İSTANBUL, Temmuz 19 (Xinhua) -- Çin'in Jingdezhen kentindeki fırınlarda şekillenip İpek Yolu üzerinden Osmanlı saraylarına ulaşan porselenler, İznik çinilerinin dünyaca ünlü estetiğine ilham kaynağı oldu. Jingdezhen porselenlerindeki karakteristik nilüfer çiçeği, şakayık çiçeği ve bulut motiflerinin, 16. yüzyıl İznik çinilerinde hatayi, penç ve çintemani gibi formlara evrilmesi, iki medeniyet arasında kesintisiz devam eden sanatsal etkileşimi gözler önüne seriyor.
Yüksek Mimar ve Kent Tarihi Araştırmacısı Berna Karadoğan, Çin fırınlarından Osmanlı ustalarının fırçalarına uzanan bu estetik sentezin ve ortak sembollerin ardındaki asırlık bağları anlattı.
Topkapı Sarayı'ndan İznik Fırınlarına Uzanan Süreç
Tarihi kaynaklara göre, Osmanlı saraylarının bu eşsiz eserlere olan ilgisi 13. ve 14. yüzyıllarda verilen siparişlerle başladı. Topkapı Sarayı Müzesi günümüzde 12.000'i aşkın paha biçilmez eserle dünyanın en büyük Çin porseleni koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.
Osmanlı'da sarayın bu değerli ürünlere olan yoğun talebi zamanla yerel üretimi de tetikledi ve sarayın bu eserlerin yerel olarak üretilmesi için İznik fırınlarına talimat vermesiyle yeni bir sanatsal süreç başladı. İznikli ustalar, teknik imkansızlıklar nedeniyle Çin porselenindeki ince yapıyı yakalayamasa da, kendi çini ve seramik altyapıları üzerine Çin motiflerini ustalıkla yorumlayarak dünya çapında bir ekol yaratmayı başardı.
Motiflerin Çin'den Anadolu'ya Evrimi
Doğu sanatlarının sembolik anlatımlara dayandığını belirten Karadoğan, "Çiçeğin yukarıdan görülen haline penç, kesitine ise hatayi diyoruz. Çin porselenleriyle İznik çinilerini yan yana koyduğumuzda, birebir desen geçişleri görüyoruz" dedi.
Bu etkileşimin fırça tekniklerine de yansıdığını belirten araştırmacı, fırça darbesinin ince başlayıp kalınlaştığı tahrir üslubunun, Çin porselenleriyle aynı olduğunu vurgulayarak, "Bu durum, ustalarımızın çok iyi gözlem yaptığını, boyayı ve lekeyi özel bir üslupla kontrol ettiğini gösteriyor" ifadelerini kullandı.
Karadoğan, 15. yüzyılda saray baş nakkaşı Baba Nakkaş ve 16. yüzyılda Saz Yolu üslubunun kurucusu Şahkulu gibi ustaların eserlerinde Çin mizansenlerinin açıkça görüldüğüne dikkat çekti.
Mistik sembollerin kültürler arası yolculuğuna da değinen araştırmacı, "Güç sembolü olarak kullandığımız üç daireli çintemani ile Osmanlı minyatür sanatındaki o meşhur stilize bulut formları tamamen Çin kökenlidir" diye konuştu.
"Evani"den "Kaşi"ye: Mimar Sinan'ın Çini Siparişleri
Çin porselenlerinin Osmanlı'daki serüveninin sadece ev eşyalarıyla sınırlı kalmadığını belirten Karadoğan, bu sürecin Kanuni Sultan Süleyman ve Mimar Sinan döneminde mimari bir unsura dönüşerek ivme kazandığına dikkat çekti.
Eski Osmanlıcada ev malzemelerine evani, mimari parçalara ise kaşi denildiğini hatırlatan araştırmacı, "Bu eserlerin kaşiye dönüşmesini Mimar Sinan'ın siparişlerine borçluyuz. İlk uygulandığı yer de Şehzadebaşı'ndaki Şehzade Mehmet Türbesi'dir. Hepsi birbirini etkilemiş. Bu aslında kesintisiz bir İpek Yolu hikayesi. İpek Yolu'ndan gelen bu desen hafızasını yeni kuşaklara aktarıp anlatmamız gerekiyor" diye konuştu.
Dünyanın Porselen Başkentinden İznik'e Uzanan Yeni Köprü
Karadoğan'ın bahsettiği bu asırlık etkileşimin kalbinde yer alan ve Çin'in doğusundaki Jiangxi eyaletinde bulunan Jingdezhen şehri, bin yılı aşkın süredir dünyanın "porselen başkenti" olarak anılıyor.
İznik'te bu iki porselen ve çini başkenti arasındaki tarihi bağı modern döneme taşımak amacıyla bu yılın sonunda yeni bir porselen merkezinin hayata geçirilmesi planlanıyor. Merkezin hem geleneksel sanatları ve desen hafızasını yaşatması hem de Jingdezhen ile İznik arasındaki asırlık kültürel diyaloğu geleceğe taşıyan somut bir köprü işlevi görmesi bekleniyor.