Türkiye'de transfer dönemi başladığında yalnızca kulüpler değil, milyonlarca taraftar harekete geçiyor.
Sosyal medyada kampanyalar düzenleniyor, yönetime çağrılar yapılıyor, "Bu futbolcu alınmalı" baskısı oluşturuluyor.
Bazen bir transfer, kazanılan maç kadar coşkuyla kutlanıyor ve gerçekleşmeyen transferler ise yönetim krizine dönüştürülüyor…
Avrupa'nın başarılı futbol ülkelerine bakıldığında bambaşka anlayış görülüyor. Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya'nın büyük kulüpleri elbette dünya yıldızlarını transfer ediyor. Ancak onlar için asıl mesele yıldızın büyüklüğü değil, kulübün uzun vadeli planına ne kadar uyduğu.
Çünkü futbolda başarıyı yalnızca büyük futbolcular değil, güçlü kurumlar üretiyor…
ALMANYA'DA ÖNCE SİSTEM
Almanya'da Bayern Münih, Borussia Dortmund ve Bayer Leverkusen gibi kulüplerde transfer kararını sosyal medya değil, teknik ekip, scout ağı ve sportif direktör belirliyor.
Bir oyuncunun attığı gol kadar yaşı, sakatlık geçmişi, karakteri, takım oyununa uyumu ve ekonomik maliyeti de hesaplanıyor.
Mesela: Borussia Dortmund bunun en başarılı örneklerinden biri. Kulüp yıllardır genç futbolcuları erken keşfediyor, geliştiriyor ve dünya futboluna kazandırıyor. Son dönemde Jude Bellingham, Erling Haaland ve Jadon Sancho gibi isimler bunun simgesi oldu…
Alman futbolunun temel sorusu şu: "Bu oyuncu sisteme ne katacak?"
Türkiye'de ise çoğu zaman ilk soru farklıdır: "Bu oyuncu taraftarı heyecanlandıracak mı?"
İNGİLTERE'DE VERİLER TRANSFER YAPIYOR
Premier Lig dünyanın en pahalı ligi olmasına rağmen başarılı kulüpler yalnızca para harcamıyor.
Örneğin, Liverpool'un eski sportif direktörü Michael Edwards, futbolun en önemli isimlerinden biri olarak görülüyor. Kulüp, transferlerde yalnızca gözleme değil, veri analizine büyük önem veriyor. Oyuncunun baskı gücü, pas kalitesi, koşu mesafesi, sakatlık riski ve gelişim potansiyeli birlikte değerlendiriliyor.
İngiltere Premier Lig'in son yıllarda en çok konuşulan iki kulübü Brentford ve Brighton ise bu anlayışı daha da ileri taşıdı. Amerikan beyzbolunda "Moneyball" devrimini başlatan Billy Beane'in veri odaklı yaklaşımından ilham alarak düşük maliyetli futbolcuları keşfediyor, geliştiriyor ve yıllar sonra kat kat yüksek bedellerle satıyorlar. Onlar için futbolcu sadece transfer edilen bir isim değil, doğru yönetildiğinde değeri artan bir yatırım...
İTALYA'DA PLAN KAZANIYOR
İtalya'da Juventus, Inter ve Milan gibi kulüpler uzun yıllardır taktik disiplini transfer politikasının merkezine koyuyor.
Inter'in yöneticisi Beppe Marotta, pahalı transferlerden çok doğru zamanlamayla yaptığı hamlelerle tanınıyor. Juventus'ta ve Inter'de birçok yıldız futbolcuyu yüksek bonservis ödemeden kadroya kattı…
Atalanta da benzer anlayışla Avrupa'nın en verimli kulüplerinden biri oldu.
İtalya kulüplerinin başarısı, en pahalı oyuncuyu almakta değil, doğru oyuncuyu doğru sistemin içine yerleştirmekte yatıyor…
İSPANYA'DA KULÜP KİMLİĞİ
Real Madrid özellikle 2000 yılı itibariyle yıldız futbolcular "Galacticos" dönemiyle tanındı. Ancak bugün bu politika değişti. Kulüp, kariyerinin başındaki genç yıldız adaylarını erkenden transfer ederek onları dünyanın en değerli futbolcularına dönüştürmeye çalışıyor. Arda Güler gibi…
Barcelona ise “La Masia” altyapısını kulübün kimliğinin ayrılmaz parçası olarak görüyor. Dünyanın en pahalı transferlerini yapmak yerine kendi futbol kültürünü üreten oyuncular yetiştirmeyi sürdürüyor…
İki kulübün yolu farklı olsa da ortak düşünce aynı: Transfer, günü kurtarmak için değil, geleceği kurmak için yapılır.
Sevilla'nın efsane sportif direktörü Monchi ise futbol dünyasında adeta okul haline geldi. Dani Alves, Ivan Rakitic ve Julio Baptista gibi pek çok oyuncuyu düşük maliyetle alıp dünya yıldızına dönüştürdü...
TÜRKİYE'NİN PAHALI ALIŞKANLIĞI
Türkiye'de ise transfer çoğu zaman sportif planlamadan çok psikolojik beklentilerin konusu haline geliyor.
Bir yıldız futbolcu geldiğinde forma satışları artıyor, sosyal medya hareketleniyor ve taraftarın heyecanı yükseliyor. Ancak bu heyecanın ekonomik bedeli çoğu zaman gözden kaçıyor.
Yüksek bonservisler, milyonlarca euroluk maaşlar, imza paraları, menajer komisyonları ve sözleşme fesih tazminatları kulüplerin mali yükünü büyütüyor.
Üstelik beklenen performans gelmediğinde aynı kulüpler yeni bir yıldız transferi baskısıyla yeniden karşı karşıya kalıyor.
Avrupa'nın başarılı kulüpleri transferi bir yatırım olarak görüyor. Türkiye'de ise transfer çoğu zaman harcama olarak kalıyor.
Avrupa'da futbolcu, değeri artırılacak varlık olarak görülüyor, Türkiye'de ise çoğu zaman bütçeyi zorlayan gider kalemine dönüşüyor.
Bu yüzden Avrupa'nın birçok kulübü her sezon transferden milyonlar kazanırken, Türk kulüpleri giderek büyüyen borç yükü altında mücadele ediyor.
Yani: Asıl fark futbolcularda değil, futbola bakış biçiminde yatıyor. Günümüz futbolunda kupaları büyük yıldızlar değil, güçlü kurumlar kazanıyor.
Türkiye'nin en çok ihtiyaç duyduğu transfer, yeni bir santrafor ya da kanat oyuncusu değil. Asıl transfer edilmesi gereken, Avrupa'nın kurumsal futbol aklı….
Mehmet Ali Gürbüz
Odatv.com