Son dönemde gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nin ardından Türkiye'nin savunma politikasındaki olası tercihler kamuoyunda geniş bir tartışma alanı buldu. Türkiye'nin elindeki Rus menşeili S-400 füze savunma sistemlerinin Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) transfer edilebileceğine dair iddialar, jeopolitik ve askeri uzmanlar tarafından mercek altına alındı. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, bu sistemin yalnızca basit bir mühimmat veya silah teslimatından ibaret olmadığını, Türkiye'nin savunma mimarisindeki kilit bir faktör olduğunu dile getirdi.
TAKTİK VE OPERATİF ÖZELLİKLER ÜST SEVİYEDE
Gürdeniz, S-400 sisteminin sunduğu teknik yeteneklerin göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Sistem parametrelerinin muadillerine kıyasla oldukça gelişmiş olduğunu ifade eden Gürdeniz, S-400'ün 400 kilometrelik geniş bir etki menziline ve 360 derecelik dairesel tarama açısına sahip olduğuna dikkat çekti. Amerikan üretimi Patriot sistemlerinin yalnızca 120 derecelik açıları tarayabildiğini hatırlatan Gürdeniz, Ayrıca S-400’ün bağımsız çalışabilmesinin yanı sıra hava kuvvetlerinin istihbarat ve keşif altyapılarına da entegre edilebildiği vurgulandı.
STRATEJİK POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ RİSKLERİ
S-400 tedarikinin 15 Temmuz sonrasında Türkiye için önemli bir paradigma değişimi ve dış politikada bağımsız duruş sembolü olduğunu belirten Gürdeniz, bu hava savunma imkanının elden çıkarılmasının ciddi bir caydırıcılık kaybı yaratabileceğini savundu. Sistemlerin BAE gibi Libya, Doğu Akdeniz ve Sudan gibi sahalarda Türkiye'nin stratejik çıkarlarının karşısında yer alan bir ülkeye aktarılması fikrini eleştiren Gürdeniz, resmi kurumlarca henüz doğrulanmamış bu adımın atılması halinde milli menfaatler yönünden ciddi hatalara yol açabileceğini ifade etti.
ABD-İSRAİL ORTAKLIĞI VE ABD MOTOR TEDARİKİ
Konuşmasında ABD ve İsrail arasındaki savunma iş birliğine de dikkat çeken Gürdeniz, iki ülkenin yapay zeka destekli ve atmosfer dışı balistik hipersonik füze sistemlerine karşı geliştirilen "Arrow 5" projesinde ortak üretime geçme kararı aldığını hatırlattı. ABD Kongresi'nde kabul edilen Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) kapsamında ABD-İsrail AR-GE iş birliğinin pekiştiğini vurguladı.
Türkiye’nin ABD ile ilişkilerine dair değerlendirmesinde Gürdeniz şu konuların altını çizdi.
“ABD tarafından sağlanacak F-110 motorları konusunda Türkiye’nin talep ettiği 80 adet motorun tamamının aynı anda teslim edileceğine dair bir güvence bulunmamaktadır. Aksine, Washington’un bu tür kritik askeri tedarikleri siyasi konjonktüre göre parça parça, kısıtlı sayılarda ve tamamen kendi stratejik önceliklerine göre sevk etmesi kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla bu konuda uzun vadeli ve kesintisiz bir tedarik garantisinden söz etmek gerçekçi değildir.
Bu nedenle Türkiye, bir taraftan mevcut F-16 filosunun idamesini sağlarken, diğer taraftan KAAN Milli Muharip Uçağı’nın geliştirilmesi için ABD dışındaki motor ve teknoloji alternatiflerini de kararlılıkla değerlendirmelidir. Savunma sanayisinde tek bir ülkeye veya tek bir tedarik zincirine bağımlılık, stratejik özerklik açısından ciddi riskler doğurur.
Ayrıca F-35 programının yeniden gündeme getirilmesi üzerinden oluşturulan “Türkiye yeniden Batı eksenine dönüyor” algısının dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Türkiye’nin dış politika ve savunma stratejisi, platform merkezli değil milli çıkar merkezli olmalıdır. F-35 verilmesi ya da verilmemesi, Türkiye’nin jeopolitik yönelimini belirleyecek temel unsur haline getirilmemelidir.
Nitekim F-35 programı da bugün tartışmasız bir başarı hikâyesi değildir. Programa dahil birçok ülke yüksek işletme maliyetleri, bakım-idame sorunları, yazılım bağımlılığı, yedek parça temini ve operasyonel kısıtlamalar nedeniyle çeşitli eleştiriler yöneltmiş; bazı ülkeler ise tedarik planlarını azaltmış veya projeden çekilme yönünde kararlar almıştır. Bu tablo, Türkiye’nin savunma planlamasını dışa bağımlılığı artıracak beklentiler üzerine değil, milli sanayisini güçlendirecek ve stratejik bağımsızlığını pekiştirecek bir perspektifle yürütmesinin zorunlu olduğunu bir kez daha göstermektedir. “
“DEVLET AKLIYLA DÜŞÜNÜLMEDİ”
Emekli tuğamiral Türker Ertürk de, YENİÇAĞ’a yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin Rusya’dan tedarik ettiği S-400 hava savunma sistemleri ile ABD liderliğindeki F-35 savaş uçağı projesinden çıkarılmasına ilişkin süreç hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu. Ertürk, hava savunma sistemi alımında kurumların koordinasyonu ve stratejik analizler yerine anlık siyasi kararların belirleyici olduğunu ifade etti. “Devlet aklıyla düşünülmedi” dedi.
Ertürk, “2018’de, 8 yıl önce konu hakkında Oda TV’de yazdığım yazıda S-400’lerin iptal edileceğini söyledim. Yandaşların saldırısına uğradım” dedi.
Savunma sistemlerinin tedarik süreçlerinde Genelkurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı gibi kurumların ortak analiz yapması gerektiğini vurgulayan Ertürk, S-400 alımında bu mekanizmanın işletilmediğini vurguladı. 2012 yılında Suriye sınırında yaşanan uçak düşürme hadisesinin ardından hava savunma ihtiyacının gündeme geldiğini hatırlatan Ertürk, Çin ile yapılan ilk ihalede teknoloji transferi ve açık mimari avantajı bulunmasına rağmen sürecin iptal edilerek milli proje vaadinde bulunulduğunu ancak bu vaatlerin yerine getirilmediğini kaydetti.
NATO SİSTEMİ BİR BÜTÜN OLARAK ÇALIŞIYOR
S-400 sistemlerinin entegrasyon imkânı bulunmadığı için depoda bekletildiğine dikkat çeken Ertürk, NATO hava savunma ağının bir bütün olduğunu ve sisteme uyum sağlamayan yapıların stratejik bahanelere zemin hazırladığını belirtti. F-35 projesinden çıkarılmanın yalnızca uçak kaybı anlamına gelmediğini vurgulayan emekli amiral, Türk savunma sanayisinin F-35 üretim bandındaki payını kaybetmesi sebebiyle ciddi gelir kaybına uğradığını aktardı.
S-400’lerin üçüncü ülkelere satılması veya devredilmesi yönündeki iddialara da değinen Ertürk, uluslararası silah ticaretinde yer alan "son kullanıcı belgesi" (end-user certificate) kuralını hatırlattı. Rusya’nın müsaadesi olmadan bu sistemlerin başka bir ülkeye devredilmesinin hukuken ve diplomasi açısından mümkün olmadığını belirten Türker Ertürk, savunma politikasında akılcı ve kurumsal adımlar atılmasının şart olduğunu sözlerine ekledi.
SÜRECİN FATURASI TÜRK MİLLETİNE KESİLDİ
Sürecin toplam faturasına da dikkat çeken Ertürk, yapılan stratejik hataların faturasının doğrudan Türk milletine kesildiğini belirtti. S-400 alımı için harcanan kaynağın heba olmasının yanı sıra F-35 programı için ödenen paraların henüz geri alınamadığını vurgulayan emekli amiral; aynı zamanda Türk şirketlerinin yerli parça üretimindeki paylarını kaybetmesiyle katlanarak büyüyen bir mali zararın doğduğunu dile getirdi.
S-400’lerin Birleşik Arap Emirlikleri’ne satılacağı iddiasına da değinen Ertürk, ABD müttefiki olsa da BAE’nin bir NATO ülkesi olmadığı için S-400’lerin kullanımının orada imkansız olmadığını belirtti. “Öte yandan Rusya buna müsaade eder mi ondan emin değilim” ifadelerini kullandı.
“KONU HAKKINDA BİLGİ KİRLİLİĞİ VAR”
Emekli diplomat ve uluslararası ilişkiler uzmanı Engin Solakoğlu da, “Türkiye’de ve dünyada yaygın bir eğilim var. Bütün meseleler o anki fotoğrafa bakılarak yorumlanıyor. Böyle olunca da ortaya bellekten beslenmemiş yargılar çıkıyor” ifadelerini kullandı.
S-400’lerin Türkiye’nin hava savunması için değil, tek bir binayı korumak için alındığını belirten Solakoğlu. 780 bin km2 yüzölçümüne sahip bir ülkenin hava sahası tek bir S-400 bataryasıyla korunamayacağını söyledi. S-400’lerin verilmesi halinde Yunanistan’ın durdurulamayacağı yorumlarının ise gerçeği yansıtmadığını vurguladı.
S-400 bataryasının üçüncü bir ülkeye verilmesi/satılması konusundaki tartışmalarda da bilgi kirliliği yaşandığını belirten Solakoğlu, “Öncelikle ülkeden ülkeye silah satış sözleşmelerinin neredeyse tamamında geçerli bir unsur var. End User Agreement. Bunun anlamı basitçe size satılan silahı başka bir ülkeye satabilmeniz veya verebilmeniz için satıcı ülkenin izni gerektiği. S-400 bahsi NATO Zirvesi ve ABD’ye yaranma ortamında açıldığında bir sürü çalçene bunu bilmeden konuştu. Neyse ki Rusya bir açıklama yaptı da ve bu yorumları sona erdirdi. Rusya “bu konuyu tartışıyoruz, konuşuyoruz” dedi. Doğrusu da bu. Rusya izin vermeden bu bataryayı değil Birleşik Arap Emirlikleri’ne, hiçbir yere gönderemezsiniz.” İfadelerini kullandı.
“S-400 ÇOK ETKİLİ BİR SİLAH”
“Şunu bilelim. Her ne kadar şimdi S-500 geliştiriliyor dense de, S-400 çok etkili bir hava savunma silahı. Rusya elbette bunlardan yüzlerce üretemiyor. Her yıl belirli sayıda batarya üretme kapasitesine sahip. Bir anlamda kuyrukta satıyor. Üstelik, şimdi Rusya içlerine NATO destekli Ukrayna saldırılarının artmasıyla birlikte kendi ihtiyacı da büyüyor. Rusya bu bataryanın üçüncü bir ülkeye verilmesindense kendisine iade edilmesini tercih edebilir. Bu işin Rusya tarafı” diyen Solakoğlu, CAATSA yaptırımlarına da değindi. S-400 ve yaptırımlar konusunda eski ABD Başkanı Clinton’un konuşmalarını değerlendirmeye dahil eden Solakoğlu, “.Zurnanın zırt dediği yeri açıkça belirtiyor. Sorun bir tane S-400 bataryasında değil, o bataryanın kurulduğu “müttefik” ülkede. ABD teknolojisiyle ilgili bilgi toplayıp Rusya’ya aktarmasında değil. Asıl mesele, hikâyede bulunan yerin önündeki kaldırımda Rusya’nın seyyar tezgâh açması. ABD’nin bu yaptırımlarının asıl sebebi bu. O yüzden de, esas olarak ABD’nin pazarı niteliğindeki BAE seçeneği, otomatik olarak Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarının kaldırmasını sağlamayabilir. BAE’nin bu alıma ne kadar istekli olacağı da ayrı bir konu” sözlerini söyledi.
YAPTIRIMLAR, BİR YASANIN ÜRÜNÜ
Yaptırımların Kongre’den çıkan bir yasanın ürünü olduğunu, Trump’un veya yönetimin kararıyla kalkamayacağını hatırlatan Solakoğlu, “Şu an Trump’ın güçlü göründüğü Kongre’de dengelerin Kasım ayındaki ara seçimlerin ardından değişme olasılığı yüksek. Yani bu konu hâlâ Nasreddin Hoca’nın komşunun koyunlarının geçerken bırakacağı yünlerle zengin olmayı umduğu fıkrasını hatırlatıyor” diyerek sözlerini noktaladı.