Ana içeriğe geç

Manifest, Crush, AURA... Müzikte yeni oyun: Sanatçı mı ürün mü?

Manifest, Crush ve Aura gibi şirket destekli müzik grupları yeniden yükselişte. Uzmanlara göre değişen müzik değil, grupların pazarlanma yöntemi.

Manifest, Crush, AURA... Müzikte yeni oyun: Sanatçı mı ürün mü?
Odatv
16

Manifest, Crush, AURA gibi örnekler, müzik endüstrisinde eski bir modelin dijital çağdaki yeni yüzünü gösteriyor. Müzik alanında çalışanlara göre değişen üretimden çok pazarlama biçimi; ancak müzisyenlerin güvencesizlik ve hak sorunları devam ediyor.

Son dönemde Türkiye müzik sektöründe şirketler tarafından kurulan veya yarışma formatlarıyla oluşturulan müzik grupları yeniden popülerlik kazanmaya başladı. Hypers Music imzalı Manifest, DMC’nin oluşturduğu “boy band” projesi Crush, Mahzen Media bünyesindeki Karma ve Mantra ile Seventh Door Entertainment tarafından kurulan AURA, şirket destekli grup modelinin güncel örnekleri arasında yer alıyor. Dijital platformların etkisiyle bu projeler, sadece müzik üretimleriyle değil, grupların oluşum süreçlerinin de izleyiciyle paylaşılmasıyla farklı bir pazarlama anlayışını ortaya koyuyor. Ancak tartışılan soru şu: Bu durum müzik sektöründe yeni bir dönemin başlangıcı mı, yoksa geçmişte kullanılan yöntemlerin dijital çağa uyarlanmış yeni bir versiyonu mu?

Evrensel'den Merve Tur'a konuşan Müzik Araştırmacısı ve Akademisyen Özge Ç. Denizci ile Müzik Platformu Kurucusu Merve Eryürük ise bu tartışmaya farklı bir yerden yaklaşıyor. Her iki isim de şirket destekli grupların yeni bir olgu olmadığını, değişenin üretim biçiminden çok müziğin pazarlanma yöntemi olduğunu vurguluyor.

'YENİ BİR MODEL DEĞİL, ESKİ SİSTEMİN DİJİTAL HALİ'

Özge Ç. Denizci’ye göre yarışmalar sonucunda ya da doğrudan şirketler tarafından oluşturulan müzik grupları Türkiye açısından yeni değil.

Geçmişte TRT’nin, plak şirketlerinin ve müzik dergilerinin hangi sanatçıların öne çıkacağını belirlediğini hatırlatan Denizci; bugün aynı seçme ve yönlendirme mekanizmasının dijital platformlar, algoritmalar, yapım şirketleri ve reklam ağları üzerinden işlediğini söyledi.

Denizci’ye göre asıl değişen nokta ise artık yalnızca müziğin değil, grubun oluşturulma sürecinin de pazarlanması. Yarışmaların üyelerin seçilmesi, elenmesi ve hazırlanma sürecini izleyiciye sunarak daha grup kurulmadan sadık bir dinleyici kitlesi oluşturduğunu belirten Denizci, bu nedenle yarışmaların bir tanıtım kampanyası ve pazar araştırması işlevi gördüğünü söyledi.

The Monkees ve Spice Girls gibi örnekleri hatırlatan Denizci, “Piyasa koşulları değiştikçe sektörün işleyişi de buna göre dönüşüyor” dedi.

'İŞÇİ MİSİNİZ YOKSA ÜRÜN MÜ'

Şirket destekli projelerde müzisyenlerin üretim özgürlüğünün büyük ölçüde sözleşmelerle belirlendiğini söyleyen Denizci, sanatçıların çoğu zaman belirlenmiş bir iş tanımını yerine getirdiğini belirtti.

Denizci, “Sözleşmenizde yazdığı kadar özgürsünüz. Bir de o sözleşmelere göre işçi misiniz, yoksa ürün mü?” ifadelerini kullandı.

Müzisyenlerin en temel sorunlarından birinin sosyal güvencesizlik olduğunu belirten Denizci, müzisyenlerin yazılı sözleşmeyle çalışmasının hâlâ yaygınlaşmadığını söyledi.

Denizci, Türkiye’de müzik emeğinin durumuna ilişkin rapora değinerek, müzik emekçilerinin büyük bölümünün SGK kaydının bulunmadığını, hastalık veya iş kazası gibi durumlarda ise çalışma hayatlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.

Bağımsız müzisyenlerin dijital platformlarda eserlerini yayımlayabilmesinin kolaylaştığını ancak görünür olmanın aynı ölçüde kolaylaşmadığını belirten Denizci, “Platformda bulunmak ile keşfedilmek aynı şey değil” dedi.

Algoritmaların popüler isimleri daha görünür hale getirdiğini söyleyen Denizci, nitelikli pek çok üretimin görünmez kaldığını, bunun da birçok müzisyeni zamanla sektörden uzaklaştırdığını ifade etti.

'ÇÖZÜM İÇİN YASAL DÜZENLEME ŞART'

Denizci’ye göre sektörün en önemli ihtiyaçlarından biri ise müzisyenlerin hukuki statüsünün açık biçimde tanımlanması. Müzik-Sen’in hazırladığı yasa çalışmasına ve çeşitli müzisyen örgütlerinin girişimlerine dikkat çeken Denizci, “Müzisyenin hukuki statüsünün acilen tanımlanması ve statü farklılıklarının hak kayıplarına yol açmasının önüne geçilmesi gerekiyor. Nihayetinde kurtuluşun tek başına olabildiğini gösteren bir müzik tarihi yok” değerlendirmesinde bulundu.

'SORUN DEĞİL PATRONLAR DEĞİŞTİ'

Merve Eryürük, müzik sektöründe “bağımsız” olmanın sanıldığı kadar net bir tanım olmadığını belirterek, müzisyenler ile yapımcılar arasındaki ilişkinin tek tip olmadığını söyledi.

Eryürük, “Müzik sektöründe ‘bağımsız’ olmak diye bir şey yok. Bazı müzisyenler bazı yapımcılardan daha güçlü, bazı yapımcılar da bazı müzisyenlerden daha güçlü. Bu nedenle müzisyen ve yapımcı kimliklerini tek bir çerçevede değerlendirmek doğru değil” dedi.

Yeni çağda dijital platformların yapım şirketlerinin yerini aldığını belirten Eryürük, “Eskinin patronu yapım şirketleriydi, bugün ise dijital platformlar. Albüm gelirlerini onlar belirliyor, kimi öne çıkaracaklarına büyük ölçüde onlar karar veriyor. Bu nedenle yeni dünyada kimse tam anlamıyla bağımsız değil” ifadelerini kullandı.

'MÜZİK GRUPLARI YENİ BİR MODEL DEĞİL'

Eryürük, son dönemde yeniden popüler hale gelen yarışma çıkışlı veya şirket destekli müzik gruplarının yeni bir gelişme olmadığını ifade ederek, Beatles, Queen, Metallica, Coldplay ve Nirvana gibi grupların müzik tarihinde önemli değişimlere imza attığını belirtti.

Müzik yarışmalarının yıllardır sektöre giriş yollarından biri olduğunu belirten Eryürük, “Yarışmalar müzisyenler için önemli bir umut kapısı. Ancak uzun soluklu bir kariyer için tek başına yeterli değil. Bugün yarışmalar daha çok bir format haline geldi. Müzisyenlerin sömürülmediği iş birlikleri kurulabildiği ölçüde sektöre katkı sağlayabilirler” dedi.

'SPOTİFY'DA OLMAK YETMİYOR'

Dijital platformların üretim baskısını artırdığını söyleyen Eryürük, “Spotify ve YouTube’da milyonlarca dinlenmeye ulaşmak gerekiyor. Her gün yüz binlerce şarkının yüklendiği bir ortamda yeni bir müzisyenin kendi çabasıyla fark edilmesi oldukça zor. Eskiden müzisyenin rakibi başka müzisyenlerdi, bugün buna yapay zeka ile üretilen müzikler de eklendi” ifadelerini kullandı.

Eryürük, konser verebilmenin de dijital platformlardaki dinlenme sayılarına bağlı hale geldiğini belirterek, “Konser organizatörleri zarar etmeyeceklerinden emin olmak istiyor. Bu nedenle dijital görünürlük belirleyici hale geldi” dedi.

Müzik sektöründeki temel gelir tartışmasının artık farklı aktörler arasında yaşandığını ifade eden Eryürük, şunları söyledi:

MÜZİSYENLER GÜVENCESİZ ÇALIŞIYOR

Eryürük, müzisyenlerin önemli bölümünün kayıt dışı ve güvencesiz koşullarda çalıştığını belirterek, güçlü bir sendikal yapının bulunmamasının ciddi bir sorun olduğunu belirterek şunları ekledi:

“İşlevsel bir sendika olmadığı için müzisyenler toplu hak mücadelesi veremiyor. Yanlış sözleşmeler gelir kaybına yol açıyor. Pandemi döneminde yaşanan sorunların büyük bölümü hâlâ çözülebilmiş değil”

Eryürük, “Türkiye müzik açısından çok zengin bir ülke. Sadece bu topraklardaki dinleyicilere değil, dünyaya açılabilecek güçlü bir potansiyeli var. Bunun gerçekleşebilmesi için ülkenin bunu hedefleyen bir müzik politikası oluşturması gerekiyor. Müziği üreten, organize eden ve pazarlayan tüm iş kollarına maddi ve manevi destek sağlanmalı” diye konuştu.

Kültür politikalarının ekonomik katkı da sağlayacağını vurgulayan Eryürük, “Desteklenen bir müzik sektörü hem ülke içinde güçlenir hem de önemli bir ekonomik değer yaratabilir” ifadelerini kullandı. Eryürük, “K-pop grupları devlet politikalarıyla desteklenen bir model olarak ortaya çıktı ve ülkeye hem ekonomik hem de kültürel anlamda önemli katkılar sundu. Türkiye’de de yalnızca pop müziğini değil, ülkenin müzikal zenginliğini kapsayan bir kültür politikasının oluşturulmasını umut ediyorum” diye konuştu.

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler