Görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, bugün Silivri'de görülen üç ayrı dava kapsamında hakim karşısına çıktı.
İBB dosyası ve kamuoyunda "casusluk" olarak anılan davanın yanı sıra, İmamoğlu'nun diploma davası da bugün görülen duruşmalar arasında yer aldı.
Önceki duruşmada İdare Mahkemesi, İmamoğlu'nun diplomasının iptaline ilişkin karara yapılan itirazı reddetmişti.
SAVCININ MÜTALAASINI SUNMASI BEKLENİYOR
Ceza davasının önceki celsesinde, İdare Mahkemesi'nin gerekçeli kararının beklenmesine hükmedilmişti. Gerekçeli kararın açıklanmasının ardından bugünkü duruşmada savcının esas hakkındaki mütalaasını sunabileceği değerlendiriliyor.
Cumhuriyet'in aktardığına göre, diploma davasında yaşanan gelişmeler şöyle:
12.08 | İMAMOĞLU: "TÜRLÜ KUMPAS SENARYOLARIYLA KURGULANIP AÇILAN DAVALAR BENİM ŞAHSİ MESELEM DEĞİLDİR"
“Evet, bu çarpıcı tablo... Bu NATO günlerinde ben buradayım. Umarım benim söylediklerim, NATO mermer NATO kafa pozisyonunda birilerine çarpıp geri dönmüyordur. Bu millet hukuk devletini ve milli iradeyi kolay kazanmadı. Milli Mücadele'den Cumhuriyet'e kolay ulaşmadı. Yaşanan o kadar darbeden sonra yaralarını bir günde sarmadı. Bu millet bugünlere gelene kadar çok acı çekti. Çok acı çekti. Burada çok değerli büyükler, dostlar var. Her nesil bu ülkeye biraz daha fazla hukuk, biraz daha fazla özgürlük bırakmak için bedeller ödedi, ödemeye devam ediyor. Fakat geldiğimiz noktada ne yazık ki elimizde sıfır var" diyen İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
"Avrupa'da itibarımızın dip yaptığı yerdeyiz. Biz Avrupa'nın önemli bir parçasıyız. Biz Avrupa'da lider bir ülke olmak zorundayız. Liderlik nasıl olur biliyor musunuz Avrupa'da? Ve dünyanın başka ülkeleriyle... Orta Doğu'da... Orta Doğu'da lider olmalıyız. Uzak Doğu'da... Orada da liderliğimizi göstermeliyiz. Neyle olur biliyor musunuz? Demokrasiyle olur, adaletle olur, yaratıcılıkla olur, üretimle olur, kapasite arttırmakla olur. Gençlere ilham kaynağı olmakla olur. O zaman siz Orta Doğu'da bir kutup yıldızı olursunuz. O zaman siz Avrupa'ya ışık tutarsınız. Avrupa sizinle kol kola olur, yol yürür. Bu mümkün mü? Vallahi mümkün. Yani bu ülkede un var, şeker var, yağ var, her şey var. Kurban olurum bu ülkenin insanına; Türk'üne, Kürt'üne, Laz'ına, Çerkes'ine... Kurban olurum. Biliyorum, çocukluğumdan beri biliyorum, hiç yanıltmadı beni bu ülkenin güzel insanları.
Fakat sıfır noktasına bizi bir kişinin inadı getirdi, bir kişi! Bir kişinin koltuk ısrarı getirdi. ‘Bu koltuk bana aittir, kimseye vermiyorum’ deme huyu getirdi. Onun için bizler yalnızca kendi kuşağımızın değil, 150 yılı aşan anayasal ve demokratik bir dönemin emanetçileriyiz. Büyük emek var burada. Avrupa'da ‘Ben varım’ diyen birçok ülke daha 30-40 yıldır cumhuriyeti, demokrasiyi konuşuyorken biz 150 yıldır sandık mücadelesi veren topraklardayız.
