İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, katıldığı özel röportajda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı süreci, Liderlik Evi’ne düzenlenen bombardıman anı ve bölgesel güvenlik dinamiklerine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin süreçteki tutumuna dikkat çeken Erakçi, Ankara’nın Kuzey Irak merkezli terör tehditlerine karşı önleyici bir duruş sergilediğini ifade etti. Liderlik Evi’ndeki istihbarat zafiyetine ve Mücteba Hamaney’in durumuna değinen Erakçi; yeni liderlik mesajından Trump’ın stratejik başarısızlığına, 33 günlük savaşın getirdiği algı değişiminden Amerikalı diplomat Witkoff ile yaptığı sert müzakerelere kadar pek çok konuda ilk kez bu kadar net mesajlar verdi.
‘TÜRKİYE SALDIRI GİRİŞİMLERİNİ ENGELLEDİ’
Saldırı sürecinde bölgesel aktörlerin tutumunu değerlendiren İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Türkiye’nin Kuzey Irak sınırındaki terör hareketliliğine karşı müdahalesine değinerek, “Türkiye bu süreçte çok etkili bir rol oynadı. Hem Amerikalılarla görüştüler hem de bu konuda çok sağlam bir duruş sergilediler. Bu kolektif çabalar, İran'ı bölme ve iç karışıklık çıkarma komplosunun başarısız olmasını sağladı” dedi.
‘PEHLEVİ İSRAİL İLE ANLAŞTI AMA BAŞARAMADILAR’
Pehlevi’nin İsrail ile anlaştığını belirten Erakçi şöyle devam etti:
“O 'küçük kuş' (Rıza Pehlevi'yi kastediyor) İsrail ziyareti sırasında İran'ın parçalanması konusunda anlaşmış. 'Kenar bölgeler sizin olsun, merkezde ben şah olayım' demiş. İran'ı bölmek, rejimi çökertmek ve iç karışıklık çıkarmak için tüm planlarını yapmışlardı ama başaramadılar.”
ERAKÇİ'DEN MÜCTEBA HAMANEY AÇIKLAMASI
Saldırının gerçekleştiği gün yaşananlara ve Liderlik Evi’nin durumuna ilişkin kişisel tanıklığını aktaran Erakçi, Mücteba Hamaney hakkındaki soruya şu yanıtı verdi:
“Mücteba Hamaney i henüz görmedim. Bir kaç kişinin dışında onu gören olduğunu düşünmüyorum.”
‘İRAN’IN POLİTİKALARINDA DEĞİŞİKLİK OLMAMIŞTIR VE OLMAYACAKTIR’
Uzmanlar Meclisi’nin liderlik kararı ve dünyaya verilen mesaja ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erakçi, kararlılık vurgusu yaptı:
“Şöyle ki, kendisi her zaman adaylardan biri olarak, yani aday demeyelim de bu makama layık kişilerden biri olarak gündemdeydi. Tabii ki takdir Uzmanlar Meclisi’nindir. Bizim için çok iyi ve etkili olan şey, dünyaya çok önemli bir mesaj verilmiş olmasıydı. Savaşa ve tüm bunlara rağmen, İslam Cumhuriyeti'nin politikalarında, ilkelerinde ve ideallerinde hiçbir değişiklik olmamıştır ve olmayacaktır. Bu mesajın her yere ulaşması çok önemliydi.”
‘TRUMP’IN GÖSTEREBİLDİĞİ HİÇBİR BAŞARI YOK’
Batılı muhataplarının Donald Trump'ın politikalarını eleştirirken kullandığı ifadeleri aktaran Erakçi, ABD'nin bir başarı elde edemediğini ifade etti:
“Kendilerinin (batılıların) Trump'la dalga geçmek için kullandıkları ifade tam olarak şuydu: 'Eee, sen ne yaptın? Hamaney gençleşti.' Hamaney gençleşti! Başka bir şey de yapamadın; Hürmüz Boğazı zaten açıktı da şimdi senin yüzünden mi kapandı? İstediğin şeylere de ulaşamadın. Ne başarın var ki senin? Ve bu durum Trump için gerçekten bir muamma olarak kaldı, çünkü gösterebileceği hiçbir başarısı yok.”
‘ZAYIF İRAN ALGISI YIKILDI’
Savaşın ardından İran’ın uluslararası alandaki konumunun tamamen dönüştüğünü savunan Dışişleri Bakanı Erakçi, stratejik zafer vurgusu yaptı:
“Şu an bizim aslında stratejik bir zafer kazandığımıza inanıyorum. Bana göre bu savaştan sonra İslam Cumhuriyeti'nin konumu taban tabana değişti. En önemlisi de o 'zayıf İran' algısı yıkıldı ve yerine 'güçlü ve çetin bir İran' algısı yerleşti.”
‘ATEŞKES FALAN YAPMIYORUZ, SAVAŞACAĞIZ DEDİK’
12 günlük savaş ile 33 günlük savaş arasındaki yaklaşım farkına dikkat çeken Erakçi, şöyle devam etti:
“Evet, o zaman da biraz öyleydi ama tam olarak inanmadılar. Bunun nedeninin teçhizatlar falan olduğunu, İran'ın füze rampalarını vururlarsa bu işi çözebileceklerini düşündüler. Ama bu 33 günlük savaşta artık bu durum kanıtlanmış oldu. Özellikle de geçen sefer, savaştan sonra ateşkes dediklerinde biz de nihayetinde kabul etmiştik. Ama bu kez dedik ki: 'Ateşkes falan yapmıyoruz, savaşacağız; ta ki savaşın tamamen sona ereceği bir noktaya gelene kadar.' Biz her yıl bu senaryonun tekrarlanmasını istemiyoruz. Bu söylediklerim, Allah biliyor ki asla bir slogan değil. Bunu her gün diğer ülkelerle yaptığım görüşmelerde ve onların yaklaşım tarzlarında bizzat gören biri olarak söylüyorum...”
‘NE TESLİM OLDUK NE İRAN BÖLÜNDÜ’
Yabancı bakanların kendisine bizzat ifade ettiği değerlendirmeleri paylaşan Erakçi, İran'ın direniş gücünü şu sözlerle aktardı:
“Kesinlikle. Görüştüğümüz tüm bakanlar, dost olsun düşman olsun herkes, 'İran bu savaştan daha güçlü çıktı' diyor. Bu bizzat kendi ifadeleridir. 'İran dünyayı şaşırttı', 'İran gerçek gücünü gösterdi', 'Biz sizin asıl atom bombanızın Hürmüz Boğazı olduğunu yeni anladık, şimdiye kadar başka bir şeyin peşinden gitmişiz' diyorlar. Dünya İran'ın güçlü olduğunu anladı. Bu belki de bizim en büyük zaferimizdi. Peki bizim güçlü olduğumuzu nereden anladılar? Çünkü direndik. Ne teslim olduk, ne rejim değişikliği yaşandı ne de İran bölündü. Oysa onlar İran'ı bölmek için planlar yapmışlardı.”
‘BİZİ NE TEHDİT EDEBİLİRSİNİZ NE RÜŞVET VEREBİLİRSİNİZ’
Müzakere masasında Amerikalı temsilci Witkoff ile yaşadığı sert diyalogları ve rüşvet tekliflerini nasıl reddettiğini açıklayan Erakçi, Venezuela benzetmesine de tepki gösterdi:
“Evet, Witkoff'a. Söyledim ki, şimdiye kadar her an bütün toplantının bombalanabileceğini düşündüğün bir toplantıda yer aldın mı? Öylece bön bön yüzüme baktılar. Söyledim ki, hiç telefonla konuşurken, konuştuğun o anda, tabiri caizse infilak edebileceğini, yok olabileceğini düşündün mü? Hiç, örneğin, ne bileyim, telefonla ailenin halini hatrını sorarken kendi kendine bunun son kez olabileceğini düşündün mü? Dedim ki, biz bunları tecrübe ettik ve dik durduk. Bizimle başka türlü konuşmanız gerekir. Bizi ne tehdit edebilirsiniz, ne de bize rüşvet verebilirsiniz (bizi satın alabilirsiniz). 12 günlük savaştan önceki müzakerelerde, rüşvet vermek için gelmişlerdi — bana değil, İslam Cumhuriyeti'ne. 'Şunu yaparız, bunu yaparız, şunu inşa ederiz, bunu inşa ederiz' dediler. Ben de orada onlara dedim ki, bizim zenginleştirmemiz satılık değildir. Bu, İran halkının uğruna 20 yıl ambargolara katlandığı, bilim insanlarının uğruna kanının döküldüğü bir şeydir. Bunu nasıl satabiliriz? Sen bana 'Şu santrali kurarım, bunu kurarım' diyorsun. Burada dedim ki; ne rüşvet, ne tehdit. Sadece korkan birini tehdit edebilirsin. Biz her an başımıza her şeyin gelebileceğini bilerek (bekleyerek) oraya gittiğimizde, beni 'Gelir vururum, şunu yaparım, savaş başlatırım' diyerek korkutamazsın. Evet, burası bir kişiyi aldığında diğerlerinin korkup geri adım atacağı Venezuela değil.”
‘27 ŞUBAT’TAN İTİBAREN HAVA SAVAŞA DOĞRU GİTMİŞTİ’
Saldırı öncesindeki askeri ve diplomatik atmosferi değerlendiren Erakçi, 27 Şubat Cuma gününden itibaren gerilimin tırmandığını belirterek süreci şöyle özetledi:
“27 Şubat Cuma gününden itibaren hava savaşa doğru gitmişti. Cumartesi sabahı saat 08:00'de Cumhurbaşkanı ile bir görüşmem vardı ve ona 'Hava savaş gibi' dedim. Biz raporları genellikle Sayın Hicazi'ye (Hamaney in sağ kolu- rehberlik bölgesinin güvenlik vs. Den sorumlu) veriyorduk ve o da Lider'e iletiyordu. Saat 09:00'da Sayın Hicazi ile bir görüşmem vardı ve müzakere raporunu kendisine ilettim; savaşın ağır atmosferine atıfta bulunurken, orası saldırıya uğradı.”
‘MUHTEMELEN BİR İSTİHBARAT AÇIĞI’
Erakçi, aynı kompleks içinde gerçekleştirilen eş zamanlı üst düzey toplantıların düşman tarafından hedef alınmasını bir güvenlik zafiyeti olarak nitelendirdi:
“Stratejik Dış İlişkiler Konseyi'nin o saatte haftalık sabit toplantısı vardı, Devrim Şehit Lideri makamlarında hazır bulunuyordu, Şehit Şemhani de Savunma Konseyi toplantısını düzenlemişti. O günlerde eş zamanlı toplantılar düzenlenmesi olağan dışı bir durum değildi; ancak düşmanın bu toplantılardan haberdar olması, muhtemelen hâlâ var olan bir istihbarat açığının sonucuydu.”