İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, düzenlediği basın toplantısıyla 2025–2026 Adli Yılı’nın "savunma mesleği, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve temel hak ve özgürlükler açısından" değerlendirdi.
"MESLEKTAŞLARIMIZ HEM TOPLUMDAN HEM KAMU GÜCÜNDEN ŞİDDET GÖRDÜ"
Konuşmasında avukatlara yönelik saldırılara da değinen Kaboğlu, öldürülen avukatlar Zekeriya Polat ve Hatice Kocaefe'yi anarak, son bir yılda birçok avukatın fiziki ve kurumsal baskıya maruz kaldığını söyledi.
Kaboğlu, "Zekeriya Polat ve Hatice Kocaefe'nin katledilmesi hepimizi derinden yaraladı. Bunun dışında da çok sayıda meslektaşımız şiddete uğradı. Bu şiddet yalnızca toplumdan gelmedi; kamu organlarının baskısı, aşağılayıcı tutumları ve uygulamaları da meslektaşlarımızı hedef aldı. Biz İstanbul Barosu olarak saldırıya uğrayan her meslektaşımızın yanında olduk, hukuki destek verdik ve birçok ilde dayanışma faaliyetlerine katıldık" ifadelerini kullandı.
"BAKIRKÖY İKİ KAT, SİLİVRİ ÜÇ KAT KAPASİTEDE"
Cezaevlerinde yürüttükleri incelemeler hakkında da bilgi veren Kaboğlu, Bakırköy'den Çorlu'ya, Silivri'den Maltepe'ye kadar birçok ceza infaz kurumunu ziyaret ettiklerini ve ayrıntılı raporlar hazırladıklarını söyledi.
Kaboğlu, "Yaptığımız ziyaretlerde tutuklu ve hükümlülerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan kötü muamelelere maruz kaldığını, mahpus haklarının özünün zedelendiğini ve eşit haysiyet ilkesinden yararlanamadığını gözlemledik. Hapishanelerdeki kapasite sorunu her geçen gün ağırlaşıyor. Bakırköy Cezaevi kapasitesinin yaklaşık iki katı, Silivri ise üç katı kadar mahpus barındırıyor. Mahpus sayısı artıyor ama personel sayısı aynı kalıyor. Bunun sonucu olarak hem mahpusların barınma ve sağlık hakları ihlal ediliyor hem de infaz koruma personeli ağır çalışma koşulları altında görev yapmak zorunda bırakılıyor" dedi.
2025-2026 adli yılında yaşanan hak ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kaboğlu, Anayasa'nın 15. maddesinde güvence altına alınan temel hakların sistematik biçimde ihlal edildiğini savundu.
Kaboğlu, "Türkiye Cumhuriyeti savaş halinde olsaydı bile dokunulamayacak temel hak alanları bugün sistematik biçimde ihlal edilmektedir. Yaşama hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, düşünce ve kanaat özgürlüğü, masumiyet karinesi gibi insan haklarının sert çekirdeğini oluşturan güvenceler fiilen ortadan kaldırılıyor. Şafak operasyonlarıyla başlayan süreç, ters kelepçe uygulamaları, uzun tutukluluklar ve serbest bırakıldıktan sonra yeniden gözaltı ve tutuklamalarla devam ediyor" diye konuştu.
"DELİL SONRADAN ÜRETİLİYOR, İDDİANAME AYLAR SONRA HAZIRLANIYOR"
Yakalama ve tutuklama uygulamalarını da eleştiren Kaboğlu, soruşturma süreçlerinde hukuk devleti ilkelerinin ihlal edildiğini vurguladı.
Kaboğlu, "Yakalama, gözaltı ve tutuklama işlemleri çok sıkı koşullara bağlı olması gerekirken, uygulamalar insan haysiyetini rencide eden eziyet ve kötü muameleye dönüşüyor. Belli bir siyasal görüşe sahip olmak, kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılması için yeterli görülüyor. İnsanlar özgürlüklerinden yoksun bırakıldıktan sonra delil üretilmeye çalışılıyor, iddianameler ise aylar hatta yıllar sonra hazırlanıyor. Bu durum Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında açık biçimde kişi özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğuruyor" ifadelerini kullandı.
