İstanbul'da modern tarım teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte topraksız tarım uygulamaları da hızla gelişiyor. İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre, özellikle 2020 yılından sonra ivme kazanan yatırımlarla kentte faaliyet gösteren topraksız tarım işletmesi sayısı 29'a ulaştı.
Çatalca, Pendik, Beykoz, Büyükçekmece, Sarıyer, Çekmeköy, Silivri, Ataşehir ve Kağıthane'de faaliyet gösteren işletmelerde, KOBÜKS'e kayıtlı toplam 189,5 dekarlık alanda üretim gerçekleştiriliyor.
Bu tesislerde yıllık 950 bin 712 kilogram domates, biber, çilek ve mantar üretilirken, marul, kıvırcık, maydanoz ve roka gibi yapraklı sebzelerde ise yıllık üretim 5 milyon 897 bin 25 adede ulaşıyor.
Kontrollü üretim yaygınlaşıyor
Son yıllarda özel sektör yatırımları ve kamu kurumlarının yürüttüğü AR-GE çalışmaları sayesinde kontrollü üretim sistemlerine ilgi önemli ölçüde arttı.
Özellikle yapraklı sebzeler, aromatik bitkiler ve yüksek katma değerli ürünlerde tercih edilen topraksız tarım sistemi, kent merkezine yakın alanlarda uygulanarak İstanbul'un artan gıda ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlıyor.
Su tasarrufu ve yüksek verim sağlıyor
Topraksız tarımın yaygınlaşmasının en önemli nedenleri arasında iklim değişikliği, kuraklık, kentleşme ve teknolojik gelişmeler yer alıyor.
Kontrollü üretim sistemlerinde suyun geri dönüşümlü ve ölçülü kullanılması sayesinde geleneksel tarıma göre çok daha yüksek su verimliliği elde edilirken, daha küçük alanlarda daha fazla ürün yetiştirilebiliyor.
Ayrıca üretimin tüketim merkezlerine yakın yapılması, lojistik maliyetlerini ve ürün kayıplarını azaltırken tüketicilere daha taze ürün ulaştırılmasına da imkan tanıyor.
Devlet destekleri sürüyor
Tarım ve Orman Bakanlığı, topraksız tarım yatırımlarını çeşitli destek programları kapsamında teşvik ediyor.
Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı (KKYDP), Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) tarafından yürütülen IPARD Programı ile düşük faizli yatırım kredileri üreticilere önemli finansman desteği sunuyor.
Modern sera yatırımları, otomasyon sistemleri, iklimlendirme, sulama-gübreleme üniteleri ve yenilenebilir enerji uygulamaları da belirli şartlar kapsamında destekleniyor.
Özellikle genç girişimciler ve kadın üreticiler, birçok destek programında ilave puan avantajından yararlanabiliyor.
Yerin 30 metre altında üretim
İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından 2022 yılında hizmete açılan İstanbul Kapalı Dikey Tarım Uygulama ve Araştırma Merkezi de Türkiye'deki öncü projeler arasında yer alıyor.
Yaklaşık 30 metre derinlikte bulunan 700 metrekarelik merkezin 320 metrekarelik bölümünde dört katlı hidroponik üretim sistemi kullanılıyor.
Merkezde marul, fesleğen ve benzeri yapraklı sebzeler yetiştirilirken sıcaklık, nem, karbondioksit seviyesi, ışık yoğunluğu, pH ve besin çözeltisi değerleri tam otomasyon sistemiyle kontrol ediliyor. Böylece yılın 365 günü iklim koşullarından bağımsız üretim yapılabiliyor.
Geleneksel tarıma göre önemli avantajlar sunuyor
Topraksız tarım sistemlerinde geleneksel yöntemlere göre yüzde 95 ila 99 oranında su tasarrufu sağlanırken, aynı alandan çok daha yüksek verim elde ediliyor.
Bitkinin ihtiyaç duyduğu su ve besin elementlerinin kontrollü verilmesi sayesinde ürün kalitesi artarken, toprak kaynaklı hastalık ve zararlıların büyük bölümü de ortadan kaldırılıyor.
Bazı ürünlerde yılda bir veya iki kez hasat yapılabilen geleneksel üretime kıyasla, topraksız tarım sistemlerinde yılda 6 ila 12 hasat gerçekleştirilebiliyor.
İstanbul'un gıda arzına katkı sağlıyor
Uzmanlara göre dikey ve topraksız tarım, geleneksel tarımın yerine geçen bir modelden ziyade onu tamamlayan yenilikçi bir üretim yöntemi olarak öne çıkıyor.
Depolar, kullanılmayan kapalı alanlar ve teknolojik üretim tesislerinin tarıma kazandırılmasına imkan veren bu sistemler; üretimin tüketim noktalarına yakın yapılmasını sağlayarak nakliye maliyetlerini, ürün kayıplarını ve karbon salımını azaltıyor.
Uzmanlar, özellikle nüfus yoğunluğu yüksek ve tarım arazileri üzerindeki baskının arttığı İstanbul gibi büyük şehirlerde, topraksız ve dikey tarım teknolojilerinin gelecekte çok daha önemli bir rol üstleneceğini değerlendiriyor.