Ana içeriğe geç

Futbolun Jeopolitiği: İspanya-Arjantin finali ve küresel güç mücadelesi

Futbol, bazı kişiler tarafından yalnızca bir eğlence aracı olarak görülse veya sevilmese de, modern toplumlarda sosyolojik, siyasi, ekonomik ve kültürel boyutları olan önemli bir gerçekliktir. Milli takımlar ülkelerin kimliklerini, değerlerini ve uluslararası konumlarını da yansıtan sembollerdir

Futbolun Jeopolitiği: İspanya-Arjantin finali ve küresel güç mücadelesi
Aydınlık
16

2026 Dünya Kupası, 19 Temmuz’da İspanya ve Arjantin arasında oynanan final maçı ile sona erdi. ABD’nin New Jersey eyaletindeki East Rutherford şehrinde bulunan Met Life Stadyumu’nda oynanan maçı dünyada yaklaşık 2 milyar kişi televizyondan izledi. Maçı başından sonuna kadar üstün bir şekilde oynayan İspanya, Arjantin’in sert ve çirkin futbolu karşısında birçok net gol pozisyonu bulsa da aradığı golü bulamadı ve karşılaşmanın normal süresi 0-0 sonuçlandı. Uzatma dakikalarının 106. dakikasında Ferran Torres’in attığı golle maçı 1-0 İspanya kazandı ve Dünya Kupası’nı ikinci kez müzesine götürdü.

ARJANTİN OYUNU ÇİRKİNLEŞTİRDİ

Yüzde 60 topla oynama oranına sahip olan İspanya pozisyon oyunu anlayışıyla Arjantin’e maç sırasında hiç top oynatmadı ve Arjantin İspanya’nın kalesine gidemedi. 90 dakikanın sonunda Arjantin, İspanya kalesine hiç şut çekemedi ve Dünya Kupası tarihinde final maçının 90 dakikalık bölümünde şut çekemeyen ilk takım oldu. Uzatma dakikalarında İspanya kalesine sadece iki şut çekebilen Arjantin’in bu şutları da kaleyi bulmadı. Bu istatistikler bile tek başına Arjantin’in neden finalde olmaması gerektiğini gösteriyor. Daha önceki yazılarda Arjantin’in FIFA tarafından kollandığını ve oynadığı futbolla finale çıkmayı hak etmediğini belirtmiştim. Eğer Arjantin’in oynadığı maçlar adil bir şekilde yönetilseydi Arjantin’in Yeşil Burun Adaları’na, Mısır’a ya da İngiltere’ye elenmesi gerekirdi. Arjantin’in final maçında İspanya karşısında futbol oynayamaması ve Messi’nin etkisiz kalması karşısında futbolseverler zevkli ve kaliteli bir final maçı izleyemedi.

Arjantin maç sırasında futbol adına bir şey ortaya koyamadığı gibi bir de oyunu çirkinleştirdi. Arjantinli futbolcuların saldırgan ve sert oyun anlayışına turnuva boyunca hoşgörü gösteren hakemler final maçında buna çok fazla göz yummadı. Yine de Sloven hakem Slavko Vincic’in kusursuz bir maç yönettiğini söylemek çok zor. Bu maçta bile Arjantinli futbolculara yeteri kadar kart gösterilmedi. İspanyol oyunculara maç sırasında hiç kart gösterilmezken Arjantinli futbolcular maç sırasında 5 sarı ve 1 kırmızı kart gördü. 90+3’te Arjantinli Enzo Fernandez Cubarsi’ye öyle sert bir faul yaptı ki İspanyol oyuncu havada savrularak yere düştü. Bu pozisyonda ikinci sarı kartını gören Fernandez kırmızı kart ile oyun dışında kaldı. Arjantinli Paredes de sert oyunundan dolayı maç sırasında birçok kez kart görmesi gereken bir futbolcuydu ancak maç sırasında sadece bir sarı kart gördü. Vincic, Paredes’i de oyundan atsaydı Arjantin 9 kişi kalacaktı ancak onu oyundan atacak cesareti gösteremedi.

Ana akım spor yorumcuları ve Messi’yi futbol ilahı olarak gören bazı futbolseverler final maçındaki futbolun ve yaşanan olayların Arjantin’e yakışmadığını söylüyor ancak bu çevreler Arjantin’in turnuva boyunca FIFA tarafından korunup kollanmasını, Arjantin lehine verilen haksız kararları, Arjantin’in oyunu çirkinleştiren hareketlerini hep görmezden geldi. Arjantin’in maçlarını Messi sayesinde ve son dakikalarda oynadığı baskılı futbolla kazandığını iddia etti. Arjantin’in maçlarına bir bütün olarak bakarsanız her oynanan maçta Arjantin lehine kararlar verildiğini rahat bir şekilde görebilirsiniz. Ne yazık ki Messi’nin büyüleyici yeteneği bazı insanların gerçekleri görmesinin önüne geçiyor.

FIFA YOZLAŞIYOR

Arjantinli futbolcular maç sırasındaki kirli oyunu yetmezmiş gibi maç sonunda da saldırganlıklarını sürdürdü. Bazı Arjantinli futbolcular İspanyol oyunculara bir kafes dövüşçüsü gibi fiziki saldırılarda bulundu. Paredes, İspanyol oyuncu Garcia’nın boğazını sıktı ve Gavi’ye yumruk attı. Arjantinli Molina ise İspanya kaptanı Rodri’nin karnına yumruk attı. Tüm bu olanlara rağmen bu Arjantinli futbolculara kırmızı kart gösterilmedi. FIFA disiplin komitesi, maç sonrasındaki olaylarla ilgili soruşturma açtığını söylüyor ancak futbolseverler artık Infantino’nun başında olduğu FIFA’ya güvenmiyor.

Bu Dünya Kupası’nda birçok kişi FIFA’nın ne kadar yozlaşmış bir kurum olduğuna şahit oldu. ABD, daha turnuva başlamadan ırkçı ve ayrımcı vize ve güvenlik kısıtlamalarıyla Dünya Kupası’nı siyasallaştırdı. İran Milli Futbol Takımı, Meksika’da kamp yapmak zorunda kaldı ve oynadığı maçlar dışında ABD’ye giremedi. Afrika’nın en iyi hakemi seçilen Somalili Ömer Artan’ın ABD’ye girişine izin verilmedi. FIFA, bu olay karşısında hakemini koruyamadı. FIFA’nın Balogun’un kırmızı kart cezasını ABD Başkanı Trump’ın talimatıyla ertelemesi turnuvada yaşanan rezilliklerin en göze çarpanıydı. Milyonlarca insan bu rezilliklerin Dünya Kupası’na gölge düşürdüğünü gördü. İspanyol Torres’in 106. dakikada attığı ve İspanya’ya kupayı getiren gol tüm bu rezilliklere ve haksızlıklara karşı atılmış bir goldü.

SİYASETİ SPORA ALET EDENLER

Birçok spor yorumcusu ve futbolsever 2026 Dünya Kupası boyunca siyasetin spora alet edilmesini eleştirdi. Hiç şüphesiz bunun en büyük sorumluları ABD Başkanı Donald Trump ve FIFA Başkanı Gianni Infantino’dur. İspanya-Arjantin maçının ardından yapılan kupa töreninde sahneye çıkanInfantino veTrump futbolculara madalyalarını verdi. İki Arjantinli futbolcu Martinez ve Romero madalyalarını aldıktan sonra Trump’ın elini sıkmadı. Trump’ın Dünya Kupası’nı İspanya’ya verdiği an ise tarihi bir andı. Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in anti-emperyalist duruşunu eleştiren, “İspanya umutsuz bir vaka, onlarla hiçbir şey yapmak istemiyorum” diyen Trump İspanya Milli Futbol Takımı’na Dünya Kupası’nı kendi elleriyle vermek zorunda kaldı. Dünya Kupası’nı elinde tutan İspanya kaptanı Rodri, Trump’ı nazikçe kutlama sahnesinin dışına çıkması için yönlendirdi. Infantino da Trump’ı sahneden indirmeye çalıştı ancak ABD Başkanı sahnede kalmakta ısrar edince çok garip bir görüntü ortaya çıktı.

Milyonlarca kişinin izlediği bir törende Trump’ın sahnede kalmak istemesi kişisel bir tercihten çok siyasi bir tercih olarak görülebilir. Bunu sporun siyasallaşması kapsamında kullanılan çok önemli bir kavramla açıklayabiliriz: Spor yoluyla itibar aklama (sportwashing). Bu stratejiye göre, otoriter ve baskıcı hükümetler, şirketler veya bazı gruplar, kamuoyundaki itibarlarını iyileştirmek için sporun yaygınlığını ve çekiciliğini kullanır. 1934 Dünya Kupası’nda faşist lider Benito Mussolini, bu turnuvayı İtalya’yı güçlü ve modern bir ülke olarak göstermek için siyasallaştırmış ve İtalya’nın kupayı kazanması için elinden geleni yapmıştı. 1934 Dünya Kupası’nda oynanan İtalya-İspanya çeyrek final maçında İtalyan futbolcular son derece sert bir oyun ortaya koymuş ve birçok İspanyol futbolcu sakatlanmıştı. Berabere biten bu maçın ardından tekrar oynanan İtalya-İspanya maçını İtalya 1-0 kazanmıştı. Siyasi baskı altında oynanan bu turnuvada hakemler sert futbol oynayan İtalya’ya karşı hoşgörü göstermişti ve İtalya lehine kararlar vermişti.

1978 yılında oynanan Dünya Kupası da benzer bir atmosferde düzenlenmişti. FIFA yönetimi, ABD ve Arjantin devlet başkanı Videla hep birlikte iç siyasette kirli bir savaş yürüten Arjantin’in Dünya Kupası’nı kazanması için çaba sarfetmişti.Amaç, Dünya Kupası’nı Arjantin’e vermek ve Arjantin’e spor yoluyla itibar kazandırmaktı. 1978 Dünya Kupası’nı kazanan Arjantin Milli Futbol Takımı’na kupayı, darbeyle iktidara gelen General Jorge Rafael Videla takdim etmişti.Gördüğünüz gibi spor tarihinde otoriter rejimlerin spora müdahale edip sporu siyasallaştırdığına dair birçok örnek var.Dolayısıyla, 2026 Dünya Kupası’nda ABD’nin kısıtlayıcı politikalar uygulaması ve Trump’ın ön planda olmak istemesi şaşırtıcı değil.

SANCHEZ’İN İSPANYASI VE MILEI’NİN ARJANTİN’İ

İspanya ve Arjantin arasında oynanan ve milyonlarca kişinin izlediği Dünya Kupası finali en başından beri siyasallaşmış bir turnuvanın son maçıydı. Bu kadar siyasallaşmış bir turnuvada, futbolseverlerin siyasi olarak kutuplaşması da kaçınılmaz oldu. Şu anda dünyanın en büyük sorunları arasında yer alan Gazze soykırımı ve İran savaşından dolayı, birçok futbolsever Filistin’i devlet olarak tanıyan, Gazze soykırımına ve İran’a karşı savaşa çıkan Sanchez’in İspanya’sını destekledi. İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 2026 FIFA Dünya Kupası’nı kazanan İspanya’yı tebrik etti. Galibaf, bilinçli ve saygın İspanya halkının özgürlükçü ve boyun eğmez karakterine vurgu yaparken, Pezeşkiyan “Dost İspanya halkının ve hükümetinin sevinci, İran halkı ve hükümetinin de sevincidir” dedi. Gazze Şeridi’nde yaşayan ve kısıtlı imkanlarla final maçını izleyen Filistinliler, İspanya’nın kupayı kazanması sonrasında büyük bir sevinç yaşadı.

Javier Milei, İsrail’e verdiği güçlü destek ve kendisini Siyonist hareketin önemli bir destekçisi olarak tanımlaması, İran savaşında ABD’ye ve İsrail’e destek vermesi nedeniyle bazı futbolseverlerin Arjantin Milli Takımı’na olumsuz bakmasına veya mesafeli yaklaşmasına neden oldu. Netanyahu’nun Arjantin Milli Takımı’nı desteklediğini açıklaması bu olumsuz algıları daha da güçlendirdi. O yüzden bazı Arjantinli taraftarlar sosyal medyada İsrail’e destek vermediklerini ve Filistin’in yanında olduklarını belirttiler. Bu yüzden, Arjantin’in yenilgisi aynı zamanda Trump, Milei, Netanyahu ve Infantino’nun izlemiş olduğu siyasi çizgilerin de yenilgisi anlamına geliyor. İspanya’nın attığı gol sadece Arjantin’in kalesine değil sembolik olarak faşizmin kalesine de girmiş oldu.

Uluslararası ilişkiler, milli takımlara yönelik taraftar algısını kaçınılmaz bir şekilde etkiliyor. Hükümetlerle halklar arasında bir ayrım yapmalı ve bunları birbirine karıştırmamalıyız. Bu noktada, aşırı bir genellemeden yola çıkarak tüm Arjantin halkının ABD’yi ve İsrail’i desteklediğini, Filistin konusunda duyarsız olduğunu düşünmek son derece yanlış olur. Arjantin, sol-ilerici hareketlerin ve dünya düzenine yönelik muhalif görüşlerin güçlü olduğu bir ülkedir. Netanyahu’nun Arjantin’i desteklediğini açıklaması, İsrail’in spor yoluyla kendini aklama veya kendine itibar kazandırma çabasının bir ürünüdür. İsrail, savaş ve soykırım suçlarını Messi ve Arjantin hayranlığını kullanarak sporla aklamaya çalışmaktadır. Futbolseverlerin, Atlantik merkezli dış politika izleyen mevcut yönetimi eleştirmesi ve muhalif Arjantin halkını bunun dışında bırakması yerinde olur. Dünyada küresel güç dengesi Batı’dan Doğu’ya kayarken, Avrasya ülkeleri güçlenirken, BRICS ülkelerinin dünya ekonomisindeki ağırlığı artarken, Milei sonrası Arjantin’in BRICS’e yeniden yaklaşması ve Avrasya ile daha dengeli ilişkiler kurması ihtimal dâhilindedir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler