Ana içeriğe geç

Kaygıyı sıfırlayan en güçlü silah; sosyalleşmek ve gülmek

Yaşam kalitesini düşüren anksiyete belirtileri karşısında uygulanacak stresle baş etme yolları hakkında bilgi verildi. Kronikleşen durumlar için en etkili kaygı bozukluğu tedavisi yöntemlerini ve egzersiz önerilerini sıraladı.

Kaygıyı sıfırlayan en güçlü silah; sosyalleşmek ve gülmek
Karar
16

Anksiyete bozukluğu ile mücadele eden vatandaşlar için kritik uyarılar yapan Eskişehir Özel Ümit Batıkent Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doktor Sıdıka Oksay, günlük yaşamı zorlaştıran yoğun kaygı hissini kontrol altına alma yöntemlerini açıkladı.

Günlük hayatın getirdiği zorluklarla başa çıkarken tıbbi uygulamaların yanında sosyalleşme, gülme, yoga ve meditasyon gibi pratik yaklaşımların da insan ruhuna iyi geldiğini, içsel dengenin nasıl kurulacağını anlattı.

Halk arasında kaygı olarak bilinen anksiyetenin, aslında bir tehdit karşısında vücudun kendini koruması için geliştirdiği bir savunma sistemi olduğunu ifade eden uzman isim, bu durumun sempatik sistemi harekete geçirdiğini aktardı.

İnsanın tehlike anında kaçma veya savaşma tepkisi vermesini sağlayan bu mekanizmanın belli bir seviyede her bireyde bulunması gerektiğine değinen uzman, endişenin hayatta kalma mücadelesindeki rolüne vurgu yaptı.

doktor-sidika-oksay-kimdir-kac-yasinda.jpg
Dr. Sıdıka Oksay

HAYATTA KALMAK İÇİN BİR MİKTAR KAYGI ELZEM

Vücudun gösterdiği bu doğal tepkinin günlük faaliyetleri sürdürmek adına önemli olduğunu belirten Dr. Sıdıka Oksay, şunları söyledi:

"Bu; temelde hepimizde bir miktar bulunması gereken bir şeydir, üzerimize doğru hızla yaklaşan bir aracın bize çarpmasından korkmazsak kenara kaçmayız ya da geleceği için endişelenmeyen biri çalışmaya gerek duymayabilir.

Biraz kaygı hayatta kalmak için elzemdir.

Ama elzem olandan çok daha fazla kaygı yaşam kalitemiz bozar ve kaygı bozukluğu dediğimiz şey ortaya çıkar."

Korku ve geleceğe dair plan yapma dürtüsünün insanı çalışmaya yönlendirdiğini hatırlatan deneyimli doktor, ancak bu sınır aşıldığında yaşam konforunun tamamen bozulduğunu ve durumun klinik bir rahatsızlığa dönüştüğünü dile getirdi.

Günlük alışkanlıkların ve çevresel etkenlerin kaygıyı tırmandırmada büyük bir rol oynadığına işaret eden Dr. Sıdıka , kahve, kafein barındıran içecekler, alkol ve sigara kullanımının en belirgin tetikleyiciler arasında yer aldığını aktardı.

İnsan psikolojisini doğrudan etkileyen unsurları tek tek sıralayan psikiyatri uzmanı, yoğun stres altında çalışılan iş ortamlarının, araç kullanmanın ya da uzun seyahatlerin de bu süreci hızlandırdığını ifade etti.

Ayrıca genetik faktörler, aile öyküsü, bazı tıbbi ilaçların yan etkilerini, geçmişte yaşanan travmalar ve çeşitli fobilerin de kaygı düzeyini ciddi oranda artırdığını bildirdi.

KAFEİN VE STRES ANKSİYETEYİ TETİKLİYOR

Kronik rahatsızlıkların da psikolojik süreçleri tetiklediğini ekleyen Dr. Sıdıka Oksay, özellikle kalp hastalığı, diyabet veya astım gibi uzun süreli rahatsızlığı olan bireylerin anksiyeteye daha yatkın olduğunu belirtti.

