Buğra Kardan İstanbul
Her fırsatta ‘Mustafa Kemal’in askeri’ olmakla övünen ve Müslümanları Kemalizm’e borçlu göstermeye çalışan malum zihniyet, Atatürk sevgisini adeta rant kapısı hâline getirdi. Kemalistlerin cebindeki üç kuruşa göz diken yazar-çizer takımı ‘Mustafa Kemal’ ismiyle yazdıkları kitaplardan ihya olurken, siyasetçileri ve STK temsilcileri ise Atatürk sömürüsüyle milyonları götürüyor. Kendisini ‘İkinci Atatürk’ olarak pazarlayan Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, topladığı kurban bağışlarını iç eden Tanju Özcan, 21 yaşındaki belediye çalışanıyla otelde basılan Özkan Yalım ve “Ata’m, demir parmaklıklar ardında olsam da senin yolundan bir adım geri atmayacağım” diyen Muhittin Böcek gibi CHP’li belediye başkanları, Atatürk ismi üzerinden halkın milyonlarını iç ederken, sanat-sepet tayfası voleyi vurdu.
ZİHNİYET AYNI SUİSTİMAL AYNI
CHP’nin himaye ettiği ve Babala TV adlı YouTube kanalıyla bilinen Oğuzhan Uğur’un da dahil olduğu troll ordusu ‘Atatürk’ ismi üzerinden cebini doldururken; son olarak topladığı bağış paralarıyla Portekizli mankenlerle fuhuş yapan, dernek kasasından 990 milyon TL’lik bahis oynayan ve 2 milyon 750 bin dolarlık senetlerine derneği kefil gösteren Ahbap Derneği Başkanı şarkıcı Haluk Levent’in okuduğu İzmir Marşı’yla Kemalistlere şirinlik yapması “Ahbaplar soygunda” eleştirilerine sebep oldu. Atatürk maskesi takarak yıllarca ülkeyi hem kutuplaştıran hem de soyan laikçi azınlığın aymaz tavrını Akit’e değerlendiren siyasiler, “Belediyeler ve derneklerle milleti soymaya kalkanların ‘Mustafa Kemal’in adını sömürenlerdir. Kendilerine siyasetçi ve sanatçı süsü vererek çalıp çırpanlar yargılanmaktan kaçamayacakları açıktır” görüşünde birleşti.
MUSTAFA KEMAL HIRSIZA KALKAN
AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Erdem, şunları söyledi: “Daha önce mahkemece yolsuzlukları tespit edildiği hâlde dernek kuran Haluk Levent’in depremler esnasında Kızılay’la ilgili yanlış söylemleri vardı. Her şeye rağmen faaliyetlerine devam etti. Ahbap Derneği ve onun yanında yer alanların istismara dayalı çalışmalar içinde oldukları ortadaydı. Kızılay’ın çadırlarıyla ilgili algılar yaptılar. Yardım paraları da topladılar. O paraların depremzedelere ulaştırılıp ulaştırılmadığı kafalarda soru işareti olarak kaldı. Ahbap Derneği’nin İBB’yle al-ver işine girdiğini, karanlık işler yürüttüğünü öğrendik. Bir derneğin ahlâksızlığa, yolsuzluğa batmış bir belediye yönetimiyle iç içe olması kabul edilemezdi. Enteresandır ki söylemleri de aynı. Yıllardır kendilerini ‘Kemalist’ olarak addettiler. ‘Mustafa Kemal’e kalkan olarak sığınıp yolsuzluk, arsızlık, namussuzluk yaptılar. İnsan haklarına saygı göstermedikleri gibi ‘Atatürkçülük’ kılıfı altında bireylerin özgür yaşam alanlarına dokundular. İmamoğlu, Özcan, Levent gibi örnekler belli. Bunların ‘Atatürk’le alâkalarının bulunmadığını unutmamalıyız. Toplumumuz da tarihi figürlerin arkalarına saklanarak yanlışlar yapanlara güvenmemeli. İstismarcılara aldanmamalı.”
SLOGAN DEĞİL, ŞEFFAFLIK LAZIM
AK Parti Bingöl Milletvekili Zeki Korkutata da şunları ifade etti: “Burada dikkat çeken nokta, birbirini destekleyen; aynı siyasi ve ideolojik zeminde duran isimlerin peş peşe benzer iddialarla gündeme gelmeleridir. Bir tarafta belediyeler, diğer tarafta STK’lar… Ortaya çıkan tablo ‘şeffaflık’, ‘hesap verebilirlik’ ve ‘temiz yönetim’ söylemlerinin samimiyetini doğal olarak tartışmaya açmaktadır. Yıllarca topluma dürüstlük dersi verenlerin bugün kamu vicdanını rahatsız eden iddialarla anılmaları ciddi bir çelişkidir. Millet, söylenen söz ile ortaya çıkan tablo arasındaki farkı çok net görmektedir. Güven, sloganlarla ya da tarihi şahıslara veya kavramlara yaslanarak değil; şeffaf yönetimle, hesap verebilirlikle ve milletin emanetine sahip çıkmakla inşa edilir. Belediye bütçesi de emanettir, vatandaşın bağışı da emanettir. Bu emanetin gölgelendiği her iddia sonuna kadar araştırılmalı, kim olursa olsun hukuk önünde hesap verebilmelidir. Hiçbir siyasi pozisyon, hiçbir popülerlik ve hiçbir ideolojik aidiyet, kamu vicdanının üzerinde değildir. Elbette soruşturmaların sonucunu bağımsız yargı ortaya koyacaktır. Ancak siyasetin de kendi içinde bir muhasebe yapması gerekir. Topluma sürekli erdem ve ahlak üzerinden mesaj verenlerin, aynı hassasiyeti kendi yönetim anlayışlarında da göstermeleri beklenir. Aksi hâlde millet nezdinde inandırıcılık zedelenir. Türkiye’nin ihtiyacı; kişilere göre değişen bir adalet anlayışı değil, herkes için eşit işleyen hukuk; söylem ile icraatın örtüştüğü bir siyaset anlayışıdır. Milletimizin beklentisi de budur, geleceğin güçlü Türkiye’si de bu anlayış üzerine yükselecektir.”