Ana içeriğe geç

Satılmış değil; çalınmış toprak!

Aydanur Çakır 'Satılmış değil; çalınmış toprak!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Satılmış değil; çalınmış toprak!
Yeni Akit Gazetesi
16

İşte o yazı;

“Hz. Adem’in ayak izi, Hz. Süleyman’ın tahtı, Hz. Meryem’in gözyaşı, Hz. İsa’nın gökyüzüne çekildiği billur burç, İsra ve Miraç mucizelerinin canlı şahidi, Hz. Ömer’in pervasız adalet rüzgârı, Sultan Baybars’ın kara sevdası, Sultan II. Abdülhamid’in gözdesi, şehitler bargâhı, veliler dergâhı…” Kudüs…

Şimdi garip. Sultan Abdülhamid’in Kudüs demiryolu istasyonundaki Kudüs yazısı da gurûba duran Osmanlı güneşinin hüznünü taşıyor şimdi…

***

Takvimler 1258’i gösterdiğinde Hülâgû, Bağdat’ı yağmalar. Dicle Nehri’nden günlerce kan ve mürekkep akar. Ve Bağdat susar.

Sessizliğe gömülen halka, beldenin en büyük âlimi ile görüşmek istediğini haber verir Moğol hükümdarı. “Kadıhan” adlı genç bir medrese hocası ile görüşen Hülâgû ona iki soru yöneltir;

“Beni buraya getiren sebep nedir?”

“Seni buraya bizim amellerimiz getirdi” der Kadıhan; “Biz ukbâyı ihmal edip sefaya daldık. Cenab-ı Hak da bize verdiği nimetleri almak üzere seni gönderdi.”

“Peki, beni buradan kim gönderebilir?” dediğinde aldığı cevap ibretnümadır;

“O bize bağlı. Biz birbirimizle uğraşmayı bırakıp kendimize dönmeyi başarırsak sen bu topraklardan arkana bile bakmadan dönüp gidersin!”

Bugün Moğol ordusunun yerini İsrail askerleri, Hülâgû’nun yerini Netenyahu aldı. İsimler değişti; fakat tarih acı sayfalarını yazmaya devam ediyor…

Mustafa Armağan kaleminden “Çalınan Toprak/ Filistin’in Sömürgeleştirilmesi” adıyla Duruş yayınlarından çıkan kitap ise Kadıhan misali bize ve kutsal beldemize neler olduğunu gür sedasıyla haykırıyor.

Buyurunuz vakit kaybetmeden bu dâvûdî sese kulak verelim.

Filistinliler topraklarını Yahudilere sattı mı; yoksa Filistinliler zalimler elinde satıldı mı?

Gazze’de 1948’den beri katliamlar devam ederken hâlâ acımasızca “Onlar toprak sattı!” diyenlere Osmanlı tokadı aşkediyor müellif.

1922’de İngilizler Filistin’de bir sayım yapıyor. Bu sayımda 757 bin nüfusun 663 bini Arap, 83 bini Yahudi. Nüfus dengesinin nasıl zaman içinde altüst edildiğini buradan anlayabiliriz. Nazizm’le bağlantılı olarak orada bir operasyonu başlatılır. Önce toprak operasyonu sonra demografik operasyon.

1948’den itibaren bugün 10 milyon Filistinlinin 6 milyonu topraklarından zorla çıkarılıp başka yerlere sürülmüş durumda. İsrail’in kurulmasına 1 ay kala Deyr Yasin Köyü katliamının ardından 531 Arap köyünü silah zoruyla boşaltıp topraklarına el koydular. 78 yıldır Filistin’de katliam ve yağma faaliyeti yapanlara tek laf etmeyip bu yalanı söylemek nasıl bir zalimliktir?

Oysa Filistinlilerin Yahudilerle çatışması, topraklarının Yahudiler tarafından ellerinden alınması tehdidi üzerine başlamıştır (F. Armaoğlu). Filistinliler topraklarını satacaklarsa neden savaştılar?

Acı olan şu ki: Onların yalanını bile ne kadar inandırıcı söyledikleri bir zamanda biz doğrumuzu o inandırıcılıkta söyleyemiyoruz!

Bir noktaya dikkatimizi teksif etmemizi istiyor müellif; Avrupa’daki antisemitizmin tarihi anlaşılmadan Filistin’deki Yahudi sorununun ne olduğu anlaşılamaz! İslam dünyasında bir antisemitizm hiçbir vakit olmadı. Hatta birçok Yahudi kalem, Yahudilerin ve bütün milletlerin en fazla rahat ettiği idarenin İslam olduğunu yazar. Hz. Ömer (ra), Kudüs’ü fethettiğinde Babil ve Roma krallıkları tarafından kovuldukları için orada Yahudi nüfusu kalmamıştı. Hz. Ömer Yahudilerin oraya dönmesine ses etmedi. İslam dünyasında dışlama hiçbir millete karşı olmamışken Avrupa’da asırlar boyu Yahudiler ötekileştirildi; gettolarda oturtuldu. Şehre girdiklerinde ise yakalarında sarı kurdele takmaları zorunluydu.

Peki nasıl oldu da Avrupa’daki Yahudi sorununun faturasını İslam dünyası ödedi? “Temel soru işte budur!”diyor yazarımız.

İsrailli Filozof Ahad Ha’am, bu akıl almaz sapkınlığı “Yahudiler sürgündeki topraklarda köleydi ve birden özgürlüklerine kavuştular; bu değişiklik onlarda despotizm eğilimini uyandırdı” sözleriyle dile getiriyor.

2 Kasım 1917. Bu tarihte iki mühim hadise meydana geldi. Birincisi Kudüs’ün düşmesine yol açan Birüsseba yenilgisi. Başında İsmet İnönü’nün olduğu 3. Kolordu o gün vahim bir hata yaparak İngilizlerin savunma hattımızı yarmasına izin verdi. “ Zafersiz kahraman İnönü” ise bu yenilgi sonrası yaveri Vacid Asena’nın atına binerek meydanı terk eder!

Diğer önemli vaka İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour’un Siyonistlerin temsilcisi Rothschild’e bir mektup göndererek Yahudi devletinin kurulmasını desteklediğini yazmasıdır. Balfour Deklerasyonu’nu çok iyi okumalıyız. Artur Koestler’in ifadesiyle “Bir millet, ikinci bir millete üçüncü milletin topraklarını vadetti.” Yani İngilizler, Yahudilere kendilerinin olmayan Filistin halkının toprağını vaat ediyordu; daha garibi vaat edilen toprak Osmanlı İmparatorluğu’nun toprağıydı.

Neden kendi topraklarından biri değil de Osmanlı toprağı? Ve nedir bu tesadüf?

Siyonizm sadece toprakları işgal etmez; zihinleri de işgal eder!

İşte bir mankurtlaşma operasyonu daha; “Araplar bizi arkadan vurdu!” Peki, Arapları alınlarından vuranların içimizdekiler olduğundan neden bihaberiz?

Çanakkale’de Sarıkamış’ta bizimle omuz omuza çarpışan Arap askerleri nasıl olmuştu da ihanete karışmıştı? Orada tüten “Arap Ruhu” nu kim katletti?

Falih Rıfkı Atay, “Zeytindalı” adlı kitabında o ihanetin fitilini kimin tutuşturduğunu cesurca âgâh ediyor.

Kral Abdullah’ın dediği gibi; “Hz. Osman nasıl fitne ile Müslümanlar arasında bir sınır idiyse Sultan Abdülhamid de o çağdaki fitnelerin perdesiydi. O perde yırtılınca fitneler ortaya çıktı!”

Abdülhamid Han, Siyonizm tehlikesini fark etmiş, Filistin yönetimini bizzat Yıldız Sarayı’na bağlamış, bir baba gibi mukaddes topraklara halel gelmesin diye çırpınmıştı. Lakin ardından gelen tiriumviradan Cemal Paşa rolünü iyi icra ediyor; Arap ileri gelenlerine kök söktürüyordu. Yıkılmaz denilen Osmanlı Kalesi 4 yıl içinde nasıl çatır çatır çöküyordu? Cemal Paşa Arapları “zalim tehcir hareketi”, tedhiş ve silahlarla Türkleştireceğine inanmıştı! Sonuç: Arap topraklarının büsbütün kaybı ve Filistin’de hâlâ kanayan yara olacaktı.

İlan Pappe daha da acı bir noktaya dikkatlerimizi celbediyor; “Müslüman Araplara kan kusturan Cemal Paşa, nedense Siyonist yerleşimcilere daha iyiliksever davranıyordu. Yoksa” diyor Pappe “bunun sebebi Cemal Paşa’nın eşinin Yahudiliği olmasın?”

Astığı astık kestiği kestik paşamız yalnız Filistin ve Suriye’yi değil; İngilizler gelmeden ana vatanı da terk edecekti.

Rol bitmiş miydi?

İslamsız milliyetçiliğe giden yol nasıl döşenmişti? Munis Tekinalp adıyla kendini kamufle eden Yahudi hahamın oğlu Moiz Kohen nasıl olmuştu da Türkçüğün öncülüğünü yapabilmişti?

7. Ordu’nun trajikomik geri çekilme “başarısı” ve General Erikan’ın tespitiyle “çekilmelerinden belli olan güçlü komutanlar” da elinizdeki bu kıymetli eserde!

Avi Shlaim’ın deyişiyle; “Tarih, muzafferlerce yazılan bir propagandadır!”

Her şeye rağmen hâlâ Kudüs’te Osmanlı “güç ve kuvvet” demektir; Mescid-i Aksa’da sizi gören delikanlıların pazusunu şişirmesi; sert adımlarını yere vura vura Osmanlı asker yürüyüşünü sergilemesi bundandır.

II. Abdülhamid’in Siyonizm’le dansı, Theodor Herzl ile görüşmeleri ve Kudüs hassasiyeti bu kitapta. Siyonizm’in kurucusu Herzl’i soyunu kurutan lanet çemberi de!

Abdülhamid’i tahtan indirilmesinin Selanikli Yahudileri sevince gark ettiğini duymuş muydunuz? Rıfat Bali’nin aşikar ettiği hakikat; “Osmanlı subaylarından oluşan bir heyet Selanik Yahudilerine Osmanlı İmparatorluğunun gelişmesi adına döktükleri kan için teşekkür etmişti.”

Ah yakan tarih!

Bu vakadan sonra Enver Paşa’nın “En seçkin askerlerimiz arasındadır” dediği Yahudiler, sinsice ordumuza sinmiş ve Filistin’de yaptıkları gibi ev sahibini en yüzsüz şekilde kapı dışarı etmişlerdi. 28 Şubat döneminde Peygamber Ocağı ordumuzda namaz kıldığı için kimlerin askerlerimizi fişleyip sorgusuz sualsiz ihraç ettiğini; annelerin evlatlarının törenlerine başı örtülü olduğu için katılamadığı günleri şimdi daha anladık değil mi?

Birkaç yakıcı başlık daha:

-Kafkas İslâm Orduları komutanı Nuru Paşa’nın Haliç’teki silah fabrikasıyla beraber havaya uçurulmasının ardındaki herkesin bildiği o sır neydi?

-İsrail’i ziyaret eden ilk “İsrail Başbakanı” kimdi?

-ABD başkanı Kennedy suikastının sır perdesi!

Kitapta âtinin tarihi ile de karşılaşınca şaşırmayınız; zira Churchill’in ifade ettiği üzere “Ne kadar geriye bakarsanız bir o kadar ileriyi görürsünüz.”

Ömrünü Siyonizmle mücadeleye adayan Cevat Rifat Atilhan, düşünme kapasitemizi felç etme üzerine kurulu Siyonizm’in efsanelerini çökerten büyük yazar Garaudy’i ve Filistin davasını Batı’ya duyuran Edward Said’i unutmuyor yazarımız.

Hülâsa etmekte oldukça zorlandığım, satırlara rapt olacağınız bu esere sakın geç kalmayınız.

Kaynağa Git

İlgili Haberler