Haber Merkezi
İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın Nikkei Asia'daki makalesi, 14 Haziran 2026'da Londra'da Japonya Başbakanı Takaichi Sanae ile yapılan zirvenin ardından yayımlandı. Starmer makalesinde iki ülke arasında "yeni bir iş birliği dönemi" ilan ederken, imzalanan anlaşmaların ve kullanılan dilin, savunma ve ekonomi alanındaki mevcut gerilimlerle ne kadar örtüştüğü tartışmalı.
“Ortak Değerler” söylemi mi, yeni jeopolitik hat mı?
Keir Starmer’ın yazısı, Londra ile Tokyo arasında yeni bir “stratejik ortaklık dönemi” ilanı niteliği taşıyor. Ancak yazının satır araları incelendiğinde, bu yakınlaşmanın yalnızca diplomatik nezaket ya da ekonomik işbirliğiyle sınırlı olmadığı; küresel güç rekabetinin yeni safhasında şekillenen kapsamlı bir jeopolitik eksenin inşa edilmeye çalışıldığı görülüyor.
Starmer yazısında, “Britanya açısından Japonya ile ilişkimiz son derece önemlidir” diyerek iki ülkenin “ortak değerlere” sahip olduğunu vurguluyor. “Nezakete, saygıya ve ortak iyilik için birlikte çalışmaya inanıyoruz” ifadeleriyle ilişkileri normatif bir zemine oturtmaya çalışsa da, açıklanan anlaşmaların büyük bölümü doğrudan güvenlik, savunma sanayii, kritik teknoloji üretimi ve enerji arz güvenliğiyle ilgili.
Bu durum, Londra-Tokyo hattındaki yakınlaşmanın esas motivasyonunun “ortak değerlerden” çok, Çin’in yükselişi ve küresel ekonomik kırılganlıklar karşısında yeni bir bloklaşma arayışı olduğunu düşündürüyor.
Londra’nın Çin açılımı ve çifte strateji tartışması
Ancak bu "Çin endişesi", İngiltere'nin aynı anda Pekin'le de yakınlaşma çabası içinde olmasıyla çelişiyor. Starmer, Ocak 2026'da sekiz yıl içinde Çin'i ziyaret eden ilk İngiltere Başbakanı oldu. Dışişleri Bakanı Yvette Cooper da Çin ve Hindistan'ı kapsayan bir Asya turu gerçekleştirdi.
Bu tablo, İngiltere'nin "ekonomik güvenlik" söylemini, ticari çıkarları için bir pazarlık aracı olarak kullandığı eleştirilerini güçlendiriyor. Londra'nın, Çin'le ticari ilişkilerini geliştirirken, Japonya ile de aynı anda "Çin tehdidi" üzerinden iş birliği yapması, ikiyüzlü bir strateji olarak yorumlanıyor.
Teknoloji ortaklığı mı, stratejik tedarik zinciri hamlesi mi?
Starmer’ın yazısında öne çıkan başlıklardan biri, yeni “Birleşik Krallık-Japonya Öncü Teknolojiler Ortaklığı” oldu. Starmer, bu girişimin “Birleşik Krallık’ın Ar-Ge ve yazılım alanındaki yetkinliğini Japonya’nın ileri imalat gücüyle birleştireceğini” söyledi. Yapay zekâ çipleri, kuantum teknolojileri ve ileri nükleer mühendislik gibi alanlarda kurulacak ortaklıklar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik anlam taşıyor.
Özellikle yarı iletken teknolojileri konusundaki vurgu dikkat çekici. Starmer, “Britanyalı yapay zekâ çip tasarımcılarını Japonya’nın Rapidus tesisiyle buluşturacağız” derken, aslında Batı’nın Çin’e bağımlılığı azaltmaya yönelik teknoloji zinciri stratejisine işaret ediyor. Son yıllarda ABD öncülüğünde hızlanan “friend-shoring” yani üretimin müttefik ülkelere kaydırılması politikası, İngiltere ve Japonya arasındaki bu yeni eksende de belirgin şekilde hissediliyor.
Savunma sanayiinde derinleşen entegrasyon
Savunma alanındaki gelişmeler ise ekonomik işbirliğinin ötesine geçildiğini ortaya koyuyor. Starmer, iki ülkenin “Savunma Kabiliyeti ve Sanayi Konseyi” kuracağını açıklarken, bunun mevcut “Küresel Muharip Hava Programı” üzerine inşa edileceğini belirtti. Böylece Londra ve Tokyo, yalnızca teknoloji değil, askeri sanayi entegrasyonu konusunda da daha derin bir ortaklığa yöneliyor.
Bu yaklaşım, Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonrası benimsediği görece pasif güvenlik politikasından uzaklaşmasının yeni bir örneği olarak değerlendiriliyor. Tokyo yönetimi son yıllarda savunma harcamalarını ciddi biçimde artırırken, İngiltere’nin de Brexit sonrası “Küresel Britanya” vizyonu çerçevesinde Hint-Pasifik bölgesinde daha görünür olmaya çalıştığı biliniyor.
“Hiçbir ülke tek başına başaramaz” mesajının altında ne var?
Starmer’ın yazısındaki “Hiçbir ülke bunu tek başına başaramaz” ifadesi, ilk bakışta çok taraflı işbirliği çağrısı gibi görünse de; pratikte Batılı müttefiklerin Çin ve Rusya karşısında yeni ekonomik ve askeri ağlar kurma stratejisini yansıtıyor. Özellikle enerji, savunma ve ileri teknoloji alanlarında “dayanıklı tedarik zincirleri” vurgusunun sıkça yapılması tesadüf değil.
Öte yandan bu işbirliğinin ekonomik maliyeti ve toplumsal etkileri konusunda ise dikkat çekici bir sessizlik hakim. Starmer, “hayat pahalılığı sorunlarının aşılmasına katkı sunacağını” savunsa da, milyarlarca sterlinlik savunma ve teknoloji yatırımlarının İngiltere’de kamu hizmetlerine ayrılan kaynaklar üzerindeki baskıyı artırabileceği eleştirileri şimdiden gündemde.
Benzer şekilde Japonya’da da savunma bütçesindeki artış ve nükleer enerji yatırımları toplum içinde tartışma yaratıyor. Fukushima felaketinin etkileri hâlâ hafızalardayken, iki ülkenin “ileri nükleer mühendislik” alanında yeni işbirlikleri açıklaması, çevre ve güvenlik kaygılarını yeniden gündeme taşıyor.
Yeni güç bloklarının inşası mı?
Starmer’ın yazısı, yüzeyde “ortak değerler” ve “karşılıklı fayda” söylemiyle örülmüş olsa da, arka planda çok daha sert bir küresel rekabet gerçeği bulunuyor. İngiltere ve Japonya arasındaki yeni yakınlaşma, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda askeri, teknolojik ve stratejik bir yeniden hizalanmanın işareti olarak okunuyor.
Bu nedenle Londra ile Tokyo arasında gelişen ilişki, sıradan bir diplomatik ortaklıktan ziyade, 21. yüzyılın yeni güç bloklarının şekillenmesinde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.