Ana içeriğe geç

"Gerektiğinde kurun düşebildiği gösterilmeli"

EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer, 3 yıllık sıkı para politikasında kurun sürekli tek yönlü giden bir tren gibi algılanmasına izin verilmesini eleştirirken “Eğer başlangıçta daha esnek bir kur politikası izlenebilse, zaman zaman aşağı yönlü hareketlere de izin verilseydi bugün fiyatlama davranışları çok daha sağlıklı olabilirdi" dedi.

"Gerektiğinde kurun düşebildiği gösterilmeli"
Ekonomim.com
16

ŞEBNEM TURHAN

Savaş ve ardından gelen iç siyasi gerilimde önceki dönemlere göre düşük kalsa da dövize yönelim en büyük risklerden biri. Bu durum fiyatlama davranışını ve enflasyonla mücadeleyi de önemli ölçüde etkiliyor. EMCAP Advisory Yönetici Ortağı Dr. İnanç Sözer, 2023’ten bu yana uygulanan sıkı para politikasında kurun sürekli tek yönlü yükselen bir tren gibi algılanmasına izin verildiğini belirterek “Eğer başlangıçta daha esnek bir kur politikası izlenebilseydi, zaman zaman aşağı yönlü hareketlere de izin verilseydi bugün fiyatlama davranışları çok daha sağlıklı olabilirdi. Şu anda dolar/TL için yapılan tahminlerin büyük bölümü yalnızca yükseliş yönünde. Oysa Merkez Bankası'nın piyasaya göstermesi gereken şey, kurun gerektiğinde düşebileceği de olmalı. Bunu ne kadar erken gösterebilirse fiyatlama davranışlarının düzelmesi de o kadar kolay olur” dedi.

TL yüzde 10 değersiz sayılabilir

Dünyanın uğraştığı yüksek borçluluk sorununun Türkiye’de olmadığını öne çıkaran Sözer, Türkiye’nin ikinci avantajının ise hâlâ çok yüksek faiz ve çok yüksek enflasyonla mücadele etmesi olduğunu belirtti. Sözer, “Türkiye'nin enflasyonu çok yüksek seviyelerden bugünkü noktalara geldiği için önümüzde güçlü bir baz etkisi bulunuyor. Bunun en net örneklerinden biri kur. Bugün sık sık Türk lirasının aşırı değerli olduğundan, bu nedenle ihracatçının zorlandığından veya ithalatın cazip hale geldiğinden söz ediyoruz. Ancak Türk lirasının son altı yıllık reel performansına baktığımızda hâlâ eski seviyelerine ulaşabilmiş değiliz. Hatta bazı hesaplamalara göre Türk lirası bugün bile yüzde 10 civarında değersiz sayılabilir” dedi.

Baz etkisi Türkiye’ye avantaj sağlıyor

Yıllık bazda TL’nin sepet kura, dolar ve Euro’ya karşı yaklaşık yüzde 20 değer kaybettiğini bu tablonun devam edeceğini söyleyen Sözer, “Kurda ve enflasyonda küçük gibi görünen hareketler, Türkiye ekonomisinin dinamikleri içinde oldukça büyük sonuçlar yaratıyor. Enflasyonda ve faizlerde sıkça konuştuğumuz bu baz etkisi, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin elini güçlendirecek. Eğer dünyada konuşulan küresel durgunluk ve deflasyon senaryoları gerçekleşir, Brent petrol fiyatları da son günlerde olduğu gibi 80 dolar ve altında kalırsa, dünyanın birçok yerinde faiz artırımları konuşulurken Türkiye'de faiz indirimleri konuşulabilir. Üstelik bu durum ekonomik dengeleri bozmak zorunda değil. Çünkü bizim faizimiz zaten çok yüksek. Enflasyonumuz da çok yüksek. Dünyada enflasyonun yüzde 2'den yüzde 3'e çıkması ciddi bir sorun yaratırken, Türkiye'de yüzde 30 seviyesindeki enflasyonunu yüzde 25'e düşürmek görece daha kolay” dedi.

Mevcut politika 6 ay daha sürmeli

Sözer şöyle konuştu: “Mevcut sıkı para politikalarının en az altı ay daha sürdürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin enflasyon sorununu yalnızca kur, enerji ya da gıda fiyatları üzerinden açıklayamayız. Bugün enflasyonun en önemli nedeni fiyatlama davranışlarındaki bozulmadır. Bunun için de fiyat belirleyen kesimlerin maliyet artışlarının yavaşladığını görerek kâr marjlarını aşağı çekmesi gerekiyor. Bu noktada yalnızca faiz politikası yeterli olmuyor. Merkez Bankası ve BDDK'nın kredi büyümesini sınırlayan ve likiditeyi daraltan adımları bu nedenle çok önemli. Likidite daraldıkça fiyatlama davranışlarının da zamanla normale dönmesi beklenebilir.”

Daha esnek kur politikası izlenmeliydi

Sözer fiyatlama davranışlarının değişmesi için 2023’ten beri uygulanan politikalarda doğru bulmadığı bir tercih olan kurun tek yönlü hareketi olduğuna işaret ederek “Kurun sürekli tek yönlü yükselen bir tren gibi algılanmasına izin verdik. Eğer başlangıçta daha esnek bir kur politikası izlenebilseydi, zaman zaman aşağı yönlü hareketlere de izin verilseydi bugün fiyatlama davranışları çok daha sağlıklı olabilirdi. Merkez Bankası'nın piyasaya göstermesi gereken şey, kurun gerektiğinde düşebileceği de olmalı. Bunu ne kadar erken gösterebilirse fiyatlama davranışlarının düzelmesi de o kadar kolay olur. Kurun gerektiğinde düşebileceğine dair güven oluşursa, ekonomik kararlar da daha rasyonel hale gelir. Aksi halde herkes kurun sürekli yükseleceğini varsayarak hareket etmeye devam eder.”

