Ana içeriğe geç

Bir model nasıl 'ihraç edilemez' ilan edilir

Bir teknolojiyi üretmiyorsanız, en azından onu besleyen veri ve dağıtım kanallarında söz sahibi olabiliyor musunuz? Dijital rekabet politikası, artık yalnızca fiyatları değil, tam da bu sorunun cevabını — teknolojik egemenliğin sınırlarını — belirleyen bir mesele haline geldi.

Bir model nasıl 'ihraç edilemez' ilan edilir
Dünya Gazetesi
16

RECEP GÜNDÜZ
Rekabet Hukuku Danışmanı

Geçtiğimiz aylarda yaşanan bir gelişme, yapay zekânın artık sıradan bir teknoloji tartışması­nın çok ötesine geçtiğini göster­di. ABD merkezli Anthropic, ha­ziran başında "Mythos" sınıfın­daki en gelişmiş modeli Fable 5'i kamuya açtıktan sadece üç gün sonra, Amerikan Ticaret Bakan­lığı'nın talimatıyla hem Fable 5'i hem de daha kısıtlı erişimli Myt­hos 5'i tüm dünyada, hatta şirketin kendi Amerikan vatandaşı olma­yan çalışanları için bile devre dışı bırakmak zorunda kaldı. Gerekçe ulusal güvenlikti; modelin güven­lik filtrelerini aşan bir yöntemin onu sınırsız bir siber saldırı aracı­na dönüştürebileceği endişesiydi. 18 gün süren askıya alma, haziran sonunda tamamen kaldırıldı ve modeller yeniden erişime açıldı.

Bu kısa ama çarpıcı hikâyenin asıl önemi, bir şirketin ürününün geçici olarak durdurulmasında değil, gösterdiği şeyde yatıyor: Bir devlet, kendi topraklarında ve tüm dünyanın verisini kulla­narak geliştirilen bir teknolojiyi dahi "ihraç edilemez" ilan edebi­liyor. Yapay zekâ artık devletlerin birbirine karşı kullandığı, kaybet­meyi göze alamadığı stratejik bir enstrüman. Bu noktada akla ge­len soru şu: Bir teknolojiyi bizzat üretmeyen ülkeler, bırakın onu düzenlemeyi, erişimine dair ka­rarları bile kendi elinde tutamı­yorsa, düzenleyici denklemde ne­reye oturur?

Ankara'da aynı soru

İşte tam bu soru, Rekabet Ku­rumu'nun 26 Haziran'da Anka­ra'da düzenlediği "Dijital Çağda Rekabet Politikaları Çalıştayı"­nın da örtük gündemiydi. Akade­misyenleri, sektör temsilcileri­ni ve uygulayıcıları bir araya ge­tiren çalıştayda konuşulanlar, dijital ekonominin artık dar bir hukuki teknik mesele olmaktan çıkıp doğrudan bir sanayi politi­kası konusuna dönüştüğünü or­taya koyar nitelikteydi.

Çalıştayın çıkış noktası, inter­netin kuruluşunda vaat edilen "herkesin eşit olduğu" merkeziyet­siz alanın, bugün birkaç dev plat­formun pazarın kendisini kurdu­ğu bir yapıya evrilmiş olmasıydı. Katılımcılar, ihlal sonrası devre­ye giren geleneksel (ex-post) mü­dahalelerin dijital pazarların hızı karşısında yetersiz kaldığını, bu yüzden AB'nin Dijital Pazarlar Ya­sası'yla somutlaşan öncül (ex-an­te) düzenleme anlayışının küresel bir standarda dönüştüğünü vurgu­ladı. Ancak Türkiye için doğrudan kopyalama yerine, Rekabet Kuru­mu'nun teknik kapasitesine daya­nan esnek bir modelin daha isabet­li olacağı görüşü öne çıktı.

Görünmez anlaşmalar

Çalıştayda tartışılan bir diğer başlık, algoritmik fiyatlandır­maydı. Şirketlerin artık duman­lı odalarda buluşup fiyat belirle­mesine gerek kalmadığı, ortak algoritmaların veya benzer veri setlerinin kullanılmasının, doğ­rudan iletişim olmaksızın fiyat­ların rekabetçi seviyenin üzerin­de yakınsamasına yol açabildiği anlatıldı. Almanya ve Türkiye'de soruşturmaya konu olan BuyBox algoritması, bu görünmez koor­dinasyonun somut bir örneği ola­rak tartışıldı.

Belki de en fazla tekrarlanan te­ma, rekabetin odağının üretim­den dağıtıma kaymasıydı. Gele­cekte kullanıcıların uygulamala­ra doğrudan gitmek yerine yapay zekâ ajanları üzerinden hizmet alacağı öngörülüyor; bu da kulla­nıcının niyetini anlayıp gerçek­leştiren tek bir operatörün tüm pazara hâkim olması riskini bera­berinde getiriyor. Yapay zekânın "su ve elektrik" gibi zorunlu bir altyapıya dönüşeceği, önümüz­deki beş yılda 12 trilyon dolarlık yatırımın birkaç oyuncunun alt­yapı, model ve uygulama katman­larının tamamına hâkim olması­na yol açabileceği de dile getirilen öngörüler arasındaydı.

Asıl mesele model değil, veri

Peki yapay zekânın bir ticaret savaşı enstrümanına dönüşme­ye başladığı bir dönemde, Türkiye gibi ülkelerin izleyebileceği yol ne olabilir? Bu soruya İsviçre Lozan Üniversitesi'nden Roxana Mihet ve ekibinin yakın tarihli çalışma­sı akademik bir zemin sunuyor. Araştırmacılar, pazar gücünün kaynağının sanılanın aksine yal­nızca işlem gücü (yapay zekâ) de­ğil, o gücü besleyen veri olduğu­nu gösteriyor; ikisini otomobil ve yakıt benzetmesiyle özetliyorlar. Çalışmaya göre işlenmemiş veri, belirli bir işlem kapasitesi olma­dan işe yaramıyor; fazlası "bilgi kirliliği" yaratarak şirketin ka­rar kalitesini düşürebiliyor. Buna karşılık işlenmiş veri, düşük iş­lem gücüne sahip küçük firmalar için de doğrudan değer üretiyor ve büyük oyuncularla aradaki far­kı kapatabiliyor.

Araştırmacılar, 2006'daki bulut bilişim atılımı ile 2017'deki dönüş­türücü (transformer) mimarisinin yarattığı iki teknolojik sıçramayı inceleyerek şunu buluyor: Ucuz işlem gücü veri zengini firmaları daha da güçlendirirken, işlenmiş veriye erişimin kolaylaşması dü­şük teknolojili firmaların rekabet gücünü artırıyor. Bu bulgunun dü­zenleyiciler için mesajı nettir: Yal­nızca yapay zekâ modellerini değil, veri erişimini de düzenlemek, pa­zardaki dengeyi korumanın anah­tarı olabilir. Başka bir deyişle, ki­min en güçlü modele sahip olduğu kadar, kimin işlenmiş, kullanılabi­lir veriye erişebildiği de rekabetin kaderini belirliyor.

Türkiye için rota

Üretiminde veya altyapısın­da söz sahibi olmadığımız bir tek­nolojiyi, sahibi olan ülkelerin ku­rallarıyla düzenlemeye çalışmak, Avrupa'nın bugün içinde buldu­ğu ikilemi hatırlatıyor: Dijital Pa­zarlar Yasası gibi katı çerçeveler daha dört yaşına basmadan yapay zekâ gibi yeni nesil teknolojileri kapsam dışında bırakabiliyor ve "eskimeye yüz tutan" bir düzen­leme riski taşıyabiliyor. Türkiye için asıl soru, bunu aynen uygu­lamak değil; hem çevik bir dene­tim anlayışını hem de veri ve işlen­miş bilgiye erişimi güçlendirecek bir çerçeveyi bir arada kurabil­mek olmalı. Zira Mihet ve ekibi­nin gösterdiği gibi, işlenmiş veriye erişim, sınırlı işlem gücüne sahip aktörlerin dahi rekabet edebilme­sinin yolunu açıyor — bu da yerli oyuncular ve girişimler için, bü­yük modellere sahip olmasak bile, tamamen kapalı olmayan bir alan bırakıyor.

Anthropic'in modellerinin bir gecede kapatılıp yeniden açıla­bilmesi, çalıştayda konuşulanla­rın soyut bir senaryo olmadığını gösteriyor. Yerli yapay zekâ altya­pısına -ve akademik araştırma­nın işaret ettiği gibi işlenmiş veri erişimine- sahip olmayan ülkeler için mesele, yalnızca doğru kural­ları koymak değil; bir rakibin, bir alternatifin var olup olmadığıdır. Zira bir pazarda seçenek yoksa, en sıkı düzenleme bile pazarın ka­panmasına hizmet etmekten öte­ye geçemez.

Rekabet Kurumu'nun Anka­ra'da açtığı bu tartışma, tam da bu gerçeği erken fark etmiş olmasıyla değerli. Anthropic'in başına gelen, aslında herkese aynı soruyu soru­yor: Bir teknolojiyi üretmiyorsa­nız, en azından onu besleyen ve­riye ve dağıtım kanallarına söz sa­hibi olabiliyor musunuz? Dijital rekabet politikası, artık yalnızca fiyatları değil, tam da bu sorunun cevabını — teknolojik egemenliğin sınırlarını — belirleyen bir mesele haline geldi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler