Ana içeriğe geç

Dervişoğlu: Özgür Özel'i tutuklamak toplumsal barışı bozar, bu keyfilik demokrasimize yönelmiş bir darbe girişimidir

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, CHP’de mutlak butlan kararı sonrası gündeme gelen tartışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yüksek Seçim Kurulu tarafından mazbata verilen bir genel başkanın mahkeme kararlarıyla görevden alınamayacağını savunan Dervişoğlu, bunun demokrasiye yönelik bir müdahale anlamına geleceğini söyledi. Dervişoğlu ayrıca, Özgür Özel hakkında olası bir tutuklama girişiminin toplumsal barış üzerinde olumsuz etkiler yaratacağını ifade etti.

Dervişoğlu: Özgür Özel'i tutuklamak toplumsal barışı bozar, bu keyfilik demokrasimize yönelmiş bir darbe girişimidir
Karar
16

Müsavat Dervişoğlu, CHP’de mutlak butlan kararının ardından başlayan tartışmalar hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk’e konuşan Dervişoğlu, seçim süreçlerinde yetkili kurumun Yüksek Seçim Kurulu olduğunu belirterek, siyasi partilerin genel başkanlık makamlarına ilişkin tartışmaların yargı kararları üzerinden yürütülmesine karşı çıktı.

Konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

"YSK'nın mazbata verdiği bir genel başkanı, yerel ve bölge mahkemeleri aracılığıyla koltuktan indiremezsiniz. Bu keyfilik demokrasimize yönelmiş bir darbe girişimidir. Milletimiz, iradesine uzanan elleri, günü geldiğinde mutlaka kırmıştır."

“ÖZEL'İ TUTUKLATMAK TOPLUMSAL BARIŞI VE HUZURUMUZU BOZAR”

Dervişoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında ortaya atılan iddialar ve kamuoyunda gündeme gelen olası yargı süreçlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Olası bir tutuklama kararının toplumsal sonuçlarına dikkat çeken Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Özel'i tutuklatmak toplumsal barışı ve huzurumuzu bozar. Umarım böyle bir adım atılmaz. Bu, toplumsal barışı bozar. Türk milleti çok sabır gösterdi ve sabrın sonuna geldi. Millet, dün mahkum edilen Erdoğan'a nasıl hakkını iade ettiyse, bundan sonra da haksızlığa uğrayana hakkını iade edecektir."

“SİYASETİ MAHKEMELERİN DEĞİL, SANDIĞIN BELİRLEDİĞİ TÜRKİYE İSTİYORUZ”

Dervişoğlu, Türkiye’de siyasal süreçlerin demokratik mekanizmalarla şekillenmesi gerektiğini savunarak, kayyum ve vesayet tartışmalarına da değindi.

Konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

"Biz kayyum ya da vesayet demokrasisi istemiyoruz. Siyaseti mahkemelerin değil, sandığın belirlediği Türkiye istiyoruz. Saltanat değil, Cumhuriyet istiyoruz! Tüm bunlar bir kişiye, ömür boyu başkanlık yoluna döşenen taşlar."

“DEVLETİN DERİNİ OLMAZ, HUKUKU OLUR”

Son dönemde kamuoyunda gündeme gelen “devlet aklı” ve “derin devlet” tartışmalarına ilişkin de görüşlerini paylaşan Dervişoğlu, hukukun üstünlüğüne vurgu yaptı.

Açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:

"Hukuksuzluğu, derin devlet imalarıyla beslemeye çalışmak ayıptır. Devletin derini olmaz, hukuku olur. Devletin aklı karanlıkta değil, kanunlarda aranır Adaletsizliğin ardına devlet kelimesini yerleştirenlere bakmayın."

DERVİŞOĞLU'NUN AÇIKLAMALARININ TAMAMI ŞU ŞEKİLDE:

Mutlak butlan hukuki olmadığı için siyasi bir karar. Seçim hukukunda son sözü söyleyecek kurumumuz belli. Anayasa hükmüdür. Yüksek Seçim Kurulu'nun mazbata verdiği bir genel başkanı, yerel mahkeme ya da bölge mahkemeleri aracılığıyla koltuktan indiremezsiniz. İktidara hatırlatmak isterim; anayasamızı, yasalarımızı şahsi ihtiyaçlarınız için çiğnerseniz, yarın bir başkası da sizin haklarınızı çiğner. Bugün nerede duruyorsak o zaman da aynı yerde dururuz. İlkeli olmak, hukuka saygı, demokrasiye bağlılık bunu gerektirir. Bu keyfilik demokrasimize yönelmiş bir darbe girişimidir. Milletimiz, iradesine uzanan elleri günü geldiğinde mutlaka kırmıştır.

İktidar bu işin içinde olmasa bu hukuksuzluğa karşı dururdu. Karşı durmak bir yana, 'Yargı bağımsız' sözünü ekran koruyucu yapıyor ve neredeyse alkışlayacak. Oysa geçmişte haksızlıklara, hukuksuzluklara maruz kalmış bir siyasi gelenekten geliyorlar. Hakka ve hukuka sahip çıkma sözüyle geldiler. Bugün kendi iddialarını çiğniyorlar.

En başında söyledim, bu süreç, ömür boyu başkanlığı tahkim etmeyi hedefleyen bir siyasi tezgahtır. Bir ülkeyi, üniter devleti, milli yapımızı tarumar edecek adımları atmaktan, lafları etmekten bile imtina etmedikleri bir süreç. Ve tüm bunlar, bir kişiye, ömür boyu başkanlık yoluna döşenen taşlar. Kimsenin bu meseleyi çözmek gibi bir derdi yok.

Anayasa değişikliği için Cumhur İttifakı'na yeni ortaklar katıp, iktidarı garantiye alabilmek için yapılan işler. Bugün yaşadığımız mutlak butlan süreci de bundan bağımsız değil. İktidar vatandaşın desteğini kaybetti. Üstelik bu destek, Cumhuriyet tarihinde hiçbir siyasi partiye nasip olmamış bir destekti.

Milletimiz, samimi desteğinin ülke ile birlikte sömürüldüğünü gördü. İktidar partisi girdiği ilk seçimin bile çok gerisinde bir oy oranına düştü. Ne yapsa toparlayamıyor. Çünkü vatandaş inancını kaybetti. Bu durumda ne yapıyor? Rakiplerine tuzaklar kurmaya kalkıyor. İlkeli ve hakkıyla yapılması gereken bir rekabeti kirletiyor.

"Görüyoruz ve diyoruz ki; millet iradesini yok sayacak hiçbir adıma tevessül etmeyin. Bugün rakibinize zarar verdiğinizi düşünseniz de bu yol olur ve sizin için de tehlike çanları çalmaya başlar.

Cumhuriyetimizin temelinde 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' şiarı var. Egemenlik hakkını milletinden alırsanız, o zaman en büyük gücü, millet iradesini karşınızda bulursunuz. Kaldı ki aynı irade, haksızlığa uğradığını düşünerek Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının da önünü açan iradedir.

Unutmayalım, 1961'de Yassıada'da verilenler de yargı kararıydı. Millet bugün bu kararları kabul ediyor mu? 1971 muhtırasının kırdığı kalemler de yargı kararıdır. 12 Eylül'de yapılanlar, partilerin kapatılması, hapisler, davalar, yasaklar, zindanlar, hepsi birer yargı kararıydı. Ve hepsinin açtığı yaraların izleri bedenlerimizde, ruhlarımızda duruyor.

Daha yakın tarihe bakın. Sayın Erdoğan'a bir şiir okudu diye verilen ceza da mahkemeden çıkmış bir karardı. 'Muhtar bile olamaz' dedikleri Recep Tayyip Erdoğan 24 seneden beri bu memleketi yönetiyor. İtiraz ettiğimiz, siyaset yapma hakkının ve millet iradesinin yok sayılmasıdır. Millet dün Sayın Erdoğan'a nasıl hakkını iade ettiyse, bundan sonra da haksızlığa uğrayana hakkını iade edecektir.

Bu sebeple İYİ Parti olarak tarafımız da duruşumuz da nettir, bellidir. Biz bir kayyum cumhuriyeti, vesayet demokrasisi istemiyoruz. Biz, bir kişiye biat etmişlerin, birkaç hâkimin, bürokratın, danışmanın değil, milletin sözü üstün olsun istiyoruz. Siyaseti mahkemelerin değil, sandığın belirlediği bir Türkiye istiyoruz. Saltanat değil, Cumhuriyet istiyoruz.

Millet olmanın temelinde ortak bir ahlak vardır. Bu ahlak yerleştiği zaman da kanunlar ortaya çıkar. O kanunların uygulanmasıyla da devlet meydana gelir. Yani devlet dediğiniz mekanizma, vatandaşı huzur ve güven içinde yaşatacak mekanizmadır. Bunun dışında devlet aramanın, uydurmanın manası yok.

Ama bunun adını derin devlet koymak, hele de böyle bir hukuksuzluğu derin devlet imalarıyla beslemeye çalışmak ayıptır. Bu adaletsizliğin ardına devlet kelimesini yerleştirenlere bakmayın siz. İlla da derinlerde bir şey aranıyorsa, orada o nizamın asıl sahibi olan millet vardır.

Bir devletin derini olmaz, hukuku olur. Bir devletin aklı, derinlerde ya da karanlıkta değil; kanunlarda, kurumlarda, milletin rızasını almada ve millete hesap vermede aranır.

Cumhur koalisyonu, yönetemediği ülkemizde öyle adımlar attı ve atıyor ki artık neye şaşıracağımızı şaşırdık. Bu duyguya rağmen, umar ve dilerim ki böyle bir adım atılmaz. Çünkü bu her şeyden önce toplumsal barışı bozar.

Milleti kamplara ayırmaktan kazanç uman Cumhur koalisyonunun anlaması gereken şu; Türk milleti çok sabır gösterdi ve artık sabrının sonuna geldi. Toplumsal barışı, huzuru tehdit edecek böyle bir hamle Türkiye'ye büyük sıkıntılar yaşatır. Milletimizin selameti, her faninin şahsi menfaatinin üzerindedir.

Bu hukuksuzluğu ve adaleti çevreleyen ablukayı dağıtmak için güç birliği çağrısıdır. Gerçeği görmek ve onun için omuz omuza vermek çağrısıdır. Bu iktidarın keyfiliğinde bir adım sonrası totaliter bir rejim, milletimiz için de sefalettir. Buna izin vermemek için hep birlikte 'Yeter söz milletin' deme çağrısıdır.

Hiçbir partinin çıkarı da milletimizin selameti, huzuru ve refahından kıymetli değildir. Biz selden kütük kapma peşinde siyaset yapmıyoruz. Bu meseleyi sadece CHP'nin meselesi olarak görmüyor, demokrasi, hürriyet ve adalet meselesi olarak değerlendiriyoruz.

Böyle bakan bir siyasi kadronun, 'Şunlar olsa da bizim oyumuz artsa' diye düşünmesi söz konusu bile olamaz. Elbette milletimizin teveccühüne mazhar olmak için çalışıyoruz. Ancak milletimiz için kriz olabilecek hiçbir gelişmeye, sırf bize kazandıracak diye sessiz kalamaz, haksızlık karşısında susarak dilsiz şeytan olamayız.

Son sözü milletimiz, siyasi partilerde de delegeler söyler. Bunu çiğnerseniz, tebriki de saygıyı da hak etmezsiniz.

Bugün yaratılan yapay gündem de olsa, vatandaşımız konuşuyorsa elbette biz de konuşacağız. Ama asıl konuşulması gerekenleri ıskalamayacağız. Bu, iktidarın tuzağına düşmek olur. Emekli maaşları, asgari ücret, taban fiyatlar ve genç işsizlik konuşulmasın istiyorlar. Konuşulmayınca sorunun ortadan kalktığını düşünüyorlar.

Kaynağa Git

İlgili Haberler