Ana içeriğe geç

Uluslararası Gastronomi Film Festivali: Hafızanın, Lezzetin ve Sinemanın Ortak Noktası

İki yıldır keyifle takip ettiğim Uluslararası Gastronomi Film Festivali, Urla'nın ardından bu yıl Çeşme'de sinema ve gastronomiyi aynı sofrada buluşturdu.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali: Hafızanın, Lezzetin ve Sinemanın Ortak Noktası
MedyaTava
16

İki yıldır keyifle takip ettiğim Uluslararası Gastronomi Film Festivali, Urla'nın ardından bu yıl Çeşme'de sinema ve gastronomiyi aynı sofrada buluşturdu. Üç gün boyunca film gösterimleri, söyleşiler, tadımlar, imza günleri ve birbirinden farklı disiplinlerden insanların katıldığı etkinliklerle geçen festival, yalnızca yemek ya da sinema üzerine değil; hafıza, kültür, kimlik, ekoloji ve insan hikayeleri üzerine düşünme fırsatı da sundu.

Aslında bu durum çok şaşırtıcı değil.

Çünkü gastronomi dediğimiz şey hiçbir zaman yalnızca yemek olmadı. Tıpkı sinemanın yalnızca film olmadığı gibi.

Bir tabak yemek bazen bir coğrafyanın tarihini anlatır. Bir koku sizi çocukluğunuza götürür. Bir tarif nesiller boyunca aktarılan bir aile hikayesine dönüşebilir. Aynı şekilde bir film de yalnızca izlediğimiz bir anlatı değil; bir dönemin, bir toplumun ve insanların hafızasının taşıyıcısıdır.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali: Hafızanın, Lezzetin ve Sinemanın Ortak Noktası

Belki de bu yüzden gastronomi ve sinema birbirine bu kadar yakışıyor.

Dünyanın en zengin mutfak kültürlerinden birine sahip ülkelerden birinde yaşıyoruz. Anadolu'nun, Ege'nin, Akdeniz'in, Mezopotamya'nın ve Balkanlar'ın izlerini taşıyan mutfağımız yalnızca çeşitliliğiyle değil, taşıdığı hikayelerle de benzersiz. Sofra kültürü bizim coğrafyamızda yalnızca yemek yemek anlamına gelmiyor; paylaşmak, dinlemek, anlatmak ve birlikte hatırlamak anlamına geliyor.

Festival boyunca yapılan söyleşiler de bu düşünceyi farklı açılardan besledi.

Levon Bağış'ın yemeklerin hafızayla kurduğu ilişki üzerine anlattıkları, Ercan Kesal'ın senaryo yazım sürecini fermentasyona benzetmesi uzun süre aklımda kalacak konuşmalardan oldu. Kesal'ın "Senaryo yazmak bir çeşit fermentasyondur" sözü aslında sadece yazarlığı değil, yaratımın kendisini tarif ediyor gibiydi. Bazı hikayelerin, bazı duyguların ve bazı deneyimlerin zamana ihtiyacı var. Mayalanmadan ortaya çıkmıyorlar.

Festivalin en sevdiğim taraflarından biri de gastronomiyi yalnızca lezzet üzerinden ele almamasıydı. Bilim, ekoloji, kültürel dönüşüm, sürdürülebilirlik ve zihinsel ekoloji gibi başlıklar da programın önemli parçalarıydı. Bir yanda şefler ve gastronomi profesyonelleri, diğer yanda akademisyenler, yönetmenler, yazarlar ve sinemacılar aynı masada buluşuyordu.

Belki de festivali özel kılan şey tam olarak buydu.

Bir filmi konuşurken ekolojiye, bir tariften yola çıkarken hafızaya, bir yemek sahnesinden hareketle insan ilişkilerine uzanabiliyordunuz.

Film seçkisinde ise beni en çok etkileyen işlerden biri Klazomenai Kısa Film Yarışması'nda En İyi Kurmaca Kısa Film ödülünü kazanan Clac! oldu. Alzheimer hastası olduğunu öğrenen bir annenin ailesini bir Çin restoranında toplamasıyla başlayan hikaye, kısa süre içinde aile içi sırların, kırgınlıkların ve yüzleşmelerin ortaya döküldüğü oldukça yaratıcı bir anlatıya dönüşüyor. Ölüm gibi ağır bir konuyu kara mizahla buluştururken temposunu hiç düşürmeyen film, festivalin en unutulmaz yapımlarından biriydi.

Bir diğer favorim ise Tunuslu yönetmen Khedija Lemkecher'in BOLBOL adlı filmi oldu. Yönetmenin de söyleşide anlattığı gibi film, farklı düğünler üzerinden Tunus toplumunun çeşitliliğini anlatıyor. Her hayatın kendi müziği, kendi ritüeli ve kendi tatları olduğunu hatırlatan yapım, gastronominin aslında kültürel kimliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu güçlü bir şekilde hissettiriyor.

