyarak kimlik, hafıza, gelenek ve zihniyet ekseninde ele alıyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler