Ana içeriğe geç

ABD ile İran anlaştı: Kim kazandı, bilmeniz gerekenler

Trump çerçeve anlaşmayı Versailles’da, Pezeşkiyan ise Tahran’da imzaladı; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması taahhüt edildi ve 60 günlük ek görüşme dönemi başladı. Analistler, şartların Tahran’ı metnin sunduğundan daha güçlü konumlandırdığını belirtiyor.

ABD ile İran anlaştı: Kim kazandı, bilmeniz gerekenler
Euronews Türkçe
16

Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve iki hasmın Tahran'ın nükleer programı konusunda yeniden müzakere masasına dönmesini öngören ABD-İran çerçeve anlaşması, içeriğine ilişkin çelişkili haberler ve artan kafa karışıklığı eşliğinde Çarşamba günü imzalandı.

İsviçre'de Cuma günü düzenlenecek bir törenle imzalanacağına dair önceki duyuruya rağmen, ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Versailles Sarayı'nda yemek yerken anlaşmanın fiziksel bir kopyasını imzaladı.

Tahran'da Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da devlet ajansı IRNA'nın haberine göre Çarşamba günü belgeyi imzaladı. Ajans, Pezeşkiyan'ı, üzerinde kendi imzası Trump'ınkine bitişik şekilde duran anlaşmayı havaya kaldırırken gösteren bir fotoğraf yayımladı.

İran için öngörülen yeni petrol gelirleri bir yana bırakılırsa, iki taraf da bu yılın başındaki konumlarına geri dönmüş görünüyor; yani İsrail ile ABD'nin müdahaleye başlamasından ve bunun İran'ın komşu ülkelere yönelik, bölge genelinde binlerce kişinin ölümüne yol açan, küresel bir enerji krizini tetikleyen ve dünya ekonomisini sarsan saldırılarını tetiklemesinden önceki döneme.

İran ve ABD şimdi 60 günlük bir müzakere sürecine giriyor. Bu sürecin üzerinde asılı duran soru, Trump'ın sekiz yıl önce rafa kaldırdığı 2015 nükleer anlaşmasından ABD adına daha avantajlı bir mutabakat koparıp koparamayacağı.

Bu arada Tahran, İslam Cumhuriyeti'nin kasasına 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu şeklinde yeni bir kaynak daha aktarmayı başardığı yönündeki haberlerle, şimdiden lehine önemli tavizler koparmış durumda.

ABD'li yetkililer, İran devlet medyası ve iki tarafın açıklamalarıyla eldeki belgeleri karşılaştıran bağımsız analizler ışığında bilinenler şöyle:

Ne Washington ne de Tahran anlaşma metnini resmen yayımladı; çeşitli medya kuruluşları sızdırıldığı anlaşılan versiyonlar yayımladı ve ISW-CTP, değerlendirmesinin bu gayriresmî kopyalara dayandığı uyarısında bulundu.

En çok kim kazanacak?

Sızan anlaşma metni doğruysa, Savaş Araştırmaları Enstitüsü (ISW) adlı düşünce kuruluşunun son analizine göre, Tahran çatışmadan, mutabakatın sunuluş biçiminin ima ettiğinden daha güçlü bir stratejik konumla çıkmış görünüyor.

ISW'ye göre bildirilen şartlar, İran'a, balistik füze, SİHA ve nükleer programlarını ve bölgedeki vekil ağını yeniden inşa etmeye harcaması muhtemel ciddi bir ekonomik rahatlama sağlayacak.

Kuruluş, ilave ekonomik rahatlama ihtimaline rağmen nihai bir anlaşmada çözülmesi gereken nükleer başlıklarda İranlı karar vericilerin taviz vermeye hazır olduklarına dair hiçbir işaret görmediklerini belirtti.

İranlı yetkililer ve devlet medyası anlaşmayı büyük ölçüde, ülkenin sahadaki askeri kazanımlarını resmileştiren bir zafer olarak sunuyor.

İngilizce yayın yapan Press TV, ISW'nin aktardığına göre, Salı günü yaptığı değerlendirmede imzalanan mutabakatın "sahadaki gerçeğin siyasi olarak kodlanması" anlamına geldiğini savundu.

Petrolün yeniden akması

Anlaşma uyarınca Hürmüz Boğazı yeniden açılacak ve ABD, İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldıracak; her ikisinin de akaryakıt fiyatlarını aşağı çekmesi bekleniyor.

Su yolundan geçiş 60 gün boyunca ücretsiz olacak ve Washington tarafından resmen açıklanmayan taslak metnin ayrıntılarını isminin gizli kalması kaydıyla aktaran ABD'li yetkililere göre bu sürenin ardından ücret alınmasını engelleyen bir hüküm bulunmuyor.

Savaş öncesinde dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazın İran tarafından kapatılması, ülkenin elindeki belki de en etkili silah olduğunu kanıtladı.

Bu adım, dünya genelinde benzin fiyatlarını yukarı çekti, gıda ve gübre gibi diğer ürünleri pahalılaştırdı ve yaz tatili sezonu öncesi olası bir hava yolu krizi endişesini artırdı.

ISW, İran'ın boğazdan geçen deniz trafiği üzerinde fiili kontrolünü sürdürmek için anlaşmadaki muğlak ifadeleri muhtemelen kullanmaya çalışacağı değerlendirmesinde bulundu.

Kuruluşa göre bildirilen metin, İran'ın su yolunu "yönetmesini" açıkça yasaklamıyor; bu da Tahran'ın, gemilerin İran karasularındaki kendi trafik ayırım düzenini kullanmasında ve Devrim Muhafızları Donanması'na ücret ödemesinde ısrar etmeyi sürdürebileceği anlamına geliyor. Washington daha önce bu düzenlemeyi hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle yaptırım kapsamına almıştı.

Bu anlaşmayla birlikte, savaşın başlangıcındaki ağır bombardımanda İran'ın Ayetullah Ali Hamaney ve diğer üst düzey yetkililerinin öldürülmesine rağmen, İslam Cumhuriyeti İsrail ve ABD'nin rejimi devirmeye yönelik bugüne kadarki en ciddi girişiminden sağ çıkmış oldu.

İran petrolü serbestçe satacak, uranyumunu "seyreltecek"

Anlaşma, Trump döneminde İran'ın petrol ihracatına getirilen yaptırımları derhal askıya alıyor; ancak tamamen kaldırmıyor. Böylece İran ham petrolünü yeniden dünya pazarına satabilecek ve milyarlarca dolar değerindeki gelir kapısı yeniden açılacak.

Geçen yıl Tahran, petrol satışlarından tahminen 45 milyar dolar kazandı. Ancak yalnızca tek büyük alıcısı vardı: Çin. Yaptırımlardan kaçmak için ham petrolünü gölge tanker filosuyla taşımak zorunda kaldı; bu da kârını azalttı. Nisan ayından bu yana uygulanan abluka altında ihracatı neredeyse durma noktasına geldi.

Muafiyet sayesinde İran'ın daha fazla müşteri bulması ve petrolünü daha yüksek fiyattan satabilmesi bekleniyor.

Anlaşma taslağı, İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumunun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gözetiminde "seyreltilmesini" yani daha düşük zenginlik oranına çekilmesini öngörüyor; ancak ayrıntıya girmiyor. Tahran'ın nükleer programına getirilecek diğer sınırlamalara ilişkin müzakereler ise henüz önünde duruyor.

Trump, İran'a büyük bir mali kazanç sağladığı gerekçesiyle önceki nükleer anlaşmadan çekilmişti. Geçici anlaşma, İran'ın yeni bir nükleer mutabakata varması halinde bundan da daha cazip teşvikler öngörüyor.

Bunlardan biri, zaman içinde tüm uluslararası yaptırımların kaldırılması; bu, 2015 mutabakatının da ötesine geçen bir adım gibi görünüyor. O anlaşma, İran'ın nükleer programıyla ilgili ambargoları kaldırmış, ancak Washington'un teröre destek ve insan hakları ihlali suçlamalarına bağlı diğer kısıtlamaları yürürlükte bırakmıştı.

Geçici mutabakat ayrıca savaş sonrası yeniden inşa için 300 milyar dolarlık bir fon vaat ediyor. Bu paranın nereden bulunacağı belirsiz, ancak Trump, şu ana kadar ABD'nin bu fona katkı yapmayacağını söyledi.

Fonun alışılmadık büyüklüğünü göstermek için, Dünya Bankası Suriye'nin, 13 yıllık iç savaşın ardından yeniden inşa için 215 milyar dolara ihtiyaç duyduğunu tahmin ediyor. İsrail-Hamas savaşının iki yılında büyük ölçüde yıkıma uğrayan Gazze Şeridi içinse 53 milyar dolarlık bir ihtiyaç öngörülüyor.

ABD'li yetkililerin aktardığı metne göre anlaşma, iki tarafın üzerinde uzlaşacağı bir yöntemle yurt dışında bloke edilmiş milyarlarca dolarlık İran varlığının serbest bırakılmasını da içeriyor.

ISW ayrıca İran'ın, 60 günlük müzakere sürecinde Washington'un yeniden baskı kurma kapasitesini sınırlandırmak amacıyla anlaşmayı özellikle bu şekilde kurguladığını ve bunun ABD'nin nihai mutabakat öncesinde ek tavizler koparmasını zorlaştırdığını değerlendirdi.