Kurdaki baskıda belirleyici yerlinin tavrı

Dr. Sözer, Türkiye'nin yabancı yatırımcıya ihtiyacının temel nedeninin likidite sağlamak olmadığını kur üzerindeki baskıyı belirleyen temel unsurun ise yabancı yatırımcı değil, yerli tasarruf sahiplerinin davranışları olduğunu vurguladı. Sözer, “Bugün Türkiye'de mevduatlar, yatırım fonları ve diğer likit varlıklar dahil edildiğinde yaklaşık 400 milyar dolarlık bir tasarruf havuzundan söz ediyoruz. Bu tasarrufların önemli bir bölümü yaklaşık 12 milyon kişinin elinde bulunuyor. Bu birikimler hem Hazine'nin finansmanını kolaylaştırıyor hem de sermaye piyasalarının gelişimine katkı sağlıyor. Ancak bu tasarrufların önemli bir bölümü bugün Türk lirasında duruyorsa, bunun korunması gerekiyor. Çünkü fiyatlama davranışlarının yeniden bozulduğu bir ortamda bu tasarruflar çok hızlı şekilde dövize yönelebilir” dedi.

Yerlinin carry trade’i daha büyük

Sözer yabancı yatırımcının yaptığı carry trade'in çok daha büyüğünü aslında yerli tasarruf sahiplerinin yaptığına dikkat çekti. Sözer şunları söyledi: “Herhangi bir vatandaş yüksek faizli Türk lirası mevduatında kalarak gelecekte daha fazla döviz satın alma imkânı elde etmeye çalışıyoruz. Mantık temelde aynı. Bu nedenle asıl izlenmesi gereken kesim Londra'daki fon yöneticileri değil, Türkiye'deki mevduat sahipleridir. Çünk kur üzerinde bir stres oluştuğunda ilk reaksiyonu yerli yatırımcı verir. Tasarruf sahiplerinin dövize yönelmesini engellemek, yabancı yatırımcının davranışını takip etmekten çok daha önemlidir. Bu noktada tekrar aynı konuya geliyoruz: Kurun gerektiğinde aşağı yönlü hareket edebileceğini göstermek. Böyle bir güven oluştuğu anda beklentiler ve fiyatlama davranışları da değişmeye başlayacaktır.”

Acı reçetenin üçte biri içildi

Enflasyonla mücadele kapsamında uygulana sıkı para politikasında 3 yıl geride kaldı. Sözer, Türkiye’de 2020 sonrasında yaşanılan genel konjonktürün olaylara bakış açısını değiştirdiğini kaydederek Türkiye'de 2020 öncesi ve sonrası diye net bir ayrım yapmak gerektiğini bu değişimi ise sadece pandemi ile açıklamanın da mümkün olmadığını kaydetti. Bunun önemli bir kısmının Türkiye’nin iç dinamikleriyle ilgili olduğunu dile getiren Sözer, “Türkiye yeni bir döneme girdi ve bu yeni yapıya ne kadar hızlı uyum sağlayabilirsek o kadar rahat nefes alabileceğiz. Bu değişimin başına da ne yazık ki gelir dağılımındaki dönüşümü koyuyorum. Türkiye'deki gelir dağılımının mevcut yapısını kabul etmek zorundayız. Son 6 yılda yaşadığımız ekonomik politikaların bedelini ödediğimiz bir dönemin içindeyiz. Bana göre bugün uygulanan program, aslında içilmesi gereken acı reçetenin ancak üçte biri kadar. Yüksek enflasyonla mücadele eden bir ülkenin normal şartlarda ekonomik olarak küçülmesi gerekir. Çünkü ancak böyle bir süreç sonunda ekonomi yeniden daha sağlıklı bir yapıya kavuşabilir” dedi.

Tarihin en zor dönemlerinden biri

6 yıl önce yaklaşık 2.5-3 milyon tasarruf sahibi vatandaş yaklaşık 10 milyon yoksul insan bulunduğunu hatırlatan Sözer bugün ise tasarruf sahibi insanların sayısının 12 milyona yaklaştığını yoksul sayısının ise 35 milyona dayandığını vurguladı. Sözer, “Dağılım son derece eşitsiz olsa da tasarruf sahibi kitlenin büyüdüğü açık. Bu durum, Türkiye'de ekonominin yapısının değiştiğini gösteriyor. Bugün hâlâ trafikte yoğunluk görüyorsak, alışveriş merkezleri doluysa, ekonominin tamamen durmamasının sebeplerinden biri bu kesimdir. Ancak resmin diğer tarafı çok daha ağır. Yaklaşık 10 milyon olan yoksul nüfusun bugün 35 milyona ulaştığını düşünüyorum. Bu insanlar günlük hayatın içinde görünmeyebilir ama yaşam standartları ciddi biçimde geriledi. Türkiye İstatistik Kurumu'nun gelir ve yaşam koşulları verilerine baktığımızda, sosyal yardımlar hariç tutulduğunda Türkiye'nin tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşadığını söylemek mümkün. Önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisinin yapısal olarak değişmeye devam edeceğini düşünüyorum” dedi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler