Millî İstihbarat Akademisinin raporunda Türkiye’nin; konumu, gelişen savunma sanayii ve terörle mücadele tecrübesiyle NATO’nun yeni güvenlik mimarisinde stratejik rol üstlenebilecek ülkelerden biri olduğu kaydedildi
Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'nin, İttifakın gelecek yıllardaki yol haritasını belirleyecek en kritik toplantılardan biri olması bekleniyor. Milli İstihbarat Akademisi'nin (MİA) yayımladığı "Ankara Zirvesi, NATO 3.0 Tartışmaları ve Türkiye" başlıklı raporda, zirvenin yalnızca güvenlik gündeminin değil, NATO'nun yeni stratejik mimarisinin de şekilleneceği bir dönüm noktası olacağı vurgulandı.
Zirvenin yalnızca güncel güvenlik sorunlarının ele alınacağı bir toplantı olmadığının belirtildiği raporda, İttifakın geleceğini şekillendirecek stratejik bir dönüm noktası olacağı vurgulandı. Rapora göre, zirvenin asıl önemi, NATO'nun son yıllarda gündeme gelen "NATO 3.0" olarak tanımlanan yeni güvenlik anlayışına nasıl uyum sağlayacağını ortaya koyacak olması.
SAVUNMA HARCAMALARININ ÖTESİNDE BİR DÖNÜŞÜM
Savunma harcamalarının artırılmasının tek başına yeterli olmayacağına dikkat çekilen raporda, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın, uzun süreli çatışmalarda mühimmat stokları, üretim kapasitesi, hava savunması ve lojistik altyapının kritik önemini ortaya koyduğu belirtilerek, NATO'nun yeni dönemde kaynaklarını gerçek askeri kapasiteye dönüştürme başarısının belirleyici olacağı ifade edildi. Raporda, zirvenin gündeminde savunma sanayii üretiminin artırılması, doğu kanadında caydırıcılığın güçlendirilmesi ile Orta Doğu, Afrika, enerji güvenliği, düzensiz göç ve terörizm gibi başlıkların da yer alacağı kaydedildi.
YENİ TEHDİTLER GÜVENLİK ANLAYIŞINI DEĞİŞTİRİYOR
Raporda, NATO'nun artık yalnızca klasik askeri tehditlere odaklanmadığı belirtildi. Bilişsel savaş, siber saldırılar, yapay zekâ, insansız sistemler, kuantum teknolojileri, uzay güvenliği ve kritik altyapıların korunmasının yeni güvenlik gündeminin temel başlıkları arasında bulunduğu ifade edildi. Yeni dönemde caydırıcılığın sadece askeri güçle değil, toplumların ve devlet kurumlarının krizlere karşı dayanıklılığıyla da ölçüleceği değerlendirmesi yapıldı.
Raporda, NATO içinde ABD ile Avrupa arasındaki görev paylaşımının yeniden şekillendiğine işaret edildi. Buna göre ABD'nin stratejik caydırıcılık, istihbarat ve küresel erişim kapasitesine odaklanmasının, Avrupa'nın ise konvansiyonel savunma, mühimmat üretimi ve lojistik alanlarında daha fazla sorumluluk üstlenmesinin beklendiği belirtildi.
Türkiye'nin NATO içindeki rolünün ev sahipliğinin ötesine geçtiği vurgulanan raporda Türkiye açısından öne çıkan öncelikler şöyle sıralandı: “NATO planlamalarında 360 derece güvenlik yaklaşımının güçlendirilmesi, savunma sanayii iş birliğinin kurumsallaştırılması, terörizmle mücadelede müttefik dayanışmasının artırılması, hibrit tehditlere karşı ortak dayanıklılık kapasitesinin geliştirilmesi.”
Türkiye'nin son yıllarda savunma sanayiinde ulaştığı üretim kapasitesinin NATO'nun ihtiyaçlarıyla örtüştüğü belirtilen raporda, insansız sistemler, mühimmat, elektronik harp, radar ve hava savunma teknolojilerindeki üretim kapasitesinin özellikle NATO'nun mühimmat ve hava savunması alanındaki açıklarının giderilmesine katkı sağlayabileceği ifade edildi. Ambargolar ve ihracat kısıtlamalarının ise ortak kapasite geliştirme hedeflerini olumsuz etkilediği değerlendirmesinde bulunuldu.
Raporun sonuç bölümünde, Türkiye'nin Karadeniz'den Orta Doğu'ya uzanan geniş güvenlik coğrafyasında aynı anda etkin rol oynayabilen az sayıdaki NATO müttefikinden biri olduğu belirtildi. Raporda, NATO'nun yeni dönemde etkili bir ittifak olarak varlığını sürdürebilmesi için savunma harcamalarını askeri kapasiteye dönüştürmesi, doğu ve güney kanatları arasında dengeli bir güvenlik yaklaşımı geliştirmesi, ABD ile Avrupa arasındaki yeni görev paylaşımını başarıyla yönetmesi ve dayanıklılığı kolektif savunmanın merkezine yerleştirmesi gerektiği ifade edildi.