Ekrem İmamoğlu hakkında türlü kumpas senaryolarıyla kurgulanıp açılan davalar benim şahsi meselem değildir. Benim şahsi davalarım hiç değildir. Bu davalar millet iradesine, demokrasiye, Cumhuriyet'e, hukukun üstünlüğüne karşı açılmış bir savaşın yargıdaki tezahürüdür. Devletin vatandaşına verdiği sözün, sorumluluğun yerle bir edilmesidir. Mücadelemiz; hukukun siyasi iradeden bağımsız kalıp kalmayacağıdır. Sandığın gerçekten milletin iradesini yansıtıp yansıtmayacağıdır. Demokrasiyi, Cumhuriyet'i, sandığı, seçimi koruyup koruyamama meselesidir. Meseleye böyle bakmayan gitsin aynaya, bir yüzleşsin. Mesele büyüktür. Mesele çok büyüktür.
Bugün, işte tam da NATO zirvesi konuşulduğunda, dünyanın gözünün Türkiye'ye çevrildiği günlerde, 6 Temmuz'da Silivri'de 3 absürt kumpas davasının duruşması yapılıyor. Ama aslında duruşma yapılmıyor. Aynı zamanda kara düzenin, iktidarın kuklasına dönüştürülen, talimatla operasyonların her gün yapıldığı bir yargı sisteminin, ne yazık ki bu ülkenin başındaki zihniyetin, Erdoğan'ın gerçek yüzünün tüm dünyaya ilan edildiği tarihi bir ana tanıklık ediyoruz. Ben böyle bir güne bir espri katayım; hukuksuzluk triatlonu var bugün Silivri'de.
İnsan hakkında kaç dava açıldığını saymakta bile zorlanıyor. Bugün burada, aynı anda, aynı binada bu davalarla muhatap olmayı tariflemek zor. Diploma, casusluk... Esas adı konmamış, kimi İBB diyor, İmamoğlu diyor, ben artık ona "Erdoğan'ı niçin 4 kez yendin ve bir kez daha yenebilirsin" davası diyorum. Veya İBB davası... Tabii, bir de burada hapishanelerin içine açıkçası, hemen yanı başımızda şöyle flaşını yaptılar; ‘Avrupa'nın en büyük duruşma salonunu yapıyoruz’ dediler. 1,5 milyar harcadılar. ‘Avrupa'nın en büyük…’ Ya bununla nasıl gurur duyulur, ben bilemedim yani. Çok utanç verici. Avrupa'nın en büyük duruşma salonu... 1,5 milyar harcadılar. Bir insanın gerçekten hakkında bu kadar dosya, bu kadar dava... Niye benimle ilgili böyle bir mesai yapılıyor, yazık değil mi? Tek bir cevabı var: Rakibinden çok korkuyor. Tek bir cevabı... Hakikaten saymakta zorlanıyorum.”
12.00 | İMAMOĞLU'NDAN "9 TEMMUZ" TEPKİSİ
İBB davasında ilk celsenin 9 Temmuz'da tamamlanmasına yönelik kararı eleştiren İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
“Yani ben İBB davasında sözüm ona ‘suç örgütü lideri’ olarak yargılanıyorum. Ve 1 kişiyi sıralamada benden sonraya yazmışlar. Önümüze kondu, hatta konmadı. Ben buna itiraz ettim, dedim ki: ‘Beni lütfen ilk dinleyin, ilk. İlk ben konuşmak istiyorum’ dedim, kabul etmediler. O zaman dedim ‘Ben en son konuşmalıyım.’ Kabul etti. Sayın yargıç kabul etti. Daha sonra ara savunma vardı. Aynı talebimi ilettim, kabul etti ve öyle savunma yaptım. Daha sonra arada bunu tekrar ettim, yine kabul etti. En son geçen hafta pazartesi dedim ki: ‘Sayın yargıç, sıra bana geliyor. Daha önce de ifade ettiğim gibi, burada herkes savunmasını bitirdikten sonra benim savunma yapmam doğrudur. Çünkü ben bütün eylemlerden yargılanıyorum. Dolayısıyla herkesi dinledikten sonra cevap vermem doğrusudur.’ ‘Doğru’ dedi, ‘sorun yok’ dedi. Bir anda, bir anda perşembe sabahı ‘9 Temmuz'da duruşmalar bitecek, ilk celse bitecek ve ben ilk haline dönüyorum. En son kişi işte Fatih Bey olacak. Ondan önce Ekrem Bey'i dinleyeceğim. Zaman kalmasa da Fatih Bey Ağustos'a kalsın’ Allah Allah! 9 Temmuz, milat! Nedir? Bilmiyoruz. Göreceğiz!
Bu, yani bu hukuksuzluğu da yaşıyoruz. Açıkçası kalan sanıkların zamanını kısıtladı. Hatta bir arkadaşımızın avukatı daha savunmasının dörtte birini yapamadan hakkını kesti, attı. Umarım bugün düzeltir. Umarım, umarım. Yani hem Türk yargısı adına hem şahsı adına hem yüce milletimiz adına umarım düzeltir. Temennim o. Umarım o günü yaşanmamış kabul eder ve yine suhuletle bu sürecin bugüne kadar tamamlandığı gibi tamamlanmasına fırsat verir. Şimdi tabii itiraz hakkımı kullanmam sonrası beni salondan çıkardı. Benim avukatım dahil diğer avukatları da salondan çıkarttı. Hatta biz şu anda cezalı durumda görünüyoruz anladığım kadarıyla. Çünkü avukatımı bu sabah salona almama kararını devam ettirdi."
İMAMOĞLU: "BU TELAŞI, BU ACELEYİ BENİM KABUL ETMEM MÜMKÜN DEĞİL"
"Şimdi geri mi aldılar? Ha, tamam. O zaman dualarımız bazen tutuyor işte. İnşallah diğer kararlarını da düzeltir. Temennim bu benim adıma değil. Vallahi benim adıma değil. İnanın her iyi adım, her iyi adım bu kutsal ülke, memleket, Türk yargısı huzurunda her iyi adım beni çok mutlu eder yani. Hani böyle mahcubiyetimi arttırır. Mahcubiyet derken, iyiliğin altyapısını oluşturduğu için memnun olurum, mutlu olurum yani. Görevini yapmış olur. Umarım, umarım.
Tabii bir insanı üç ayrı mahkemede savunma yapmaya zorlamanın hukukta da vicdanda da insaniyetle açıklanacak bir tarafı yok. Yaklaşık 4 aydır süren bir davanın sonuna gelmişken bu acele ve bu ısrarın da anlamı yok. ‘9 Temmuz'da bitireceğim’ demenin de bir anlamı yok. Gerçekten yok. Ben şimdi 5, 4 gündür dinliyorum. Kendilerini de uyardım. Dedim ki: ‘Bakın, bu mahkeme, huzurda bulunan bu süreçler bu mahkemede dahil, Türkiye'yi ilgilendiriyor, dünyayı ilgilendiriyor, demokrasiyi ilgilendiriyor.’ ‘Ya bize ne canım, bizi bir kişi ilgilendiriyor’ diyorsanız yanılıyorsunuz. O bir kişi çok önemli değil, 86 milyon önemli. O bir kişi keyifle izleyebilir olanı biteni ama 86 milyon keyifle izlemiyor. Ekonomi çakılıyor, millet bu ülkeye yatırım yapmıyor, insanlar bu ülkeye yatırım... Bu insanın, bu ülkenin insanı bile yurt dışına kaçıyor. Rekorlar kırıyorlar. Yani 60 milyar doları geçti yurt dışında yatırım yapan Türk şirketleri, 60 milyar dolar. Kaçıyorlar bu ülkeden. Ve yani 20-30 milyar doları bulmuştu 2000'lerin başı, yine bu iktidarın kurulduğu zamanlar yıllık bu ülkeye yapılan yatırım. Şimdi 100 milyon dolar gelmiyor bu ülkeye yılda. Utanç verici. Gelmez. Onun için sanmayın bu iş sadece o bir kişiyi ilgilendiriyor, sanmayın sadece bu ülkeyi ilgilendiriyor. Dünyayı ilgilendiriyor. Bu iş demokrasi meselesi.
O bakımdan bu telaşı, bu aceleyi benim kabul etmem mümkün değil. Beni saatlere sıkıştırmak değil, tam aksine bu kutsal, kutsalımız adalet, mülkün temeli, devletin temeli olan adalet bir sanığın, bir kendini ifade etmek zorunda olan kişinin sözünü kesmemeli. Yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına çok gölge düşmüş bir dönemde benim artık bu duvarlar arasında anlatacaklarımı dinlemeye niyetli ne yazık ki bağımsız ve tarafsız bir mahkeme göremediğim ve bunu yaşayamadığım için çok üzgünüm. Bu saatten sonra ben bütün savunmamı aziz milletime yapıyorum. Ve yüzüm de ruhum da kalbim de dilim de milletime dönüktür. Beni 86 milyon insanın duyduğuna inanıyorum.”
11.56 | İMAMOĞLU: "HAKKIMDA İDDİANAME DÜZENLEYEN SAVCILARIN TAMAMI ÖDÜLLENDİRİLDİ"
“Hakkımda iddianame düzenleyen savcıların tamamı ödüllendirildi”diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
“Bir bakan değişti, ardından adalet mekanizmasının bambaşka bir yere evrilmesi sağlandı. Tarihte var mıdır bilmem? Mesela aynı iktidar döneminde bir bakan gidiyor, başka bir adalet bakanı geliyor, bütün kadrolar değişiyor, bütün kadrolar. Allah Allah! Yani at örneğin, işte AK Parti gitse, CHP gelse veya İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı da burada, İYİ Parti gelse e bir bakanlıktaki kadroların değişmesi, yöneticilerin değişmesi normal olur. Şimdi bir bakan geldi, bütün kadrolar değişti, A'dan Z'ye. Bu nasıl bir şey? Bu nasıl bir örgütlenme? Ne için örgütleniyor? Neyin örgütü? Çok merak ediyorum. Mahkemeler artık doğal akışıyla değil, ne yazık ki sipariş usulüyle oluşturuluyor. Ve hiç çekinmeden, hiç imtina etmeden, hiç hesap vermeden... Zaten sistem artık bir otoriter sisteme dönmüş. Yani HSK bütün kadrolarıyla iktidar tarafından atanıyor. Başına bakan geliyor, siyasi bir yapı. Ve orada haftalık, hatta anlık, yani şuradaki diyalogdan bile birileri değişebilir yani. 1 saat sonra, 2 saat sonra değişebilir.
Yani şu uydurma, şu absürt iddianameyi yazan dahil hepsi ödüllendirildi. Hukuka bağlı kalmayı tercih eden -yani öyle düşünüyorum, çünkü sonuçlarını görmedim birçoğunun- 18 hakim değişti. Benim mahkemelerimde 18 hakim değişti, bu mahkemenin sayın hakimi dahil. Yani karşımdaki sayın hakim sonradan görevlendirilen hakim. Ben tabii ne giden hakkında bir fikrim var, ne gelen hakkında bir fikrim var. Giden hakkında da fikrim yok çünkü karar vermemişti, gelen hakkında da bir fikrim yok kararını göreceğiz. Dolayısıyla bu yer değiştirme, bu sürgün... Bu sürgün yer değiştirme şimdi bakıyorum cezaevlerine yansıdı, bazen bakıyorum kolluk güçlerine yansıyor. Üzüntüyle izliyorum bunları yani. Acayip bir durum. Bunlar da beni motive ediyor bu arada.
Bunları niye söylüyorum? Çünkü benim her devletin her kadrosuna saygım yüksek. Yani burada bulunan devleti temsil eden ama iddia makamı, ama yargı, ama kolluk gücü, ama kim olursa olsun içinde hangi vücudun olduğunu olduğuna bakmaksızın yüksek saygı duyan bir devlet terbiyem var benim. Ben öyle bir evladım yani, bu vatan evladıyım ben. Devlet terbiyesiyle büyüdüm. Ona yüksek saygıyla bakarım. Nereye kadar? Kişiliğini belli edene kadar. Ondan sonra onunla sonsuza kadar mücadele azmim de vardır, onu da söyleyeyim. Hiç kimsenin ayak izi kaybolmaz, herkesin ayak izi bellidir. Dolayısıyla böyle bir durumdayız. Hakimler değişti, heyetler değişti, mahkemeler değişti. Değişmeyen tek şey Ekrem İmamoğlu'nu mutlaka mahkum etme iradesi. ‘Ekrem İmamoğlu'nu mahkum edeceğiz.’ Değişmeyen tek şey. Eee size zarar vermeyecekse su isteyeceğim.”
Ekrem İmamoğlu’nun su istemesi üzerine hakim, “Elbette içebilirsiniz” diye yanıt verdi.
11.50 | İMAMOĞLU: "RAPORU GÖRSENİZ AĞLARSINIZ..."
"İki kıymetli Genel Başkanım burada. Tabii ki Sayın Özgür Özel'i saygıyla selamlıyorum. Sayın Karayalçın büyüğümüzün hürmetle ellerinden öpüyorum" diyen İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
"Makam aracı davası açıldı hakkımda. İlk defa açıklamak zorunda kalıyorum. Evet, ben 12 yıldır makam aracı olarak kendi aracımı kullandım ve yargılanıyorum. Yani ben belediyenin arabasını kullanmadım, ne Beylikdüzü'nde ne Büyükşehir'de. Evet, açıklıyorum, ben makam aracımın benzinini de ben aldım, bakımını da ben yaptırdım, lastiğini de ben yaptırdım. Yani makam aracı 12 yıl boyunca kendi arabamı kullandım ve benim hakkımda dava açıldı. Niye biliyor musunuz? Makam aracını ne var Beylikdüzü'nde deyince minibüs getirdiler. Fahiş bir fiyatı var aylık kirası. Aynısından benim de var. Yani bugünün parası 300-400 bin lira aylık kirası. Dedim ki yazık günah, benim arabam var, ben arabamı kullanayım. Dediler olmaz, yani firmanın arabası belediye.
E bir protokol yapın, protokol yaptılar. Protokol sadece Ekrem İmamoğlu kendi aracını tahsis ediyor belediyeye. Masraflarını da kendi karşılıyor. Ama çok enteresan bir şekilde şöyle bir aksilik olmuş, arabama iki defa benzin almışlar belediyenin hesabından, bir defa da lastik almışlar. Bu sonradan tespit edilmiş. 2022'de o dönemin İçişleri Bakanı "Ekrem hakkında bir şey bulun" diye 2 ay, 3 ay Beylikdüzü Belediyesi'ne teftiş yolladılar. Burada buldukları para üzerinden benim hakkımda dava açtılar. Ama esasen bunu öğrenince arkadaşlarım faiziyle de 400 küsur bin lirayı geçen sene, 2025 yılında benim firmam yatırmış belediyeye, Beylikdüzü Belediyesi'ne. Ona rağmen dava açtılar. Eylül'de duruşmam var.
Evet, ben kendi adıma makam aracı olarak ne aileme, ne eşime, ne kızıma, ne oğullarıma, ne kendime belediyeden araba tahsis etmedim. Kendi arabamı kullandım. Ailemin şoförü aileme şoförlük yaptı. Ben kendi arabamı kullandım, masrafımı karşıladım. Bundan dolayı dava açıldı. Ve daha da ilerisi geçenlerde şantiyeme, şantiyelerime öyle bir saldırı yapıldı ki, aile şantiyelerime yani aile firmamdan, 8 tane belediye görevlisini tutukladılar biliyor musunuz? Şu an 12 kişi tutuklu. Ailemin firmasının mühendisini tutukladılar. Niye biliyor musunuz? Ne kaçak kat var, ne büyük kurulmuş bir bina var, ne kaçak bir bina var. Bir de bu yandaş terbiyesiz medya 2.2 milyarlık rant diye başlık attı. Ve 6 tane gariban memur hapiste. Dördünün tutuklandıktan 2 gün sonra üniversite sınavına çocuğu girecek. Ne biliyor musunuz? Efendim, 3 sene önce yapıldığında çatı arasındaki oda 3.90 yerine 4.40'a çıkartılmış ölçüsü çatı içinde. Balkona kapı buradanmış da bir de buradan açılmış. Binanın cephesinde gölgelik yapılmış. Raporu görseniz ağlarsınız.
Ve bundan bir, bir bölümü için de kendi raporda da yazıyor. Diyor ki: 'Fahiş bir ceza da kesmiş' diyor, ‘Beylikdüzü Belediyesi Ekrem İmamoğlu'na.’ Ama diyor ‘Olsun, tadilat ruhsatıyla da bunları düzeltmiş firmam.’ Düzeltmiş, bunlar 4 sene önce, 3 sene önce biten işler. Buradan 12 insan tu-tuk-lu! Yaklaşık 1 aydır tutuklu. Ne bir kat bina fazla, ne bir kat, 1 metre daha büyük bir bina var. 7-8 tane memur tutuklu. İktidara yakın bir projeyi çizen mimar serbest, iktidara yakın olmayan bir başka projemi çizen mimar o da tutuklu. Rezalet! Bunları yaşıyoruz. Rezalet! Bu rezaleti şunun için anlatıyorum, bu davanın konusu da rezalet. Bu, tam bir rezalet. Çünkü bu, bu ülkede gerçekten yargı bağımsızlığı yerle bir olmuştur. Adeta yargı bağımsızlığı diye bir şey kalmamıştır."
11.37 | İMAMOĞLU: 12 YILDIR MAKAM ARACI OLARAK KENDİ ARACIMI KULLANDIM
Hakkında çok sayıda dava açıldığına, bunlardan birinin de makam aracıyla ilgili olduğunu söyleyen İmamoğlu, "Ben 12 yıldır makam aracı olarak kendi aracımı kullandım. Ve yargılanıyorum! Yani ben belediyenin arabasını kullanmadım, ne Beylikdüzü'nde ne büyükşehirde. Benzinini de ben aldım, bakımını da lastiğini da ben yaptırdım. 12 yıl boyunca kendi arabamı kullandım ve benim hakkımda dava açıldı" dedi.
İmamoğlu şöyle konuştu:
"15 davanın içinde çok ilginç davalar var. Mesela ahmak davası. Şimdi burada bunu dünyada herhangi bir ülkeye gitsek anlatsak, saatler sürse anlatamayız yani. Ahmak davası, casusluk davasını anlatamayız. E içinde bulunduğumuz duruşma salonunda diploma davasını da anlatamayız yani. Kurultay davasını hiç anlatamayız. Yani gerçekten anlaması da mümkün değil. Yani ben ona da muhatabım. Bir defa SEGBİS ile katıldım. E çok ilginç davalar var. Geçenlerde bir belediye başkanına hakaret davası. İki defa hakkımda beraat veriliyor, ısrarla getireceksiniz diyor hakim. Ben giderken 60 kilometre gittik, araba bozuldu. Savcılığın talimatı var geri dönmemiz isteniyor dendi.
60 kilometre gittikten sonra bozuk arabayla 60 kilometre geri geldik. Halbuki 50 kilometre sonra Anadolu Adliyesinde olma imkanımız vardı. Böyle işlerle uğraşıyoruz. ‘Ne oluyor Ekrem, yani canın sıkılıyor mu?’ Elbette üzülüyorum, kızıyorum. Ama nasıl bir şeydir? Kızgınlık, öfke bir gün sonra acayip bir motivasyona dönüyor. Yani tarif edilemez. Yazdığım metinlere bile ben şaşıyorum yani nasıl çıktı bunlar zihnimden diye o anda. Yani topluma aktardığım duyguların, düşüncelerimin bile böyle sıçrama gösteriyor yani kendiliğinden köpürüyor. Çok ilginç bir şey var burada. Yeni bir dava bu da. Beylikdüzü makam aracı davası var. Benim bir tane makam aracı davası açıldı."
11.35 | İMAMOĞLU: "MAHKEMELER SİPARİŞ ÜZERİNE OLUŞTURULUYOR"
Ekrem İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in göreve gelmesinden sonra tüm kadroların değiştirildiğini söyledi ve "Mahkemeler sipariş üzerine oluşturuluyor. Hukuka bağlı olmayı tercih eden 18 hakim değişti. Bu mahkemenin sayın hakimi de dahil. Karşımdaki hakim sonradan gelen hakim" dedi.
11.20 | İMAMOĞLU SAVUNMASINA BAŞLADI: BENİM BÜTÜN DAVALARIMA İMAMOĞLU DAVALARI DENEBİLİR
Ekrem İmamoğlu, eşi Dilek İmamoğlu'na uzanıp elini öptü.
Duruşmayı takip eden yabancı heyete, "Thank you for your support" diyerek teşekkür etti. Özgür Özel'e ise "Genel başkanım hoş geldiniz" diyerek seslendi ve savunmasına başladı.
"Aziz milletime sesleniyorum" diyen İmamoğlu, bu sabah başka bir salona uğradığını ve sadece bugün 3 davayla karşı karşıya olduğunu ifade etti. İmamoğlu ayrıca, "Benim bütün davalarıma İmamoğlu Davaları denebilir, demokrasi mücadelesi davaları da denebilir, 20'yi aşkın davam var" dedi.
