Bugün FETÖ'nün darbe girişiminin onuncu yılı. On yıl geçti ama o gece hafızalardan silinmedi. Bildiriye selalarla verilen cevap, tankların önüne çıkan silahsız insanlar ve devletini korumak için günlerce uyumayan bir millet... Bunlar yalnızca bir direnişin değil, bir milletin ortak vicdanının fotoğrafıdır. Ne kadar şükretsek azdır. Ne kadar anlatsak eksik kalır. Çünkü unutulan her darbe, mekaniğini, şartlarını bulduğunda tekrarlar... Bu yüzden geçmişi sadece anmak değil, doğru okumak zorundayız. Bugün hem FETÖ ile mücadelenin geldiği hukuki noktaya bakacak hem de 15 Temmuz Hafıza Müzesi ile Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı'nın toplantısında edindiğim izlenimleri paylaşacağım.
HUKUKİ TABLO
FETÖ ile mücadelede geçen on yıl, yalnızca bir güvenlik operasyonu değil, Cumhuriyet tarihinin en büyük yargısal süreçlerinden biri oldu. Resmî verilere göre yaklaşık 720 bin kişi hakkında adli işlem yapıldı, 636 binin üzerinde ilk derece yargılaması tamamlandı. Bu dosyalar sonunda 127 binden fazla mahkûmiyet, 124 binden fazla beraat kararı verildi. Bu tablo, mücadelenin yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil, yoğun bir yargısal denetim içinde yürütüldüğünü gösteriyor.
Yaklaşık 2 milyon ihbar incelendi. Bunların 1 milyon 561 bin 489'u hakkında soruşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Bu sonuç, devletin yalnızca suçluyu cezalandırmakla değil, suçsuzu ayıklamakla da titizlikle uğraştığını gösteriyor.
KHK'larla yaklaşık 125 bin 678 kamu görevlisi ihraç edildi. OHAL Komisyonu'na 126 bin 630 başvuru yapıldı. Bunların 17 bin 960'ı kabul edildi, 108 bin 670'i reddedildi. Red kararlarına karşı açılan davaların önemli bölümü tamamlandı. Süreç büyük ölçüde Danıştay incelemesinde devam ediyor. Bu arada idari yargı kararıyla görevine dönen kamu görevlileri de bulundu.
BİTMEDİ, BİTMEZ DE...
Buna rağmen mücadele sona ermiş değil. Hâlen 83 binden fazla dosya soruşturma veya kovuşturma aşamasında. 33 bin 827 firari aranıyor. Ceza infaz kurumlarında 10 bin 485 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Sadece 2026'nın ilk altı ayında örgütün güncel yapılanmasına yönelik 1.065 operasyon yapıldı, 2.451 kişi gözaltına alındı.
Bütün bu veriler tek gerçeği gösteriyor: FETÖ ile mücadele yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Aynı zamanda hukuk devletinin en ağır sınavlarından biridir. Türkiye bunu başarmıştır.
DOSYALARININ DÖNÜŞÜMÜ
İlk yıllarda ByLock, Bank Asya hesap hareketleri ve örgütle irtibat başlıca deliller olarak tartışıldı. Ancak zaman içinde yargı pratiği olgunlaştı. Yargıtay, tek bir olgunun örgüt üyeliği için yeterli olmayacağını ortaya koyan içtihatlar geliştirdi. Örgütsel hiyerarşi, süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk ve bilinçli irtibat daha belirleyici ölçütler hâline geldi.
Bu süreç yalnızca FETÖ davalarını değil, Türk ceza hukukunu da dönüştürdü. Yargıtay dijital deliller ve örgüt üyeliği konusunda uygulamaya yön verdi. Anayasa Mahkemesi ise kişi hürriyeti, adil yargılanma ve masumiyet karinesi bakımından önemli denetimler gerçekleştirdi. Böylece güvenlik ile temel haklar arasındaki denge daha belirgin bir hukuki zemine oturdu.
On yılın sonunda görülen tablo açıktır. FETÖ ile mücadele sadece terörle mücadele değildir. Aynı zamanda Türk yargısının delil anlayışını, örgüt suçlarına yaklaşımını ve temel haklar denetimini yeniden şekillendiren önemli bir hukuk tecrübesidir.
BÖLÜNME BALONU!
Son günlerde bazı FETÖ mensuplarının örgütten koptuklarını ileri süren açıklamalar dikkat çekiyor. Bu söylemler temkinle değerlendirilmelidir. Gerçek bir pişmanlık varsa bunun yolu sosyal medya değil, hukuk düzenidir. Türk Ceza Kanunu etkin pişmanlık şartlarını zaten düzenlemektedir. Bildiklerini eksiksiz anlatan ve yasal koşulları taşıyan kişiler bakımından hukuk gereken cevabı verir. Bunun ötesinde bir 'toplu uzlaşma' tartışması açmak, örgütün üretmeye çalıştığı yeni algıya istemeden hizmet edebilir.
TGTV'DEN BİR GÖZLEM
15 Temmuz vesilesiyle Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfının programı için Hafıza 15 Temmuz Müzesi'ndeydik. Aile Vakfı adına katıldığım toplantıda, anmanın ardından çalışma masaları oluşturuldu. Sivil toplum kuruluşları uzmanlık alanlarına göre gruplara ayrıldı. Her grup altı ay boyunca sorunlara ilişkin politika önerileri hazırlayacak.
TGTV Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan'ın yeni çalışma modelini ayrıntılarıyla anlatması dikkat çekiciydi. Aramızda 'tüm kimliklerinden bağımsız' ve mütevazi bir başkan vardı. Daha da önemlisi, bütün STK temsilcilerini sabırla dinlemesi ve notlar almasıydı. Sorunları konuşan değil, çözüm üreten sivil toplum anlayışı ancak böyle gelişir. Bu yöntem kararlılıkla sürdürülürse, Türkiye'de sivil toplumun yeni bir evreye taşınması hiç de uzak görünmüyor
Yazımın şu niyazla noktalamak istiyorum:
Rabbim;
15 Temmuz şehitlerimize rahmet eylesin,
Gazilerimize selamet versin,
Devletimize ve milletimize hayırlı istikamet nasip etsin!