Türkiye Gençlik Birliği (TGB) ve Vatan Partisi, 7-8 Temmuz tarihlerinde toplanacak olan NATO Zirvesi’ne karşı bugün Ankara’da bir yürüyüş düzenliyor. Sanatını bağımsızlıktan yana kurarak ömrü boyunca anti-emperyalist mücadelenin sesi olan Şair Hüseyin Haydar’ın kaleme aldığı “Yükümlü Hükümler” adlı şiiri, bu itirazın edebi alandaki yankısı olarak öne çıkıyor. Haydar, eserinde NATO’yu yalnızca askeri bir pakt olarak değil, insanlığa karşı işlenmiş suçların merkezi olarak ele alıp tarihsel bir sorgulamaya tabi tutuyor. Yıllara yayılan bu tarihsel birikimi dizelerine taşıyan şair, emperyalizme karşı yürütülen mücadelenin kültürel cephesindeki yerini bir kez daha sağlamlaştırıyor.
‘KUZEY ATLANTİK TERÖR ÖRGÜTÜ’ VE KANLI MÜDAHALELER
Şair, esere doğrudan NATO’nun kuruluş ismini değiştirip “North Atlantic Terrorist Organization” diyerek başlıyor. İttifak’ın evrensel çapta yarattığı yıkımı, emperyalist devletlerin dünyayı nasıl bir sömürü alanına çevirdiğini net ifadelerle ortaya koyuyor. Haydar, bu küresel tahribatı şu dizelerle özetliyor:
“Dün dünyanın kanını emdin, kemiğini kırdın, umudunu söndürdün.
Yiyip bitiremedin yerküreyi, tüketemedin güzeli, iyiyi, haklıyı,
Akdeniz’i kaynattın, dondurdun Kızıldeniz’i, kudurdun durdun,
Yedi kıta, beş okyanusta, nice milletleri zincire vurdun.”
Şiirin ilerleyen satırlarında NATO’nun sadece dışarıda değil, Türkiye’nin iç siyasetinde de oynadığı rol kayıt altına alınıyor. İttifak’ın Türkiye’nin yakın tarihinde sebep olduğu kışkırtmalar, katliamlar ve siyasi müdahaleler hatırlatılıyor. Ulusal egemenliğin doğrudan hedefe konduğu bu karanlık dönem, şiirde şu şekilde aktarılıyor:
“Diyarbakır, Maraş’ta, Sivas, Çorum’da, ölüm yağdırdın halka.
Aldın elinden, kayıtsız şartsız milletin kutlu egemenliğini.
12 Mart, 12 Eylül’de ve daha nice örtülü açık darbelerle vurdun,
Devirdin vatanseveri, ezdin Türk’ü, Fars’ı, Arap’ı, Afgan’ı…”
Şiirin bir diğer önemli ekseni, kapitalizmin ve Atlantik cephesinin içinde bulunduğu krize işaret etmesidir.
“Durdu tek kutuplu soğutucular, hasta son nefesini verdi.” diyerek sistemin çöküşünü anlatan Haydar, bu tablonun karşısına Türkiye’nin aydınlık birikimini konumlandırıyor. Şair; emperyalist planlara karşı koyan, bu uğurda can veren aydınlarımızı ve devlet görevlilerini unutmayarak milletin direncini tarihi bir saygı duruşuyla dizelerine döküyor:
“Derin devlet dibe gömülüyor, kalkıp diriliyor şehitlerimiz:
Bedrettin, Doğan, Bedri, Abdi İpekçi ve Ümitlerimiz,
Diriliyor Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Turan Dursun…
Kurtaramaz seni NATO kafa NATO mermer parlamenteriniz.
Kurtaramaz gizli orduların, yeraltı çetelerin, kullanışlıların,
Sarsıcı darbeler geliyor Gaffar Okkan’dan, NATO kafaya:
Ayağa kalkıyor yedi kıta, beş denizde ölümsüz şehitler.”
‘TERÖR ÜSLERİNE EL KOYUYORUZ’ VE KESİN HÜKÜM
Bugün Ankara’da sokağa taşan bağımsızlık talepleri, usta şairin dizelerinde Türkiye’deki yabancı askeri üslerin kapatılması çağrısıyla doğrudan buluşuyor. Şair, NATO’yu “Yüce Millet teröristi” sıfatıyla tanımlayarak, Türkiye’nin egemenliğini savunan o nihai ve eylemsel çıkışı yapıyor:
“Ey Katil NATO! El koyuyoruz, terörist merkezi terör üslerinize:
İncirlik, Kürecik, Diyarbakır başta, tüm yılan yuvalarınıza,
Tepene çöküyor yiğit Basat, beyin yıkama merkezleri göçüyor.
İki dünyanın laneti üzerine olsun, zuhur etmesin bir daha neslin:
Yargı bitti, hüküm kesildi, karar kesindir kesin, gömün gitsin!”
Eser, emperyalist sisteme karşı tarihsel bir mahkeme kararı niteliği taşıyan ve geriye dönüşü olmayan şu kesin hükümle son buluyor:
“İki dünyanın laneti üzerine olsun, zuhur etmesin bir daha neslin: Yargı bitti, hüküm kes!”