İran'ın füzeleri ve vekil güçlere desteği masada değil

Trump yönetimi, savaşın hedeflerini defalarca, İran'ın füze stokunu "yok etmek", bölgedeki silahlı vekil güçlere verdiği desteği "kesmek", donanmasını "imha etmek" ve ülkenin asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak şeklinde sıralamıştı.

Yedi haftalık ABD-İsrail bombardımanının, İran'ın füze cephaneliğini, üretim tesislerini ve ordusunun diğer unsurlarını ciddi biçimde tahrip ettiği tahmin ediliyor.

Hasarın boyutu bilinmiyor ve İran, geçen haftaya kadar İsrail'e ateş açmayı sürdürdü. Öte yandan İran'ın, Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler, Gazze'deki Hamas ve Irak'taki Şii milisler gibi silahlı vekil güçlerle ilişkisi her zamanki kadar güçlü görünüyor.

Ne füze cephaneliği ne de bu müttefiklere verilen destek, yaklaşan müzakerelerde gündeme alınacak gibi görünüyor.

ABD-İsrail ilişkileri gerildi

Anlaşma, İsrail'in Hizbullah'la çatıştığı Lübnan'daki savaşın sona ermesini öngörüyor.

Ancak İsrail ve Hizbullah, anlaşmanın tarafı değil. İran, İsrail'in işgal ettiği güney Lübnan'ın geniş kesimlerinden çekilmesi gerektiğinde ısrar ediyor; fakat geçici mutabakat bunu açıkça şart koşmuyor, yalnızca Lübnan'ın "toprak bütünlüğünün" korunmasını güvence altına alıyor.

ISW'ye göre Tahran, "tüm cephelerde" ateşkes öngören maddeyi, İsrail'in Hizbullah'a yönelik operasyonlarını durdurması ve Lübnan'dan tamamen çekilmesi gerektiği şeklinde yorumluyor. Bu da düşünce kuruluşunun, Lübnan'da "İsrail'in teslimiyeti" olarak nitelendirdiği, Hizbullah'ı korumaya dönük daha geniş İran stratejisinin bir parçası.

İsrail, Lübnan'da asker bulundurmaya devam edeceğini ilan ederken Hizbullah, "tam çekilme sağlanana kadar" İsrail'e direnmeyi sürdüreceğini söylüyor. İki taraf arasındaki çatışmalar, Washington ile Tahran kendi müttefiklerini dizginleyemezse anlaşmayı raydan çıkarabilir.

İsrail, İran'la yürütülen müzakerelerin dışında bırakıldı ve siyasi yelpazenin dört bir yanından İsrailliler anlaşmayı bir felaket olarak nitelendirerek öfkelerini Başbakan Benyamin Netanyahu'ya yöneltti.

Bu arada Trump ile Netanyahu arasındaki gerilim de zaman zaman gün yüzüne çıktı; ABD Başkanı'nın İsrail liderini "deli" diye tanımlaması bunlardan biri.

Trump, bu hafta Fransa'daki G7 zirvesinde, Netanyahu'nun "Lübnan konusunda daha sorumlu davranması gerektiğini" söyledi.

Netanyahu, bu yılın ilerleyen dönemlerinde yapılacak genel seçimler öncesinde kırılgan bir siyasi konumda. Trump'la ilişkisini korumak, İsrail'de geniş destek gören Lübnan harekâtını sınırlandırmasını gerektirebilir.

Çok şey nihai anlaşmaya bağlı

Obama yönetiminin müzakere ettiği 2015 anlaşması, İran'ın nükleer programını 15 yıl boyunca ciddi biçimde sınırlamıştı.

Bu süre zarfında İran yalnızca, nükleer silah için gerekli seviyenin çok altında, düşük düzeyde uranyum zenginleştirebiliyordu.

En fazla 300 kilogram zenginleştirilmiş uranyum stoklayabiliyor ve zenginleştirme yapan santrifüjlerinin sayısını ciddi şekilde azaltmak zorunda kalıyordu. Program ayrıca UAEA'nın daha sıkı denetimine tabi tutulmuştu.

Başlıca eleştiri, 15 yıllık süre sınırıydı; anlaşmanın süresi dolduğunda İran'ın bomba üretme kapasitesini hızla artırabileceği uyarısında bulunanlar vardı. İran ise nükleer programının tamamen barışçıl amaçlı olduğunu savunuyor.

Şimdi temel soru, ABD'nin uzun vadede daha sıkı sınırlamalar elde edip edemeyeceği.

Kaynağa Git

İlgili Haberler