"MAHPUSLAR GECE YARISI ETKİN PİŞMANLIK İÇİN CEZAEVİNDEN ÇIKARILIYOR"
"Mahpus haklarının da ağır ihlal edildiğini" savunan Kaboğlu, cezaevlerinde üç temel sorun bulunduğunu söyledi. Kaboğlu, "Mahpuslar yalnızca özgürlüklerinden yoksun bırakılır; barınma, sağlık ve haberleşme haklarını kullanmaya devam ederler. Ancak İstanbul'daki cezaevlerinde bu haklar fiilen kullanılamıyor. Birincisi kapasite sorunu, ikincisi personel yetersizliği, üçüncüsü ise mahpusların gece yarısı hücrelerinden alınarak etkin pişmanlık kapsamında savcılığa götürülmeleri veya başka cezaevlerine sevk edilmeleridir. Bunların tamamı insan onurunu zedeleyen, eziyet ve kötü muamele niteliğindeki uygulamalardır" dedi.
BELEDİYE OPERASYONLAR: "DEMOKRASİNİN ASGARİ GEREKLERİNDEN BİLE SÖZ EDEMİYORUZ"
Son süreçte yaşanan belediye operasyonlarına yönelik “İnsanlar suçlu gibi gösteriyor evlerini operasyon yapılıyor. Buna dair ne söylersiniz” şeklindeki soruyu Kaboğlu, şöyle yanıtladı:
"Gerçek anlamda demokrasiden vazgeçtik demokrasinin asgari gereklerinden bile söz edilemiyor. O nedenle Biz İstanbul Barosu olarak adil yargılanma hakkının asgari gereklerinin uygulanması, minimum gereklerine saygı duyulması konusunda çok çalıştık, çok koşturduk, çalışmaya da ve bu yöndeki emeğimizi de sürekli kılmaya, geliştirmeye çaba göstereceğiz. Sorduğunuz soru bağlamında gerçek bilgiye çok önem veriyoruz o nedenle anayasal bilgilenme Hakkı bütün yurttaşların temel hakikaten nokta biz anayasayı ağzımıza aldığımız zaman iki hususa dikkat etmemiz gerekiyor. Birincisi Anayasa'ya saygı göstereceğiz çünkü bizi koruyan ve birleştiren tek kitap ve tek metin Anayasa'dır. İkinci olarak bu konuda da doğru bilgi vereceğiz. Biz de İstanbul Barosu yönetimi olarak hükümlü olduğumu hukukun üstünlüğünü savunmak ve insan haklarını korumak görev ve sorumluluğumuzu önce anayasaya saygı ardından da doğru bilgiyi verererek yapmaya çalışıyoruz."
YENİ ANAYASA TARTIŞMASI: "ÖNCE BU ANAYASA'YA SAYGI GÖSTERMELİLER"
Yeni bir anayasa tartışmalarına ilişkin bir soru üzerine İbrahim Kaboğlu, şöyle konuştu:
"Anayasa söylemini dillerine dolayan kişilerin önce bu anayasaya saygı göstermelerini talep etmek benim aynı zamanda görev ve yükümlülüğümdür. Sorunlar derinleştikçe ve kitlesel ihlaller fazlalaştığı zaman 'biz yeni ve sivil bir anayasa' düşünüyoruz diyorlar. Türkiye'nin ağırlaşan gündeminin, anayasal suçlarının iyice zirve yaptığı bir ortamda bu şekilde bir söylemde bulunuyorlar. Ben bu söylemi ciddi ve hakiki anayasa söylemi olarak kabul etmiyorum. Siz önce tasarılarınızı çıkarın, toplumun önüne serin, parti başkanlığı yoluyla devlet başkanlığı ve yürütme adını verdiğim dünyada hiçbir benzeri olmayan tek kişi yönetimini tahkim mi etmek istiyorsunuz yoksa gerçekten demokratik anayasa yönünde adım mı atmak istiyorsunuz bunu görelim. Ondan sonra tartışırız. Bunu görmediğimiz sürece böyle bir anayasa tartışmasına bir kez daha kanmak zannediyorum enayilikte süreklilik anlamına gelir."