Anksiyete bozukluğunun hem zihinsel hem de bedensel semptomlarla kendini gösterdiğini, hastaların kendilerini sürekli sinirli, huzursuz ve çaresiz hissedebileceğini, bununla birlikte iç dünyalarında yaklaşan bir tehlike, panik ya da kıyamet duygusu yaşayabileceğini dile getirdi.

Rahatsızlığın fiziksel boyutunun insanları çoğunlukla yanılgıya düşürdüğünü; kalp atış hızı artışı, nefes yetmeme hissi, sık sık soluk alıp verme ihtiyacı, aşırı terleme ve titreme gibi semptomların sıklıkla görüldüğünü aktardı.

Bireylerin bu fiziksel tepkiler nedeniyle öncelikle kalp, dahiliye veya göğüs hastalıkları gibi farklı tıp branşlarına başvurduğunu ifade eden tecrübeli hekim, bu kontrollerde bedensel bir sorun saptanmaması halinde mutlaka bir psikiyatri uzmanına danışılması gerektiğini vurgulayan uzman hekim, psikiyatrik değerlendirme neticesinde tanı alan kişilere durumun seviyesine göre ilaç takviyesi ve bilişsel davranışçı tedaviler uygulandığını kaydetti.

FİZİKSEL BELİRTİLER GÖRÜLDÜĞÜNDE NE YAPMALI

Modern dünyada insanların her gün yoğun bir stres dalgasıyla karşı karşıya kaldığını ve bununla mücadele etmek için her bireyin kendi yaşam tarzına uygun stratejiler belirlemesi gerektiğini söyleyen Dr. Sıdıka Oksay, beden sağlığına iyi bakmanın ilk kural olduğunu hatırlattı.

Vücutta kaygı benzeri belirtiler doğurabilecek hormonal düzensizliklerin ve vitamin eksikliklerinin tespit edilmesi adına rutin kontrollerin aksatılmamasını tavsiye eden deneyimli hekim, dengeli beslenme ve düzenli uykunun ruh sağlığı üzerindeki doğrudan etkisine dikkat çekti.

Kafein, sigara ve alkol gibi uyarıcılardan uzak durmanın zihni dinlendireceğini belirterek hareketli bir yaşamın önemine değindi.

Her gün düzenli olarak yapılan yarım saatlik aerobik egzersizlerinin veya tempolu yürüyüşlerin vüchuttaki serotonin seviyesini artırdığını, bu basit alışkanlığın insanı depresyon ve çeşitli kaygı bozukluklarından uzak tutmada güçlü bir koruyucu duvar vazifesi gördüğünü dile getirdi.

HER GÜN YARIM SAAT YÜRÜYÜŞ SEROTONİNİ ARTIRIYOR

Kaygıyla savaşırken mizahın ve gülmenin en etkili silahlardan biri olduğunu savunan Dr. Sıdıka Oksay, hayata biraz neşe katmanın zihni hafiflettiğini aktardı.

Sosyalleşmenin, aile bireyleriyle ve yakın arkadaşlarla nitelikli vakit geçirmenin stresi azaltmada, kahkaha ve aidiyet duygularını pekiştirmede son derece faydalı bir yol olduğunu, yalnızlık hissinin bu sayede kırıldığını söyledi.

Kişisel ilgi alanlarına yönelmenin, sanatsal faaliyetlerle veya zanaat uğraşlarıyla ilgilenmenin, müzik dinlemenin, evcil hayvanlarla ya da çocuklarla oyunlar oynamanın da stres yönetiminde büyük birer destekçi olduğunu sözlerine ekledi.

Son dönemde tüm dünyada geniş kitleler tarafından tercih edilen yoga ve meditasyon gibi zihinsel farkındalık yöntemlerinin kaygıyı dizginlemede son derece tesirli olduğunu vurgulayan psikiyatri uzmanı, meditasyonun stres üzerindeki olumlu etkilerini gösteren çok sayıda güvenilir ve bilimsel yayın bulunduğunu hatırlattı.

Anda kalma becerisi, derin farkındalık ve nefes egzersizlerinin kaygı kontrolünü kolaylaştırdığını belirten Dr. Sıdıka Oksay, nefes teknikleriyle desteklenen yoga uygulamalarının uzun yıllardır tıp dünyasında önerilen köklü yöntemler arasında yer aldığını ifade ederek açıklamalarını tamamladı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler