MERVE YİĞİTCAN
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) 153 iş konseyi arasında küresel vizyonu ve makroekonomik çarpan etkisiyle en stratejik yapılardan biri olan Eğitim Ekonomisi İş Konseyi, 15’inci yılında vites büyütüyor. Konseyin yeni başkanı Dr. İsrafil Kuralay ile bir araya gelerek, Türkiye’nin küresel eğitim pastasından aldığı payı, hedef pazarları, vakıf üniversitelerinin yeni dönem stratejilerini ve sektörün önündeki yapısal engelleri konuştuk. Dünyada 200 ila 400 milyar dolarlık devasa bir hacme ulaşan eğitim ekonomisinde Türkiye’nin artık bir ‘lig oyuncusu’ olduğunu vurgulayan Kuralay, içerideki karamsar algının aksine, dışarıdan bakıldığında Türkiye’nin çok güçlü bir eğitim cazibe merkezi haline geldiğini ifade etti. Batı dünyasında tırmanan vize engelleri ve yabancı düşmanlığı gibi yaklaşımların Türkiye için doğal bir çekim alanı yarattığını kaydeden Kuralay, dezenformasyon süreçlerine karşı küresel ölçekte güçlü bir lobi faaliyeti yürüteceklerinin mesajını verdi.
Büyük bir potansiyele sahibiz
Türkiye’nin, son 25 yılda uluslararası öğrenci bazında çok büyük bir potansiyele ulaştığına dikkat çeken Kuralay, “2000’li yılların başında yalnızca 10-18 bin bandında olan yabancı öğrenci sayımız, bugün 380 bine ulaşmış durumda. Bu, neredeyse 20 katı aşan devasa bir yükselme grafiğidir. Bu başarı sayesinde dünyada uluslararası öğrenci sayısında ilk 10 ülke arasına girmeyi başardık” dedi.
Bu büyümenin, DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi’nin de sorumluluk alanını genişlettiğini söyleyen Kuralay, “Yeni dönemde dünya genelinde çok daha hedefli, odaklı çalışmalar yürüteceğiz. Eğitim dünyası, Türkiye için son derece olumlu, talebin yüksek olduğu ve öğrencilerin tabiri caizse kendiliğinden gelmek istediği bir pazar” diye konuştu.
1 milyon barajını aşan tek ülke ABD
Eğitimin tamamen ticari bir meta gibi konumlandırılmasının yaratabileceği yanlış anlaşılmalara da değinen Kuralay, ekonomik gerçekliğin altını ise şöyle çizdi: “Eğitimi sadece ticarete endekslemek yanlış anlaşılabilir ancak bu hayatın ve ekonominin bir gereğidir. Öğrenci ülkemize gelecek, kaydını yaptıracak, harcamasını yapacak. Biz DEİK olarak bu dönemde hedef ülkelere yönelik nokta atışı çalışmaları artıracağız. Ülkemize hem sayısal olarak daha fazla hem de nitelik açısından çok daha donanımlı öğrencilerin gelmesini amaçlıyoruz. Türkiye’nin resmi olarak koyduğu 500 bin ve ardından 1 milyon uluslararası öğrenci hedefi var. Dünyada bugün 1 milyon barajını aşan tek ülke ABD. İngiltere, Kanada, Avustralya, Almanya ve Fransa gibi devlerle yarışıyoruz. 1 milyon hedefine ulaştığımızda küresel ligde ilk 3 arasına girmiş olacağız.”
Yıllık doğrudan katkı 3 milyar dolar
Küresel ölçekte yüz milyarlarca doları bulan eğitim sektörünün Türkiye ekonomisindeki cari karşılığını ve etki analizlerini değerlendiren Kuralay, rakamların çarpan etkisine ilişkin olarak da, “Şu an mevcut 380 bin öğrencinin Türkiye ekonomisine yıllık doğrudan katkısı 3 milyar dolar civarında. Ancak bu veri çok iyi analiz edilmeli. Bir öğrencinin ülkeye katma değeri, sadece üniversiteye ödediği eğitim ücretiyle ölçülemez. Bunun konaklaması, yemesi, içmesi, sosyal harcamaları var. Bir öğrenci lisans için geldiğinde 4 yıl, yüksek lisans ve doktorayı da eklediğinizde en az 7 ila 11 yıl boyunca sizin ülkenizde yaşayan, tüketen ve harcayan bir ekonomik aktöre dönüşüyor. Dolayısıyla bu, hizmet ihracatı kalemleri içerisinde çarpan etkisi en yüksek alanlardan biri” değerlendirmesinde bulundu. “Eğitim, ekonomiye kurban edilemeyecek kadar kıymetli bir alan” diyen Kuralay, “Temel hedefimiz her zaman en iyi, en kaliteli eğitimi vermek olmalı. Çünkü bizim yatırım malzememiz insan. Bu öğrencilere yabancı gözüyle bakılmasını doğru bulmuyorum. Bizim lügatimizde ‘yabancı öğrenci’ yok, ‘misafir’ veya ‘uluslararası’ öğrenci var. Onları ötekileştirmeden, bu toprakların kuşatıcı kültürüyle kucaklamalıyız” ifadelerini kullandı.
Yeni kayıtlar yavaşlasa da eğitimde cari açık yok
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre, Türkiye’den yurt dışına giden öğrenci hareketliliği 2004 yılındaki 33 bin seviyesinden 2023 yılında 67 bine yükselerek iki katına çıksa da, ülkeye gelen net öğrenci hacmi bu rakamın oldukça üzerinde seyrediyor. DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi de tam olarak bu kritik noktada devreye girerek eğitim kalitesini yükseltmeyi ve nitelikli öğrenci çekimini artırarak cari dengedeki artı pozisyonu korumayı hedefliyor. İsrafil Kuralay, bu dengeyi sürdürülebilir kılmak için hem gidiş hem de geliş trafiğine önyargısız bakılması gerektiğini belirterek, “Yurt dışından gelişi de ön yargılı olmayan, buna tamamen reel olarak, ekonomik olarak bakmak gerekiyor. Cari dengeyi sağlamak anlamında daha fazla getirmemiz gerekiyor. 1 milyon öğrenciyi bu ülke taşıyabilir, altyapımız var” diye konuştu.
En çok öğrenci Özbekistan'dan
Türkiye’nin eğitim pazarında en güçlü olduğu hinterlanda ve coğrafi dağılıma ilişkin de bilgiler veren Kuralay, şöyle devam etti: "Şu an en çok öğrenci çektiğimiz ilk 20 ülke, doğrudan kendi kültürel ve coğrafi hinterlandımızda yer alıyor. Bir numarada Türkmenistan var. Ardından Suriye, Özbekistan, İran, Afganistan ve Kuzey Afrika’dan Fas geliyor. Aslında tam anlamıyla bölgemizin cazibe merkezi ve kampüsü konumundayız. Bu ülkelerden gelen çocuklar kültürel ve inançsal olarak yabancılık çekmiyorlar. Özellikle Türk dünyasında muazzam bir potansiyel ve genç nüfus var. En büyük avantajımız şu ki, Türk devletlerindeki 30 yaş altı gençliğin hemen hemen yüzde 80’i Türkiye Türkçesini biliyor. Gittiğinizde hiçbir zorluk yaşamıyorsunuz. Türkiye’ye yönelik çok büyük bir sevgi ve gelme arzusu var. Üniversite rektörleriyle görüştüğümüzde akademik işbirliklerine son derece açık olduklarını görüyoruz. Erasmus’un yanı sıra Türk Devletler Teşkilatı’na bağlı 'Orhun Değişim Programı' da bu entegrasyonu çok hızlandırdı."
Misafir öğrenciler, ülkelerinde Türkiye elçisi gibi oluyor
Sosyal medyada körüklenen göçmen karşıtı söylemlerin ve dış kaynaklı algı operasyonlarının sektöre verdiği zarara değinen Kuralay, sektörde küresel rekabette algı savaşları yaşandığına, bunu kırmak için de “Bu dezenformasyonu önlemek için dünyada Türk eğitiminin lobisinin tabiri caizse daha iyi yapılması lazım. Bu konuda da DEİK’e düşüyor, eğitim iş konseyine düşüyor” dedi. Eğitim ekonomisinin sadece okul süreciyle sınırlı kalmadığını, uzun vadeli bir dış ticaret ve lobi stratejisi olduğunu belirten Kuralay, şu açıklamalarda bulundu:
“Eski dünyada üniversiteler azken yurt dışına gitmek bir modaydı ancak bugün Türkiye çeşitlenen programlarıyla bu beklentiyi içeride rahatlıkla karşılıyor. Bizim asıl gücümüz, burada eğitim alan misafir öğrencilerimizin ülkelerine döndüklerinde üstlendikleri roldür. Biz bir elçi gönderiyoruz; ticarette iş yapan, şirket kuran çok sayıda Türkiye mezunu var. Döndüğünde ilk baktığı yer Türkiye oluyor, Türkiye ile alışveriş yapmak istiyor. Şu an 120 milyar dolarlık hizmet ihracatı pazarımızda eğitim; lojistiği, sağlığı, turizmi besleyen ana damardır. Bu dönemde DEİK olarak eğitim ekonomisinin cari durumunu net olarak ortaya koyacak kapsamlı bir etki araştırması başlatıyoruz. Bu veri setiyle yol haritamızı daha da netleştireceğiz."