Ana içeriğe geç

Rakamlar devleşiyor sanat üretimi eriyor

Türkiye’de kültür ve sanat alanına ayrılan bütçenin arttığı düşünülse de veriler yakından incelendiğinde sanatçılar ve sanat kurumları açısından çelişkili bir durum söz konusu. TÜİK, İlke Vakfı ve Sosyal Veri Platformu’nun yayınladığı verilere göre kültür harcamaları aslında her geçen gün azalıyor

Rakamlar devleşiyor sanat üretimi eriyor
Aydınlık
16

Türkiye’de kültür ve sanat dünyasına dair açıklanan son veriler, rakamların ardındaki derin sorunları gün yüzüne çıkarıyor. Yurt dışına yapılan kültür satışları ağırlıklı olarak el sanatları ve seri üretim televizyon dizilerine dayanırken; içeride devletin kültür bütçesini büyük oranda restorasyon projelerine halkın ise teknolojik aletlere ayırması sanatçıların destekten yoksun kalmasına neden oluyor.

Türkiye genelinde yapılan toplam kültür harcamalarının milli gelir içindeki oranının yıllardır yüzde 1,0 seviyesinde takılıp kalması, sanata ayrılan paranın aslında artmadığını kanıtlıyor. Rakamlara daha yakından bakıldığında; doğrudan sanatçıya, edebiyata, sahne sanatlarına veya sinemaya ayrılan payın giderek eridiği; pastanın büyük dilimlerinin binalara, teknolojik aletlere ve ticari seri üretimlere gittiği görülüyor.

KÜLTÜR İHRACINDA EL SANATLARI ÖNDE

Kültür sanat ürünlerinin yurt dışı satışları, ilk bakışta büyük bir artış gibi görünse de ayrıntılar Türkiye’nin dünyadaki yerine dair farklı bir gerçeklik sunuyor. 2011 yılında 2,54 milyar dolar olan kültür ürünleri satışı, aradan geçen 13 yılda artarak 2024 itibarıyla 9,88 milyar dolara ulaştı. Ancak bu büyümeyi gölgeleyen önemli unsurlar bulunuyor. Uzun yıllar 1 milyar dolar seviyelerinde kalan kültür ürünleri ithalatının 2024 yılında yüzde 166 gibi olağanüstü bir sıçramayla 7,34 milyar dolara fırlaması, dışarıya bağımlılığın hızla arttığını gösteriyor.

Öte yandan, dışarıya yapılan 9,88 milyar dolarlık bu satışın niteliği de tartışma konusu. Dışa satımın yüzde 98’inden fazlasının yalnızca geleneksel el sanatlarından oluşması, Türkiye’nin dünyaya çağdaş sanat, edebiyat veya modern fikir ürünleri sunmakta ne kadar zayıf kaldığını ortaya koyuyor. Fiziksel eşyaların dışında geniş bir uluslararası izleyiciye ulaşan televizyon dizileri ülkeye ciddi bir gelir sağlasa da, bu durum kültür sanat çevrelerinde haklı eleştirileri beraberinde getiriyor. Dizi sektöründeki bu hızlı büyümenin, sanatsal kaliteyi düşüren bir seri üretim mantığı yarattığı ve Türkiye’nin toplumsal yapısını yurt dışında gerçeklikten uzak, kalıplaşmış bir biçimde tanıttığı gerçeği, bu alanı sanatsal bir başarıdan çok ticari bir kazanç kapısı olarak gösteriyor.

KAMU KAYNAKLARI YAŞAYAN SANATA HARCANMIYOR

Kültür harcamaları incelendiğinde ise devletin kültür sanat alanındaki belirleyici gücü öne çıkıyor. Toplam kültür harcamalarının yüzde 64,3’ünü devlet yapıyor. Ne var ki bu kaynakların dağılımı, yaşayan sanatın ihtiyaçlarını karşılamaktan oldukça uzak görünüyor. Devletin yaptığı harcamalardaki en büyük kalem, doğrudan sanat üretimine değil; yüzde 24,4’lük pay ile mimarlık alanına gidiyor.

Bu oran, kamu bütçesinin büyük bir kısmının tarihi eser restorasyonlarına, kamu binaları inşaatlarına ve çevre düzenlemelerine aktarıldığı anlamına geliyor. Kültür ve sanatada ayrılan bütçedeki bu dengesizlik tiyatroların, bağımsız sinemacıların, yazarların ve sanatçıların kamu kaynaklarından yeterince beslenememesine yol açıyor. Binalara ve mekanlara yapılan yatırım artarken, o mekanların içini dolduracak sanatsal içeriğin üretimi adeta kaderine terk ediliyor.

VATANDAŞLARIN BÜTÇESİ DİJİTALE AKIYOR

Kamu kaynaklarındaki bu tercih, halkın harcamalarında çok daha çarpıcı bir boyut kazanıyor. Yurttaşların kültür harcamaları incelendiğinde, ayrılan paranın sanata değil, teknolojik bir zorunluluğa dönüştüğü anlaşılıyor. Toplam halk harcamalarının dörtte biri bilgisayar, tablet ve akıllı telefonlara gidiyor.

Eğitim, iş ve iletişim için mecburi hale gelen teknolojik cihazların istatistiklerde kültür harcaması sayılması, halkın bütçesini yapay biçimde yüksek gösteriyor. Gerçekte ise tiyatroya, sinemaya, konsere gitmek veya bir sanat eseri satın almak gibi doğrudan sanata ayrılan pay günden güne eriyor. Daralan bütçeler ve artan masraflar nedeniyle yurttaşlar, canlı sanat etkinliklerine katılmak yerine dijital aboneliklerle yetinmek zorunda kalıyor. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo, milyarlarca dolarlık satış rakamlarına ve harcamalara rağmen, kültürün binalar ile ekranlar arasına sıkıştığını ve sanata ulaşılamadığını açıkça gösteriyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler