Silivri'deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi'ne toplam 11 bin 549,25 metrekarelik alanın içinde, 3 bin 240 metrekarelik bölümde inşa edilen, devasa duruşma salonu, 2 bin 295 kişilik bir kapasiteye sahip. 555 sanık, 1268 avukat, 472 izleyici kapasiteli olarak düşünülmüş olan duruşma salonunda basın için dörder kişinin sığabileceği dokuz sıradan oluşan, 36 kişilik bölüm ayrılmış.
Toplam maliyeti yaklaşık 992 milyon TL olarak açıklanan, tünel (bodrum), zemin ve 1. kat olmak üzere toplam 3 kattan oluşan bina içindeki salon, insanı adeta yutan mimarisiyle bir duruşma salonundan ziyade, insan hafızasının sınırlarını zorlayan bir yargılama kompleksini çağrıştırıyor.
Duruşmalarda aleniyet ilkesi, yargılamaların gizli yapılmaması, taraflar dışındaki kişilerin (halkın) duruşmaları izleyebilmesi ve kararların açıklanabilmesi, adil yargılanma hakkının güvence altına alınması açısından önemlidir. Anayasanın 141. maddesi, mahkemelerdeki duruşmaların herkese açık olduğunu belirtirken, Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 182, ceza davalarında duruşmanın herkese açık olduğunu düzenler. Ancak bu duruşma salonunda insan kendisini aleniyet içinde adeta kaybolmuş gibi hissediyor.
Duruşma salonunun mimarisini şöyle tarif edebiliriz; mahkeme heyeti ile izleyiciler iki ayrı uçta yer alıyor. Mahkeme heyetinin önündeki bölümde iki yan tarafta karşılıklı olarak avukatlara ayrılan bölüm ile basının yer aldığı küçük bölüm, en ortada da sanıkların bulunduğu bölüm yer alıyor. Öndeki tutuklu sanıklarla arkadaki tutuksuz sanıkların olduğu alan bir bölmeyle ayrılıyor. Basın bölümü, tutuklu ve tutuksuz sanıkların ortasına ve genel olarak da salonun ortasına denk gelen bölümde yer alıyor.
Duruşma salonunda en sorunlu konumlandırmanın izleyicilere ayrılan bölümün, yargılananlarla arasındaki mesafe olduğunu söyleyebiliriz. Aylar sonra ve bazı duruşmalar için yılını tamamladıktan sonra duruşmaya çıkanlar, kendileriyle dayanışmak için gelen yakınları ve dostlarının bu mesafeden yüzlerini seçmeleri çok zor. Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından inşa edilen bu binada bu salona ek olarak, geniş bir seyirci kafeteryası, basın ve avukat odası ve yeni olduğu için temiz tuvaletler yer alıyor. Klima sistemi de iyi.
Ancak, yüksek maliyetle bu yapıdaki mimarinin denetim ve güvenlik odaklı önceliklerle şekillendiği kolaylıkla göze çarpıyor. Normalde izleyiciler, yargılama sürecinin bir parçası olarak yer yer verdikleri tepkilerle, yargılananlar için moral destek sağlarken, mahkeme heyetinde ise kamuoyu takibi duygusu yaşatırlar. Ancak bu salonda izleyiciler, duruşmada ifade verenleri, onları savunan avukatlarını mahkeme heyetinin iki yan tarafına denk gelen dev dijital ekranlara yansıyan haliyle görebiliyorlar. Yani salonda aleniyet var mı var, ama adeta devasa geniş alan içinde yalıtılarak ve emilerek var.
Ayrıntı Yayınları tarafından ilk baskısı 2000 yılında yapılan ve Michel Foucault’un seçme yazılarından oluşan ‘Büyük Kapatılma’ bizi bugün bu salona getiren yaklaşık 400 yıllık tarihe dikkatimizi çeker. Foucault, on yedinci yüzyıl Avrupası’ndaki büyük değişim sürecini anlatırken, Deliliğin Tarihi adlı ilk önemli eserinde "Büyük Kapatılma" diye adlandırdığı bir tarif yapar.
Foucault, kapatılmanın ikili bir işlev yerine getirdiğini söyler: Böylece, bir ekonomik kriz anında aç kalan işsiz ve aylak kesimin başkaldırma tehlikesine karşı bir önlem alınırken, kapatılmış olanların kriz geçtikten sonra ucuz ve kolayca denetlenebilir bir işgücü oluşturmasını sağlanmış olunur. On yedinci yüzyılda meydana gelen bu değişim hapishanenin temellerini atmıştır.
Foucault’nun ‘büyük kapatılma’ diye tarif ettiği gerçeklikten sonra bugün, Erdoğan’ın Türkiye’sinde insanı yutan bir aleniyeti deneyimliyoruz. Erdoğan AKP’sinin Türkiye Yüzyılı’na armağanı olarak hayatımıza giren bu yeni salon, insanı, adeta aleniyet adı altında yutan, emen, kaybeden bir mimarinin içine fırlatıyor. ‘Tek adam’ın ülkenin muhalefetine ikramı yayıla yayıla yargılanabilecekleri ferahlıktaki bu mekan. Bedeli de daha fazla emeklinin otogarlarda sabahlaması pahasına…
Avukat Ersöz’den başkana: Sizi nokta olarak görüyoruz
Yedisi CHP’li belediye başkanı 200 sanıklı Aziz İhsan Aktaş davasının, karar celsesinin başladığı duruşma salonunda söz alan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer Müdafi Avukat Hüseyin Ersöz, “Biz sizi bir nokta kadar görüyoruz” dedi. Tavandan sarkan mikrofonların izleyicilerin ve avukatların duruşma süreci içindeki doğal tepki ve eleştirilerini de dinleme amaçlı ise bunun doğru bir uygulama olmayacağına vurgu yapan Ersöz, bu yeni salonun mimarisinde savcının mahkeme heyetine ve başkanına sırtı dönük olarak konumlandırılmış olmasını da eleştirdi.