Her yaz olduğu gibi bu yaz da ODTÜ'nün Kültür ve Kongre Merkezi'nin önünden geçenler, kampüsün her zamankinden daha “canlı” bir hali olduğunu fark ediyor. Stantlar kuruluyor, öğrenciler aday öğrencileri karşılamaya hazırlanıyor, hocalar sırayla mikrofon başına geçiyor. Ama bu yıl kampüsün içinden bakanlar için tablo, dışarıdan göründüğü kadar pürüzsüz değil.
Rektörlük tarafından dekanlıklara gönderilen ve elimize ulaşan resmi yazıya göre, ODTÜ Tanıtım Günleri bu yıl 20 Temmuz ila 20 Ağustos 2026 tarihleri arasında, tam bir ay sürecek şekilde planlandı. İlk on gün (20 Temmuz-9 Ağustos) bölüm tanıtımlarına, geri kalan süre ise “Tercih Danışmanlığı”na ayrılmış durumda. Bölüm tanıtımları her gün saat 10.30 ile 20.30 arasında yapılıyor; stant ziyaretleri ise sabah 10.00'da başlıyor.
Yazıda ayrıca, geçen yıldan farklı olarak, ilk binden en çok öğrenci alan on üç bölümün (Bilgisayar Mühendisliği, Elektrik-Elektronik Mühendisliği, Endüstri Mühendisliği, Havacılık ve Uzay Mühendisliği, İktisat, İşletme, Makina Mühendisliği, Matematik, Okul Öncesi Öğretmenliği, Psikoloji, Sosyoloji, Tarih, Uluslararası İlişkiler) stantlarının bu on günün her günü açık tutulacağı belirtiliyor. Yazıda ayrıca dekan ve bölüm başkanlarının “İlk 500 Programı” kapsamındaki öğle yemeklerine katılımının beklendiği, bölüm binalarına gezi talep edilmesi halinde bunun da organize edilmesi gerektiği, bölüm web sayfalarının “ilk başvuru kaynağı” olması nedeniyle sürekli güncel tutulması gerektiği hatırlatılıyor.
“Kime, neyi kanıtlıyoruz?”
Kampüste bu programın yayılmasıyla birlikte akademik personel arasında sessiz ama yaygın bir hoşnutsuzluk büyüyor. Özellikle küçük çocuğu olan öğretim üyeleri, akşam 20.30'a kadar süren görevlendirmelerin aile hayatlarını doğrudan etkilediğini dile getiriyor. Yaz döneminin, akademisyenler için makale yazma, proje raporlama, tez danışmanlığı ve dinlenme gibi ihtiyaçların biriktiği bir dönem olduğu unutulmamalı; bu dönemde haftalarca süren, günün büyük bölümünü kaplayan bir tanıtım seferberliği, akademik üretimin önüne geçen fazladan bir yük olarak görülüyor.
Bir diğer eleştiri ise daha kökten bir soruya işaret ediyor: ODTÜ bir devlet üniversitesi. Bölümlere zaten en yüksek puanlarla giriliyor, adayların gözünde tercih sıralamasında uzun yıllardır üst sıralarda. Bu koşullarda bir ayı bulan, sabahtan akşama stant açan, dekanları öğle yemeklerine çağıran bir tanıtım kampanyasının kime ne kanıtlamaya çalıştığı sorusu akademisyenler arasında sıkça soruluyor. “Sanki vakıf üniversitesiyiz de öğrenci kapmaya çalışıyoruz” cümlesi, kampüste en çok tekrarlanan ifadelerden biri haline geldi. Devlet üniversitelerinin, öğrenciye pazarlama yapan değil bilim üreten kurumlar olması gerektiği vurgusu, bu tartışmanın merkezinde duruyor.
Sınav sonuçları belli olmadan başlayan tanıtım
Programın zamanlamasına yönelik eleştiriler de var: Tanıtım faaliyetlerinin, adayların yerleştirme sonuçları henüz açıklanmadan başlaması, sürecin "kimin geleceği belli olmadan" bir aylık bir emek ve zaman yatırımına dönüşmesi anlamına geliyor. Bu da hem tanıtımın hedef kitlesinin net olmaması, hem de görevlendirilen akademisyenlerin bu süre boyunca planlarını askıya almak zorunda kalması bakımından eleştiriliyor.
Görünürlük mü, iş yükü mü?
Rektörlüğün yazısında tanıtım faaliyetlerinin “üniversitenin akademik vizyonunu ve kurumsal kültürünü aktarma” açısından stratejik önem taşıdığı vurgulanıyor. Bu çerçeveden bakıldığında niyet anlaşılır: Nitelikli öğrenciye ulaşmak, bölümleri doğru tanıtmak meşru bir kaygı. Ama kampüsteki tartışma, bu hedefe ulaşmanın yönteminde düğümleniyor. Bir aylık, günde on saati bulan bir programın; akademisyenin araştırma zamanını, öğretim üyesinin çocuğuyla geçireceği akşamları, bölümün kısıtlı yaz kadrosunu bu denli yoğun bir şekilde tüketmesinin gerekli olup olmadığı, ODTÜ'nün kendi iç tartışması olmaktan çıkıp daha geniş bir soruya dönüşüyor: Devlet üniversiteleri, öğrenci çekmek için özel üniversiteler gibi pazarlama mantığıyla mı hareket etmeli?