İmamoğlu savunmasında şunları söyledi:
"Evet, buradan aziz milletime sesleniyorum: Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin ve demokrasinin yanı sıra aynı zamanda kararlı bir şekilde adalet ve Cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek sözlerime başlıyorum. Gerçekten bugün burada, bu ortamda, bu binada çok ilginç bir gün yaşıyoruz. Bu sabah bir başka duruşma salonuna kısa bir uğradım, oradan bu salona geldim. Çünkü aynı binada üç duruşmayla karşı karşıyayım. Tabii adım adım çökertilen bir hukuk düzeninin olduğunu, teslim alınan yargıyı ve millet adına karar vermesi gerekirken, ne yazık ki bir avuç siyasi muhterisin iradesine teslim edilmek istenen adalet sistemini milletimizin vicdanına anlatmak için buradayım. Benim bütün duruşmalarım bir bütün halinde yorumlanabilir. Hepsine birden ‘İmamoğlu davaları’ da denebilir, ‘demokrasi mücadelesi davaları’ da denebilir.
1,5 yılda icat edilen, hatta uydurulan 20, belki 20'nin üzeri davaya muhatabım. Arkadaşlarım, sadece ceza davalarını çıkardılar, ceza davası şeklinde tariflenen davalarım 15 adet oldu. Ama dediğim gibi, işte diplomayla ilgili, iptaliyle ilgili benim başvurumla yürüyen dava ve diğerlerini kattığımızda 20'yi aştığını tahmin ediyorum. Yani “tahmin ediyorum” cümlesi kesin kanaat olarak da yorumlanabilir bu mahkemeler tarafından ya da iddia makamı tarafından; çünkü benim 4000 sayfalık İBB davasında ‘tahmin ediyorum’, ‘duymuştum’ şeklinde binlerce kez tekrar edilen kanaatlerle bir iddiayla karşı karşıyayım yine bu binada, bir başka duruşma salonunda. Bir insan nasıl böyle bir şeye maruz kalabilir? Nasıl böyle bir sağanak altında kalabilir? Çok enteresan. Dünyada bir örneği var mıdır? Açıkçası bilmiyorum, herhalde yoktur diye düşünüyorum."
Bu süreçlerin ardından “sağlığım da moralim de çok iyi” diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
“Yani çok çok iyiyim. Allah'a şükürler olsun. Kararlılığımın her geçen gün daha da arttığını ifade edeyim. Yani bugün bu sabah buraya gelişimin içerisindeki maceralar bile beni güçlendiriyor. Yani cezaevinden çıkarken yanıma yedek bir fanila ve yedek bir gömlek almak için mücadele vermek de beni diri tutuyor. Onları almak için bir saat onun kavgasını vermek de diri tutuyor. E buraya geldikten sonra o duruşma salonuna mı bu duruşma salonuna mı ya da avukatımla bir 10 dakika görüşeyim derken ayaküstü 5 dakika görüşmeme fırsat verilme mücadelesi içinde olmak da beni çok diri tutuyor. Rabbime şükürler olsun. Herhalde öyle doğdum, dünyaya öyle geldim, bilmiyorum nasıl bir genetiktir. Belki doğduğum yöreden, belki anacığımdan, babacığımdan bir şekilde hayatta beslendiklerimden böyle bir dünya, böyle bir yaşamın içerisindeyim.”
11.15 | "CUMHURBAŞKANI İMAMOĞLU" SLOGANLARI
Ekrem İmamoğlu ve mahkeme heyeti yerini aldı, duruşma başlıyor. İmamoğlu, salona girerken "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla karşılandı.
11.00 | İMAMOĞLU, DİPLOMA DAVASININ GÖRÜLECEĞİ SALONDA
Ekrem İmamoğlu, ilk olarak "casusluk" davası için Silivri’deki 4 no’lu duruşma salonuna geldi.
İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, Tele 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün de salona getirildi.
Mahkeme Heyeti’nin de gelmesiyle duruşma başladı. Savunmalara geçilmeden önce İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir söz aldı.
Demir, “Ekrem Bey’in 2 davası daha var. Saatler çakıştı” dedi ve İmamoğlu’nun öncelikli olarak diğer salonda görülecek olan “diploma” davasına katılma talebini iletti.
Mahkeme Başkanı talebi kabul etti. İmamoğlu duruşma salonundan ayrıldı, “diploma” davasının görüleceği salona geçti.
Haber Kaynağı : 12punto