Festival kapsamında düzenlenen Uluslararası Klazomenai Kısa Film Yarışması da bu yıl birbirinden değerli işlere ev sahipliği yaptı. Senaryo kategorisinde The Cold Delights of Warm İzmir, belgesel kategorisinde Journey of Sail ve kurmaca kısa film kategorisinde Clac! ödüle uzandı. Ancak festival boyunca hissettiğim şey, kazananların yalnızca ödül alan filmler olmadığıydı.

Çünkü bu festivalin asıl kazancı karşılaşmalar.

Bir söyleşi çıkışında edilen sohbetler, aynı filmi izlediğiniz insanlarla yapılan tartışmalar, hiç tanımadığınız biriyle paylaşılan bir masa, yeni dostluklar ve yeni fikirler...

Festivalin kurucu direktörü Gülper Ergün açılış konuşmasında, umarım insanların yanlarında yalnızca filmleri ve tattıkları yemekleri değil, yeni soruları ve yeni dostlukları da götürdüğünü söylemişti.

Sanırım bu yıl Çeşme'den dönerken en çok o cümleyi yanımda getirdim.

Bazen bir festivalden bir film ya da bir tarif değil, yeni bir bakış açısıyla dönersiniz.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali'nin bu yıl bana bıraktığı şey de tam olarak buydu.

İspanya ile Türkiye Arasında Yeni Bir Kültürel Köprü

Geçtiğimiz aylarda faaliyetlerine başlayan İspanya ve Türkiye Kültür Derneği (ACET), kültür-sanat ve gastronomi odağında iki ülke arasındaki kültürel diyaloğu güçlendirmeyi hedefliyor. Berk Şenöz, Batuhan Zümrüt ve Selen Özveren tarafından hayata geçirilen dernek; sergilerden film gösterimlerine, gastronomi etkinliklerinden kültür-sanat projelerine uzanan çok disiplinli çalışmalarıyla İspanya ve Türkiye arasında yeni iş birliklerinin önünü açmaya hazırlanıyor.

Son yıllarda gastronominin kültürel diplomasi açısından giderek daha önemli bir rol üstlendiğini düşündüğümüzde, böylesi girişimlerin değeri daha da artıyor. Kültürün en güçlü yanlarından biri farklı insanları aynı masa etrafında buluşturabilmesi. ACET'in de önümüzdeki dönemde iki ülke arasında yeni karşılaşmalara, ortak üretimlere ve yeni hikayelere alan açacağını düşünüyorum.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali: Hafızanın, Lezzetin ve Sinemanın Ortak Noktası - Resim : 2

Kültür-sanat ve gastronomiyi ortak bir zeminde buluşturmayı hedefleyen dernek, iki ülke arasında yeni karşılaşmaların, ortak üretimlerin ve kalıcı kültürel bağların oluşmasına katkı sunmayı amaçlıyor. Önümüzdeki dönemde hayata geçireceği projeleri merakla takip edeceğim.

Sinemanın Kalbi Bir Kez Daha Antalya’da Atacak

Bir süredir kulislerde konuşulan "Bu yıl Altın Portakal yapılabilecek mi?" sorusu nihayet yanıtını buldu. Türk sinemasının en köklü ve en önemli buluşmalarından biri olan 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin 24-31 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirileceği açıklandı.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali: Hafızanın, Lezzetin ve Sinemanın Ortak Noktası - Resim : 3

Yıllardır yalnızca film gösterimlerinden ibaret olmayan; sektör profesyonellerini, genç sinemacıları, yapımcıları, dağıtımcıları ve sinema tutkunlarını aynı çatı altında buluşturan Altın Portakal'ın yeni edisyonu şimdiden merak konusu. Özellikle son yıllarda yaşanan tartışmaların ardından festivalin yeniden güçlü ve istikrarlı bir yapıyla yoluna devam etmesi, Türk sineması açısından da büyük önem taşıyor.

Festival Sanat Direktörü Deniz Yavuz da yaptığı açıklamada, Altın Portakal tarihine yakışır, kapsayıcı ve samimi bir festival hazırlamak için çalışmalara başladıklarını belirterek, festivalin uluslararası görünürlüğünü ve sinema profesyonelleri arasındaki etkileşimi güçlendirmeyi hedeflediklerini vurguladı.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali: Hafızanın, Lezzetin ve Sinemanın Ortak Noktası - Resim : 4

Festivalin yarışmalı bölümleri ve Film Forum başvurularına ilişkin detayların ise önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.

Kısacası, sonbahar geldiğinde sinemanın kalbi bir kez daha Antalya'da atacak gibi görünüyor.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali: Hafızanın, Lezzetin ve Sinemanın Ortak Noktası - Resim : 5
Kaynağa Git

İlgili Haberler