Doğu Akdeniz'de güç mücadelesini derinleştirecek yeni bir gerilim hamlesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Fransa'dan geldi. Fransız askerlerinin GKRY'de konuşlandırılmasını da kapsayan Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması (SOFA), yalnızca ikili bir savunma iş birliği değil, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini hedef alan ve uluslararası hukuku hiçe sayan uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor.
Anlaşma; askeri teknoloji paylaşımı, ortak tatbikatlar, liman ve üs imkanlarının kullanımı gibi kritik başlıkları içerirken, Fransa'nın Kıbrıs üzerinden bölgedeki askeri varlığını kalıcı hale getirme girişimi olarak yorumlanıyor.
Milli Savunma Bakanlığı'nın sert tepki gösterdiği dikkat çeken adım; enerji rekabeti, deniz yetki alanları ve Mavi Vatan doktrini ekseninde yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Uzmanlara göre söz konusu anlaşma, Doğu Akdeniz'de şekillenen yeni güvenlik mimarisinin en dikkat çekici halkalarından biri olma özelliği taşıyor.
AVRUPA BİRLİĞİ ZİRVESİNDE SKANDAL ANLAŞMA
Rum lider Nikos Christodoulides ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un iki ay önce stratejik iş birliği çerçevesinde bir Kuvvetler Statüsü Anlaşması'na (SOFA) imza atacaklarını duyurduğu anlaşma, AB Gayriresmî Savunma Bakanları Toplantısı için Güney Kıbrıs'ta bulunan Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Catherine Vautrin ile Rum Savunma Bakanı Vasilis Palmas tarafından imzalandı.
Fransa'nın Ada'daki askeri varlığı ise yeni değil. Paris, Mart 2026'dan bu yana bir hava savunma birliğini Güney Kıbrıs'ta konuşlandırıyor. Söz konusu birlik, İran'a ait olduğu belirtilen bir kamikaze İHA'nın Rum yönetimindeki İngiliz üssü yakınlarına düşmesinin ardından bölgeye sevk edilmişti.
FRANSA'NIN ASIL HEDEFİ
Doğu Akdeniz'de kalıcı bir askeri ayak izi oluşturmayı hedefleyen Fransa, özellikle Ortadoğu'da yeniden etkinlik kazanma stratejisi kapsamında Güney Kıbrıs'a özellikle önem veriyor. Paris yönetimi, Rum kesimindeki Mari Deniz Üssü ile Andreas Papandreu Hava Üssü'nü daha kapsamlı şekilde kullanmayı amaçlıyor.
Rum yönetimi ise Türkiye karşısında uluslararası destek ağını genişletmek için Batılı ülkelerle savunma iş birliklerini derinleştiriyor ve topraklarını stratejik ortaklarına açıyor.
Askeri varlığını yalnızca üs kullanımıyla sınırlamayan Fransa, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun modernizasyon sürecinde de önemli bir rol üstleniyor. Uzun yıllar Sovyet ve Rus menşeli sistemlere bağımlı olan Rum ordusu, son dönemde Fransız yapımı hava savunma sistemleri, gelişmiş silah platformları ve taarruz helikopterleriyle envanterini yenilemeye başladı.
Bu süreç, Paris ile Lefkoşa arasındaki savunma ortaklığının geçici bir iş birliğinin ötesine geçerek stratejik bir nitelik kazandığını ortaya koyuyor.
PROF. DR. MESUT HAKKI CAŞIN, SOFA ANLAŞMASI'NIN ŞİFRELERİNİ ÇÖZDÜ
Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki egemenlik kalkanı olan Mavi Vatan stratejisini baltalamayı hedefleyen kirli anlaşmanın perde arkasını deşifre etti. Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er’e konuşan Caşın, Fransa ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Doğu Akdeniz’i ateşe atan skandal adımlarına karşı Türkiye'nin asla sessiz kalmayacağını vurguladı.
Türkiye’nin askeri ve diplomatik olarak Rus ruletini masaya koyduğunu belirten Caşın, olası bir provokasyonda Türkiye'den sürpriz bir hamle gelebileceğini açıkladı.
Mesut Hakkı Caşın, Yunanistan'ın Türkiye'nin Mavi Vatan doktrinini hezimete uğratmaya çalıştığını belirterek Kıbrıs ve İsrail üzerinden Türkiye'yi Anadolu'ya hapsetmek istediğini belirtti.
Fransa'nın Yunanistan'ı nükleer şemsiyesi altına alma girişiminin kabul edilemez bir fırsatçılık olarak nitelendiren Prof. Caşın, GKRY ile Doğu Akdeniz'de yanlış sularda yola çıktıklarını belirerek son sözü Türk denizaltılarının söyleyeceğini gözler önüne serdi.
Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın'a göre Fransa'nın Kıbrıs hamlesi, yalnızca ada ile sınırlı değil. Caşın, ABD, Çin, Rusya, Avrupa Birliği ve NATO ekseninde yeni bir güç mücadelesinin başladığını belirterek, Doğu Akdeniz'in bu rekabetin merkezlerinden biri haline geldiğini söyledi:
''İlk olarak; burada tarihin değiştiği bir kırılma anını yaşıyoruz. Avrupa ve NATO güvenliğinin, Amerika Birleşik Devletleri'nin yeniden dünyayı tanımladığı bir geçiş döneminde büyük güçler arasındaki mücadelenin şiddetlendiğini görüyoruz. Nitekim en son Trump'ın Pekin'deki mağlubiyeti Çin karşısında artık Amerika'nın bir hiper güç olmadığı ortaya çıkmıştır. Amerika'nın Grönland Meksika söylemlerinin de İran Körfezi'nde özellikle İsrail'le yaptığı saldırıyı başarısız olması ve hürriyetini açamaması Amerika'nın prestijini yere vurmuştur. Öbür tarafta da Ukrayna savaşını durduramaması ve yaklaşan Kasım seçimleriyle şu anda Trump hükümeti sıkışmış durumda. Demek oluyor ki ABD, Gazze savaşı, İran, Ukrayna savaşı; NATO, Avrupa ve Akdeniz güvenlik ve savunma politikalarını temelden değiştirmiştir. Yani sıfırdan her şey yeniden yazılıyor. Bu çok tehlikeli bir durum. İsrail'in yayılmacı ve aynı zamanda bölgeye bir şekilde savaşçı bir hezeyanla harbi genişletme tehlikesi bu belirsizliği gri hale getiriyor. Yani askeri stratejide en kötü şey gri politikadır. Ne zaman, nerede savaşın genişleyeceği belli değil ve bu İsrail'in özellikle son zamanda Türkiye'yi hedef göstermesi son derece kabul edilmez bir durum. İkinci olarak; İsrail, bölgede Amerikan desteği ile cepheyi genişletmek istiyor. İran'ın cepheyi sonrasında Türkiye'yi asli düşman senaryosu ile bu çok tehlikeli bir durum; dünyayı Amerika-NATO-Avrupa müttefikleri arasında yalnızlaştırmakla izole etmeye çalışıyor. Burada da kendine Fransa'yı buldu. Bu çok önemli.''
Caşın'a göre Yunanistan'ın uzun yıllardır savunduğu Sevilla Haritası yaklaşımı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hareket alanını daraltmayı hedefliyor.
''Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail üzerinden Türkiye'yi Anadolu kıyılarına sıkıştırmak istiyor'' diyen Caşın, özellikle Ege Denizi'nde karasularının 12 mile çıkarılması tartışmasının Ankara açısından hayati önemde olduğunu vurguladı:
''Üçüncü olarak; Doğu Akdeniz'deki 20 yıldır enerji jeopolitiğinde sözde bir Sevilla Haritası çıkarıldı. Bu haritayla Yunanistan; Kıbrıs ve İsrail üzerinden Türkiye'yi Anadolu'ya hapsetmek istiyor. Bu FIR hattı da dahil kabul edilemeyecek bir durum. Çünkü; Türkiye, Yunanistan'ın 12 mili kabul etmesi halinde hiçbir savaş uçağı Atina'dan izin almadan Ege'ye, Doğu Akdeniz'e çıkamaz. Savaş gemimiz, uçaklarımız ve sivil uçaklarımız da çıkamaz. Bu Türkiye'nin egemenlik haklarına çok büyük bir saldırı.''
Türkiye'nin denizlerdeki stratejik vizyonunu şekillendirecek tarihi bir adım olarak nitelendirdiği Deniz Yetki Alanları Kanunu'na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Mesut Hakkı Caşın, düzenlemenin 6 Temmuz'daki NATO Zirvesi'nin ardından dünyaya ilan edileceğini duyurdu:
''Bu bakımdan bu tehlikeli senaryo karşısında Türkiye'nin Atina'nın 12 deniz mili karasuları ilanını savaş sebebi sayarak TBMM'nin aldığı yetkiyle savaşa gireceğini, Mavi Vatan doktriniyle oldu bittiye izin vermeyeceğini gerekirse askeri kuvvet kullanılacağı açıklanmıştır. Bu son derece önemli. Türkiye, yeni bu gelişmedeki Karasuları Kanunu'nu Akdeniz ve Karadeniz'de 12, Ege'de 6 deniz mili olarak 6 Temmuz NATO konferansından sonra dünya ilan edecek. Uluslararası hukuk açısından bu böyledir.''
Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması (SOFA)'nın perde arkasını deşifre eden Prof. Caşın, Türkiye'nin güvenliğinin Hatay'dan değil, Şam ve Beyrut'tan başladığını hatırlattı:
''Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu'nun Lübnan saldırıları Türkiye'yi tehdit eden nokta ulaşmıştır. Bu çok önemli. Türkiye'nin güvenliği Hatay'da değil Şam'da Beyrut'ta başlıyor. Demekki Türkiye'yi güneyden kuşatmak isteyen İsrail, esas zayıf olduğu yer donanma üzerinden Fransa'yı bir şekilde yanına çekmek istiyor. Burada İsrail, Fransa ve Yunanistan 15 senedir Mavi Bayrak altında Türkiye'ye karşı askeri tatbikatlar yapıyorlar. Yani Antalya dahil Ankara ve büyük şehirlerimizi vurmak için askeri uçak gemilerini bu bölgede Girit Adası dahil olmak üzere Rodos ve Kıbrıs üzerinden askeri tatbikatlar yapıyor. Türk istihbaratı bütün bunları an ve an Doğu Akdeniz'de gece gündüz izliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın söylediği ''Bu hezeyan hedefinin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz, farkındayız ve Allah'ın izniyle buna asla müsaade etmeyeceğiz'' sözleri Türkiye'nin İsrail'e geçit vermeyeceği mesajını çok net bir şekilde ifade etmiştir. Trump bugün Türkiye'ye teşekkür etti, ''İran savaşı bitti'' dedi. Demekki Türkiye, böyle bir tavra kalkarsa İsrail'i vuracağını açıkça ortaya koydu.''
Paris yönetiminin Yunanistan'ı nükleer şemsiyesi altına alma girişimlerini sert bir dille eleştiren Caşın, kabul edilemez bir fırsatçılık olduğunu belirterek şunları söyledi:
''Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ve Kıbrıs'ın Türkiye haklarına, çıkarlarına kast edilirse cevabımız çok net ve sert olur. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu açıklamasıyla, ''Türkiye savaşır'' diyor. Bu kritik denklem içerisinde karşımızda Fransa'nın Kıbrıs'a askeri üst kurması, Yunanistan'a uçak, gemi, füze satışlarının yanı sıra NATO'nun 5. maddesi benzeri askeri ittifak anlaşmasıyla son hamle olarak Paris'in nükleer şemsiyesi altına Yunanistan'a alma girişimleri Kıbrıs'ın garantörlüğünü bir şekilde İngiltere ve Ankara'nın izni olmadan bu olamaz ve hukuka aykırıdır. Kabul edilemez bir fırsatçılıktır. Askeri ittifak doktrine bakıldığında; uluslararası ilişkiler açısından iki NATO üyesi Atina ve Türkiye arasında savaş, Fransız halkının çıkarlarına terstir.''
Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un AB üzerinden jeopolitik liderlik devşirmeye çalıştığını ancak Avrupa içinde bile yalnız kaldığını belirten Caşın, Akdeniz'deki güç dengesini gözler önüne serdi:
''Macron, Miçotakis ve Christodoulides üçlüsü Akdeniz'de yanlış sularda fırtınaya doğru yola çıktılar. Esasen Fransa ve Yunanistan Savunma Güvenlik Antlaşması 2021 tarihlidir. Ancak İran Savaşı'ndan sonra bunu fırsat bilen Macron hükümeti, öne almak için ve Türkiye'nin özellikle Afrika'daki gidişatını önüne kesmek için bir şekilde Kıbrıs'a gitti ve orada bir güç gösterisinde bulundu. Macron, anlaşmayı nükleer dahil stratejik seviyeye çıkararak Kıbrıs'tan Orta Doğu'ya müdahale ve Türkiye karşıtı Yunan, Rum, İsrail ittifakında Avrupa enerji yetki alanlarıyla jeopolitik liderlik yolunu AB üzerinden kurumlaştırmayı amaçlıyor. Yani Almanya'yı, İtalya'yı, Almanya'yı sonlamak istiyor ama bu devletler Türkiye'nin yanında yer alıyor. İngiltere'de dahil. Demek ki bu planlama yanlış ve Yunanistan'a silah pazarını kontrol etmeye başlıyor. Yani Almanya, İngiltere satmasın, Fransa satsın.''
Türkiye'nin son dönemde gerçekleştirdiği EFES-2026 başta olmak üzere geniş kapsamlı askeri tatbikatlarına dikkat çeken Caşın, Ankara'nın kararlılık mesajı verdiğini söyleyerek skandal hareketlerine karşı Türkiye'nin de Rus ruletini masaya koyarak sürpriz bir hamle yapabileceğinin altını çizdi:
''Bu gidişatın içerisinde bir denklem var. Türkiye üç tane büyük tatbikat yaptı. EFES Tatbikatı'nı 60 uçak ve 125 gemi ile yaptık. Bu, herhangi bir şekilde Türkiye, eş zamanlı olarak Ege ve Kıbrıs'a askeri müdahale eder demek. Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında 3 tane tatbikat yapılıyorsa, Türkiye artık son kozunu, Rus ruletini masanın üstüne koydu. Tek kurşun var. Mavi Vatan'da Yunanistan Savunma Bakanı Dendias'ın yaptığı açıklamalara göre, korktuklarını ve geri adım attıklarını görüyoruz. Türkiye'nin kararlılığını son tatbikatta gördük. Ben Türkiye'den sürpriz hamleler bekliyorum. Eğer Yunanistan bir şey yapmaya kalkar 12 mile çıkarırsa bu Türk-Yunan ilişkilerinin ve Ege'deki statükonun tamamen değişeceğini, Lozan'ı delen, Kerpe Adası'na kadar uçak getiren Yunanistan'ın artık Lozan Antlaşması'nı tek taraflı bozması Yunanistan aleyhine olur. Yunanistan Lozan Antlaşması'ndan mağlup bir devlettir, kaybetmiştir. Ege'deki adaların silahlandırılmak suretiyle Yunanistan, bu statükoyu bozarsa anlaşmayı tek taraflı bozan taraf olur ve Türkiye haklı sebeplerle anlaşmayı askıya alabilir. Yunan lobisi de Fransızlara güvenmiyor. Türkiye, bir şekilde mermiyi koydu masaya. Yunan siyasal ve askeri eliti Macron'a güvenmiyor ve nitekim Dışişleri Bakanımız da biz Amerika'ya bakarız demişti. Macron kuru sıkı atıyor. Kimse Macron'a güvenmiyor. Yunanlılar da güvenmiyor. Rumlar da güvenmiyor. Bütün Yunan eski askeri diplomatları ve askerleri böyle bir çatışmada Fransa'nın asla Yunanistan ve Kıbrıs'ı koruyabilecek bir devlet olmadığını biliyorlar.''
Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması (SOFA) ile Türkiye'ye karşı bir ittifak kurulmak istediğinin altını çizen Prof. Caşın, NATO içerisinde böyle bir durumun asla kabul edilemez olduğunu belirtti:
''Kuzey Kıbrıs'ta SOFA denilen anlaşma, Fransa'ya deniz üssü ve Baf kentinde Papandreou asker üssüne liman kolaylığı veriyor. Bu Türkiye'ye karşı bir ittifak ki NATO içerisinde böyle bir şey aslında kabul edilemez. Ancak esas Türkiye, 1960 Londra ve Zürih Antlaşmalarında garantör devlettir. Eğer buraya asker koyacaksa Türkiye koyabilir, Fransa burada kıyıdaş devlet değildi. KKTC'nin tanınmaması hukuken onun devlet olmadığını ortaya koymaz. KKTC bir devlettir. Kendi halkı, ordusu ve siyasi iradesi vardır. O zaman bu onay olmadan Fransız anlaşması hukuken geçersiz ve butlandı. Uluslararası anlaşmalar hukuku açısından Viyana Sözleşmesi'ne göre geçerli değildir. Asıl mesele jeopolitik olarak zaten Fransa, Doğu Akdeniz devleti değildir. O halde Fransa'nın ne Ege'de ne de Doğu Akdeniz'de hiçbir hakkı ve hukuku yoktur. Macron'un meydan okuması ''Ege'de Türkiye ve Yunanistan'a karşı ne yapmanız gerekiyorsa yanınızda olacağız'' lafı boş bir taahhütten öteye değildir.
Fransa ile GKRY arasında imzalanan SOFA anlaşmasının jeopolitik olarak hiçbir hükmü olmadığını belirten Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, askeri güç dengelerini çarpıcı rakamlarla kıyasladı:
''SOFA Anlaşması, Fransızların Doğu Akdeniz'de askeri kuvvet yayılması için yetersizdir. Fransa Kıbrıs'ta harekat yapamaz. Kuvvetle buraya saha gönderemez. Yani ne uçak gönderebilir ne de askeri bir operasyon yapabilir. Çünkü karşısında Türkiye var. Aynı bölgede Türkiye'nin 6 tane hava üssü var. Fransız donanması Türk sahillerinde deniz ablukası uygulayamaz. Böyle bir yetkisi yok. Türk Deniz Kuvvetleri, Fransız donanmasından üstündür. Uluslararası hukuk açısından Güvenlik Konseyi kararı gerekiyor. Böyle bir karar yok. Çünkü Türkiye, deniz yetki alanlarında devletlerin haklarını ihlal edecek herhangi bir eylemde bulunmamıştır. Askeri donanması Türk donanmasından zayıftır. Bunu Girit çatışmasında gördük. Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle, Türk savaş gemisi kaçtı. Çünkü bizim savaş gemimiz Fransız füzesini kitledi. Türkiye'nin şaka yapmadığını Fransa çok iyi biliyor. Fransız uçak gemisi olsa dahi Doğu Akdeniz'de son sözü Türk denizaltıları söyler. Doğu Akdeniz'de en büyük denizaltı filosu Türk deniz filosudur. Yakında Türk milli denizaltı ve uçak gemisi de devreye girdikten sonra Türkiye Doğu Akdeniz'deki en kuvvetli deniz kuvveti olacaktır. Şu anda dünya üzerinde Çin'den sonra 50 parça donanma ve savaş gemisi yapabilen tek devlet Türk donanmasıdır ve Türk donanması tarihte tekrar Fransa'yı geçmiştir. 3. soru stratejik askeri üstünlük Türkiye'dedir. Türkiye hem Anadolu coğrafyasında hem Kıbrıs'ta füzelerini yerleştirmiştir; F-16 uçakları, SİHA'lar... Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da dediği gibi; Türkiye artık saldırı pozisyonuna geçmiştir. Ayrıca Türkiye, takviye askeri kuvvet olarak bölgede yeni bir ordu teşkilatı kuracağını da biliyoruz. Türkiye Kıbrıs'taki asker sayısı arttıracaktır. Türk savunma sanayii dünyada 10. sıraya yükselmiştir.''
Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Kıbrıs’ın Türkiye için jeopolitik bir kırmızı çizgi olduğunu tarihi gerçeklerle hatırlattı:
''Reel politikada Fransız anneleri, Fransız askerlerini Rumlar için ölmeye göndermez. 2. Dünya Savaşı'nda Fransız ordusu 6 gün içerisinde teslim olmuştur. Alman orduları Paris'e girmiştir. Fransa en güçlü olduğu anda Napolyon ordusunu Türkiye Akka Kalesi'nde mağlup etmiştir. Yani Fransa'nın Türkiye'ye karşı Akdeniz'de hiçbir üstünlük şansı yok. Askeri gücü de yok. Türkiye Kıbrıs'ı asla vermez. Kıbrıs, Türkiye'nin Anadolu'nun kapısıdır. Kapatılamaz. Bedeli çok ağırdır. Türkiye, Kıbrıs'ı alırken 1571'de 40 bin şehit vermiştir. Orada Haçlı donanmasını yenmiştir. 1974 Kıbrıs Harekatı'yla artık Kıbrıs iki parçalı bir devlettir. Kimse bunu değiştiremez. GKRY'nin Fransız askeri üssüne dönüşmesi mümkün değildir. Türkiye buna müsaade etmeyecektir. Gerekli tedbirleri alıyoruz. Fransa'nın Türkiye aleyhine mukabil çıkarlarına karşı başka şekillerde Türkiye bir şekilde Fransa canını yakabilir. Bu hiçbir zaman Türk-Fransız ilişkilerine, tarihine, çıkarlarına, Macron'un yanlış politikalarına uygun değildir. Türkiye bir NATO ülkesidir. İki NATO ülkesinin birbirine silah çekmesi NATO'nun yeni güvenliğinin yapıldığı bir yerde bu asla mümkün olmayacaktır. Buna Fransız komutanları da müsaade etmeyecektir.''
Macron hükümetinin askeri ve ekonomik olarak Güney Kıbrıs üzerinden bir illüzyon yarattığını belirten Prof. Dr. Caşın, iki ülkenin askeri güç dengesini net rakamlarla masaya yatırdı:
''Macron hükümeti, askeri ve ekonomik güç olarak Türkiye, NATO'nun ikinci gücü olduğunu biliyor. Yeni NATO Avrupa Türkiye olmadan asla olamaz. Şimdi Amerika'nın yerini Fransa nükleer kuvvetle almak istiyor. Ama Fransız ordusu değil Türk ordusu alacak. Belki Fransa nükleer olarak bazı ülkelere taktik bombalar yerleştirebilir. Ancak Fransa'nın ordusuna baktığımızda Fransız ordusu 250 bin, Türk ordusunun hazır mevcudu 850 bin. Türkiye'nin ayrıca Kıbrıs'ta 40 bin askeri var. Dolayısıyla bu mümkün değil. Uçaklarına baktığımızda Fransa'nın 270 uçağı var, Türkiye'nin 300 uçağı var. Donanma olarak da Türk donanması şu anda Fransa'ya eğer uçak gemisi saymazsak gemi sayısı olarak Türkiye 2 sene içerisinde geçiyor. Deniz Kuvvetleri olarak onların 40 bin, bizim 70 bin askerimiz var. Onların 180, bizim 200 gemimiz var. Fransa'nın böyle bir macerayla Kıbrıs'ta harekat yapması, askeri üstünlük ele geçirmesi boş bir hayaldir. Bana göre hayal satıyorlar. KKTC, kıyıdaş devlet olarak Doğu Akdeniz hidrokarbonunun doğal ortağıdır. Fransa Türk sondaj filosunun Akdeniz'de en güçlü olduğunu biliyor. Gaz ve petrol ne çıkarsa Türkiye ortaktır. Biz izin vermeden ekonomik bölgemizden geçemez. Avrupa Enerji güvenliği anahtarı Türkiye'dedir. Katar gazı, su, Türkiye Petrol yeni gaz boru hattı, Irak boru hattına bakıldığında Fransa'nın yapmak istediği Kıbrıs gazını taşımak fizibilite değil, en azından 50 milyar dolar istiyor. Avrupa Birliği'nde bu para yok. Bence Fransızlar, Rumlara hayal satıyorlar. Türkiye'nin enerji kapısının kalbidir. Fransa ve Avrupa eğer Avrupa'da Rus'tan başka gaz istiyorsa Türkiye'nin ortaklığını yapmak zorunda. Türkiye'nin olmadığı yerde hiçbir zaman olmaz, sabote ederiz. Geçemezler boru hatlarıyla.''